31 Ekim 2009

Çocuklar neden söz dinlemez?


İçtiğim suyu dudaklarımı büzüp yere boşalttım çok eğlenceli !!
Annem kızdı galiba güzel bakmıyor??
Yok yok kızmamış ben güldüm o da gülüyor :))


Kızamıyorum ki ona parmağımı uzatıp bir daha yapma demedim mi ben sana diye bağırsam çatılmış kaşlarla üstten baka baka neler hisseder minicik haliyle. Beceremiyorum da gülmeye başlıyor minik dağılıyoruz.

Annem bana söyleniyor bazen, ona Deniz şunu yaptı bunu yaptı çok yordu beni dersem, hiç kızmıyorsunuz azıcık kızıver gitmez bir daha oraya ellemez abajurları kabloları diye, ama yok olmuyor hem zaten işe de yaramıyor kızmak bağırıp çağırmak çevremdeki örneklerden görüyorum.

Göz ardı edilmeyecek bir şeyse yaptığı hoşuma gitmediğini anlıyor bazen masadan kaldırıyorum beğenmediğimi söylüyorum, henüz küçük ne kadar anlıyor bilmiyorum tabii.
Her zaman olumsuz davranışlarına tepki vermek dikkati çekmek yerine olumlu davranışlarını takdir etmek desteklemek gerekiyor.
Tamam süper anne çağdaş anne olayım benim çocuğum çok özgür yetişsin hiçbir şeyine hayır demeyeyim derdinde değilim yok zaten öyle bir şey varsa da sınırsız özgürlük belki çocuğun karakterine yapısına uymayacak her zaman aynı sonuçlar alınmayacak.

Kitabına göre çocuk büyütülmüyor sen kendini kalıba sokmuş oluyorsun sonuç alamayınca da başarısız bir anne miyim diye düşünürken buluyorsun kendini. Mutlaka faydaları oluyor kitapların insanın bakış açısını değiştiriyor fikirler veriyor ama kuralları şartları şurtları olmuyor uymuyor.

İç sesine, iç güdülerine güvenmek her çocuğun farklı olduğunu kabullenmek gerekiyor öncelikle, özellikle uyku konusunda acaba şunu mu denesem yok bu daha yumuşak bu yöntemi deneyeyim diye karar veremezken bir bakıyorsun geceleri seni perişan eden çocuk sabaha dek deliksiz uyumaya başlıyor, her şeyin bir zamanı olduğu gibi.

Leyla Navaro' nun kitabı Gerçekten Beni Duyuyor Musun? bir başvuru, arada alıp okunarak bilgilerin tazeleneceği bir kitap, iletişim üzerine çok güzel anlatımları var doğru iletişim kurmanın yollarının öğrenebileceğini bir çok örnek olay vererek anlatıyor hiç sıkmadan.


Önceden Deniz düştüğünde ya da kafasını çarptığında -ki gerçekten acımamışsa hiç ağlamaz kalkar oyununa devam eder- ağlarsa yok acımadı acımadı geçer canım, ağlama der ya da dikkatini başka yöne çekmeye çalışırdık hep öyle görmüşüz ya..
Çoktandır eğer ağlarsa ona sarılıp canın acıdı biliyorum acımıştır canım benzeri şeyler söyleyip teselli ediyoruz duygularını acısını inkar etmeden.
Sizin canınız yandığında birisi aynı şeyi yapsa ve yok canım niye acısın ki sen nereden anlayacaksın deyip elinize birşeyler tutuşturup al oyna bununla unut, tarzı davransa neler hissedersiniz.

Kitap biz büyüklerin özellikle çocuklardaki üzüntü, korku, kıskançlık gibi acı veren duyguları algıladığımız zaman kabul etmekten ve isimlendirmekten korktuğumuzu anlatıyor.
Çünkü kabul edersek veya isimlendirirsek bunların kalıcı olacağını, çocuğun mutsuz, korkak ya da kıskanç olabileceğini düşünürüz dolayısıyla inkar ederiz. Çocuğun duyguları üzüntüleri kendi boyuna göre gerçek ve geçerlidir, anlaşılmadığını gören çocuk bunu duyurmak için daha aşırıya kaçar, daha çok ağlayarak veya hırçınlık ederek kendini duyurmaya çalışır. Duygusunun kabul edildiğini hissederse rahatlar, daha kolay teselli bulur.

Sadece çocukla değil tüm sevdiklerimizle iletişim sorunlarına yönelik bir kitap; sadece söylenen sözcükleri duymayın ardındaki duygu dolu mesajları almaya çalışın, kendinizi dinlemekten çok karşınızdakinin aslında ne dediğini anlayın yanlış algılamadan.

29 Ekim 2009

Cumhuriyet' imizin 86.Yılı Kutlu Olsun!


Atatürk'e Göre Atatürk

İki Mustafa Kemal vardır;
Biri ben, et ve kemik geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu "ben" kelimesiyle ifade edemem. O, ben değil, bizdir. O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur.
Ben onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir.
O Mustafa Kemal sizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve muvaffak olması gereken Mustafa Kemal odur.



Bahçe Mimarı Mevlut Baysal anlatıyor: Çankaya Köşkü'nde bahçesini yapıyordum. Bir gün Atatürk, yaveri ve ben bahçede dolaşıyorduk. Çok ihtiyar ve geniş bir ağacın Atatürk'ün geçeceği yolu kapadığını gördük. Ağacın bir yanı dik bir sırt, diğer yanı suyu çekilmiş bir havuzdu.
Ata, havuz etrafındaki kısma yaslanarak karşı tarafa geçti. Derhal atıldım: "Emrederseniz derhal keselim Paşam."
Bir an yüzüme baktı, sonra: "Yahu, sen hayatında böyle ağaç yetiştirdin mi ki keseceksin!" ( Niyazi Ahmet Banoğlu )

28 Ekim 2009

Haftasonu.. Dağlar dağlar


Gezginin karnı doyduktan sonra gözü pabucunda olurmuş..
Deniz de o misal bütün gün gezsek hiç yorulmadan hoplaya zıplaya yoluna devam ediyor, hiç uyumadan huysuzlanmadan..
Pusette uyumak tarih oldu çoktandır geri gelir mi ki?


Cumartesi Petshop fuarı'ndaydık, Deniz'in arkadaşlarıyla buluşamadık geç gittiğimiz için önümüzde 2 yaş sendromu ve trafik vardı. Evden zamanında çıkmak bir hayal oldu giyinmiyor soyunmuyor kendi seçiyor kendi giymek istiyor "bem dendim bem dendim" beni de kendi giydirmek istiyor elimden tarağı alıyor sonra tokaları da istiyor sonra parfümü sonra kremi yine tarağı şapkasını çantasını yok öteki çantayı..çok komik hallerdeyiz..
Elif berbat trafik var deyince geri dönüp arabayı bırakıp Deniz'in de favorisi vapurla gittik.


Fuar alanı neden bu kadar havasız ve sıcak. Deniz'le kitap fuarına gittiğimizde de aynı durum vardı ancak yarım saat dayanabilmiştik.
Deniz çıldırdı bir sürü evcil hayvanı bir arada görünce özellikle de köpekleri, biraz daha kalsak bir köpek alıp çıkacaktık, günün birinde o da olur adı da Diego olur kimbilir..

Pazar günü Bozdağ, Gölcük. -buradan bilgi alınabilir-
Yol uzun muzun hava yağacak gibi ama düştük yollara hiç pişman olmadık.


En son Deniz daha akla bile düşmemişken Seren ve Serdar'la gidip bir gece kalmıştık kar soğuğunda..ne güzel günlerdi gece soğukta ateş başında sıcak şarap içip yine de ısınamayıp otelin bahçesinde göl kenarında top koşturmuştuk.
Kayak mevsimi başlamadan tam da bu zamanlarda sonbahar dinginliğinde gidilebilecek en güzel yerlerden geçen yıllara göre göl biraz kirlenmiş olmasına rağmen..

Kestane gürgen palamut altı yaprak üstü bulut gel sen burda derdi unut orman ne güzel ne güzel lay lay lom


Böğürtlenlerin de tadına bakmam lazım

Biraz da şebeklik



Göl manzaralı park bulmuşum oynamadan geçilir mi..




Bu da Deniz'den bir diyalog herşeye böyle cevap bu ara,
- deniz bak kozalaklara
- kokaka oodda *orada
- başka nerede var?
- oyda da
- başka?
- oyda da da

23 Ekim 2009

Boyalı kuş

Bir boyalı kuştum
Bir boyalı kuştum ben
Umut ettim çok
Çok hayal kurdum
Yükseklerde uçtum
Seni buldum
Ya da sen beni buldun
.....


Bu hafta anne-kız evde yalnızız, Ateş yurt dışında inşallah yarın gece gelecek,
iş çıkışı eve geldiğinde Deniz'le onun ilgilenmesi bana baya yardımcı oluyormuş her ayrılıkta daha iyi anlıyorum.


Bolca parmak boyası yaptık ortalık battı tabi ama kızım güzel eserler ortaya çıkardı benim parmağım olmayanları babaya göstermek üzere sergiye astık.
Daha önce fotograf çekememiştim bu sefer makinanın da boyanmasını göze alıp bolca çektim. Deniz çok eğlendi bıraksan akşama dek heryeri boyayacak öyle bir heves..


Kış kasveti gelmeden ne kadar dışarda olsak kardır deyip Deniz'in arkadaşlarına da rastlarız umuduyla her zamanki parka gittik, sahile çıktık çimenlerde koşturduk.
Ne kadar büyüdü sarı sıpam salıncakta minicik dururken dolduruyor şimdi.


Dün ve bugün toka sevdalısı oluverdi birden, takmamı istiyor sürekli, kafasına hiç birşey takamıyorduk şimdiye dek zaten o kadar ince ki saçları toka da durmuyor.
İnceleyip durdu saçlarını aynada çok hoşuna gitmiş olmalı hızını alamayıp öptü kendini.


Ve her uyku öncesinde, her sabah uyanışında babasını sordu ..

22 Ekim 2009

Bir "mim" dir

Ne anlama geldiğini bilmeyen bloglardan uzak olanlar için;
Blog mimi: Blog sahiplerinin genelde kimin ortaya attığı bilinmeyen merak ta edilmeyen her konuda olabilecek sorular ya da beğeniler vesaire üzerine bir yazı yazılması adına birbirlerine topu atmalarıdır.

Füsun'cum beni mim'lemiş 8 soruda, teşekkür ederim işte cevaplarım;

1. Bloguna neden bu ismi verdin?

Derin anlamlar yüklü, gizemli, yaratıcı bir isim değil görüldüğü üzere gayet yalın ve basit, fazla üzerinde düşünülmemiş.
Benim bloglarla alakam çok yakın bir arkadaşımın bebeği doğar doğmaz yurtdışına yaşamaya gittiğinde açtığı bloguyla başladı. Başka bloglardan haberim yoktu sadece onu izlerdim o zamanlar.

Deniz'e hamile kalınca ve daha 2-3 mm 'ymiş diye haber verince başka bir arkadaşım "bebek k'nın 2 mm maceraları" ismiyle -bebek k: bebek kumbaracı- bana bir blog açmış hadi yaz diye tutturdu. İyi de yapmış ki bugünlere geldim önceleri ayda yılda 1 yazarken zamanla alışkanlık yaptı ve blog başında buluverdim kendimi çok zaman..

Eşim ve ben denizle ilgili herşeyi sevdiğimizden miniğin de adı gibi denizkızı olmasını hayal ettik özgürce.
Doğumdan sonra blogun adı "Küçük Denizkızı'nın Maceraları"na dönüştü.

Adı üstünde Deniz'in yaşadıkları var burada, arada da annesinden kesitler.
Kayıt tutmakta ve arşivlemekte çok başarılı değilim istedim ki kızımın daha minicikken yaşadıklarını, anlarını unutmayayım, fotoğrafları kaybolmasın, şehir dışında yaşayan ailem ve uzaktaki yakın arkadaşlarım Deniz' in büyümesini görsün, ileride belki ona çok saçma gelecek anne nelerle uğraşmışsın dedirtecek ama benim için çok değerli ilk dişi ilk gülüşü nereleri gezmiş neler görmüş nasıl tepkiler vermiş kayıt altına almak istedim. Arada sıkılıp bıraktım sonra gene toparlandım. Öyle edebi şeyler yazayım diye uğraşmadım zaten beceremem içimden gelen gördüğüm yaşadığım aklıma gelenleri yazdım.

Anne bloglarına kadına bak çocuğunun herşeyini kakasına varana dek yazmış diyenler de oluyordur elbet. Ama blog dünyasının bu kadar geniş olduğunu bilmiyordum içine girmeden de bilinmiyor zaten, bloglar sayesinde normalde belki de hiç karşılaşamayacağım hiç görmediğim insanlarla iyi arkadaşlıklar kuracağım onları merak edip takip edeceğim, hatta yardım isteyip dertleşeceğim aklımın ucuna gelmezdi.
Neden blog yazmaya başladın sorusuna cevap gibi oldu bu..

2. Blog yazarken star tribiyle istediğin, olmazsa olmaz dediğin şeyler var mı?

Deniz derin uykuda olacak, eşim eğer evdeyse onun da bilgisayarla uğraştığı ya da uyuduğu zamanlar olacak.
Güzel bir çay ve yanında kurabiye de olursa hiç fena olmaz.

3. En son satın aldığın garip şey?

Tchibo' dan inek alarmlı süt termometresi.
Isınsın diye koyduğum sütü sürekli unutup ocak temizlemekten bıktığımdan görünce buna hemen atlamıştım, birkaç ay oldu heralde süt taşma noktasına gelince inek bağırmaya başlıyor fazla kullanmadım aslında, bu kadar gerekli bir mutfak aletim olduğunu unutuyorum genelde.

4. Şeker gibi olduğun anlar?

Ne desem..
Değişiyor aslında ama genelde arkadaşlarımla akşam çıktığımda, çok sevdiğim bir arkadaşımla görüştüğümde, uzuunca kollarım ağrıyana dek yüzdükten sonra,
vee Deniz' le alt alta üst üste boğuşurken.

5. Arkadaşım artık sormayın şunları dediğin şeyler?

İş arıyor musun? Ne zaman başlayacaksın? Başlayacak mısın?
-İş aramıyorum ayağıma gelmesini bekliyorum istediğim zaman başlayacağım.
Evde bebekle sıkılmıyor musun?
-Evde bebekle niye sıkılayım sıkılacak vaktim mi var?

Hakkaten bunları sormasınlar artık.

6. Aynaya bakınca gördüğün?

Bir tanrıça.. Füsüncum ben gevşedim baya bu sorular karşısında bir adaya düşsem yanıma alacağım 3 şey için daha çok düşünmezdim.

Ne bileyim kendimi görüyorum aynaya bakınca işte. Ben, kendim, bizzat şahsım.. Bir de Deniz'i.

7. Kendini okutan blog dediğin?

Sade, göz yormayan, "dahi" anlamında kullanılan "de" yi ayrı yazan, yazım kurallarına uyan, doğal olan, ahkam kesmeyen, gerçek olan..

8. Bu blog sahibi/sahibesiyle karşılaşabileceğin yerler?

Deniz kenarları, Bostanlı- Pasaport- Konak- Üçkuyular hattındaki vapurlar, çocuk parkları, çim alanlar,
kitapçılar, güzel tost yapan, iyi kahve ve kocaman dilim pastaları olan kafeler.

Ben de topu Kırmızı' ma, Nilsu' nun annesi Özlem'e ve Ada' nın annesi Umur' a atıyorum tutmak isterlerse..

21 Ekim 2009

Annemin gelişi


Annemin gelişi demek..

Tazecik Marmaris mandalinleri, adaçayı ve çam balı,

Yazlıkların yatak altına kalkıp kışlıkların gün yüzüne çıkması,

Perdelerin yıkanması evin mis gibi olması,

Beni bekleyen minik bir ütü tepesinin ortadan kalkması,

Evdeki üşengeç ve el becerisinden yoksun hatun kişinin yapmadığı yırtık söküklerin onarılması,

Deniz'in yüzünde güller açması "annanne! annanne!" diye tezahüratlarının sıklaşması,

Sadece Deniz'in seveceği değil evdeki herkese uyan leziz yemeklerin pişmesi ki buna en çok eşi kırk yılda bir patlıcan yemeği pişiren evdeki erkek kişi sevinir 2 kg kadar patlıcanla gelir,

Evdeki "yeni" annenin dışarıya tek başına çıkıp kendini çocuksuz uzaylı gibi ya da elini kolunu sallayarak gezdiği yabancı bir şehirdeymiş gibi "tuhaf" hissetmesi,

Akşam arkadaşlarla çıkıp vakit geçirerek kendini çok iyi hissetmesi,

3 kuşak "hanım" ın alışverişe çıkması yolları arşınlaması, kafelerde tost ve leziz pastalar yiyerek eğlenceli vakit geçirmesi,

Bütün bunlara rağmen nispeten "tembel ve yeni" annenin sinirini annesinden alıp ona neden bu kadar çok iş yaptığına, biraz oturmadığına ve atom karıncalığına dair kızması sonra da bin pişman olup gönlünü almaya çalışması,

Ve her gidişi sonrası onu ne kadar çok özlediğinin farkına varmasıdır..



*fotoda Deniz yazlık kışlık merasimini izliyor etrafı kurcalıyor 2 saat kadar başından çıkarmadan gezdiği bebeklik şapkalarını takmaya uğraşıyor..

19 Ekim 2009

Deniz 21 aylık


- Deniz uykun geldi mi?
- hiçç hiççç

- Deniz süt içtikten sonra ne yapacaksın? *vakit gece uykusu öncesi,
- gurk *gaz çıkaracak
- sonra
- atta

- Hangi parka gidelim?
- büyüüüüük *kollarını 2 yana ardına kadar açarak

- anne anne
- ipi ipi pepet
- ammca mama mama
- nam nam bem bem
- mmmh
* bu sabah balkondan beraber sepet sarkıtıp gevrek aldık sonrasında anlatıyor "anne ipi sarkıttı sepet düştü amca mama koydu deniz afiyetle yedi"

*pazar sabahı bizi "anne, baba, anne atta atta" dışında ilk defa şöyle uyandırdı
- Hişşt hişşt hişşşşşt

*herşey " menim menim " yani o' nun;
ve gördüğü sevdiği her eylemde herşeyde "men de men de bem de" yani ben de yapacağım ben de istiyorum, "bi baa bid daa" bir daha bir daha..

16 Ekim 2009

Anladım


ANLADIM ..
Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım.
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
Kendi yolumu çizdiğimde anladım..

Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil..
Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..

Yüreğinde aşk olmadan geçen hergün kayıpmış,
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..
Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
Neden hiç ağlamadığını anladım..
Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
Gözyaşımı kahkaya çevirdiğinde anladım..

Bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir tek en çok sevdiği
acıtabilirmiş,
Çok acıttığında anladım..
Fakat,hakedermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terkettiğinde anladım..
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
Yüreğini elime koyduğunda anladım..

''Sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak,
Sana ''git'' dediğimde anladım..
Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek,
Git dediklerinde gittiğimde anladım..

Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..
Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman olmak,
Gerçekten pişman olduğumda anladım..
Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş,
Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..

Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım..
Sevgi emekmiş,
Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş..

Can Yücel


Deniz, canım kızım, bu şiir Can Yücel’in en güzel eserlerinden.. tekrar hatırlamak okumak istedim içinde bulunduğum ruh hali buraya getirdi beni..
Bazen en yakının bildiğin çok değer verdiğin çok sevdiklerinin aslında aynı değeri sana vermediğini fark edersin, bu sana çok acı gelir,
omuzlarında çok fazla yük hissetmeye başlarsın..
Anne olunca insanın çoğu şeye ayıracak yeterli vakti hiçbir zaman olmaz, ne evine ne kendine ne işlerine ne de arkadaşlığa dostluğa ama aksine dostlarına en çok ihtiyaç duyduğu zamanlardır.
Kızım senin de ileride çok arkadaşın olacak belki ama az dostun olsun, arkadaşlarını dostlarını güzel seç onlara vakit ayır her ne olursa olsun.. Ve sen de günün birinde içinde böyle bir acı hissedersen bu şiiri oku olur mu..Ve içinde saklama sakın sevdiklerine ne söylemek istiyorsan büyümesin katılaşmasın yüreğinde ilk fırsatta söyle..

12 Ekim 2009

Son zamanlarda

Biraz uzun ve karışık olacak ama bunları da kaydedelim unutmadan..

Teyzeye işleri yoğunlaşmadan kahvaltılara kaçtık keyif yaptık..Deniz her zamanki köşesine oturdu yoldan geçenlere laf attı kuşları kedi köpek ahalisini çağırıp başına topladı, teyzenin kolyeleri süsleri kıyafetleri oyuncaklarını ilgiyle dağıttı.

Yaşıtlarına olan ilgi ve sevgisini abi ve ablalara daha da fazla göstererek çevresine topladı onlara sarılıp sarılıp sevgilerini kazandı.

Oyun grubu deneme sınıfına katıldık; herşey iyi güzel, ilgilenen ablalar merkezin sahipleri tatlı güleryüzlü insanlar ama.. benim içime sinmedi bu yaş çocukları beraber oynamaz zaten denilerek birsürü gürültülü gözalıcı plastik hareketli oyuncak doldurulmuş..aktivite yapılmak istenince çocuklar toplaşamıyor..Deniz parmak boyasında oturan sadece 2 çocuktan biriydi, beraberce masada meyva yemekte de gayet uyumlu oldu. Benim çocugum meyva yemez diyen bir anne çocuklara abur cubur ikram etti bizim minik de ilk defa gördüğü peynirli çubuk krakeri pipet sanıp su bardağına koydu ve içmeye çalıştı. Ben pipet sorunca ama o zaman bütün çocuklara vermemiz lazım diye cevap aldım ee ne zararı var verin diyecektim ama diyemedim.. Böyle de bir tecrübemiz oldu çok gerekli mi bu oyun grupları? Bana göre talebi görerek fazlaca ticari boyuta getirilmiş gereksiz pahalı sadece 1- 1,5 saat için..
Benim gibi istekli birkaç anne bulamadım çevremde henüz yoksa kendi aramızda oyun grubu oluşturmak sosyalleşmeleri arkadaş olmaları adına çocuklara beraberce aynı ortamda bulunabilecekleri aktivite oyun hazırlamak onlarla şarkı söylemek dans etmek beraberce oturup bişiler atıştırmalarını sağlamak çok da zor değil hem de bedava..

Montessori eğitimi grubumuzdan izmirli anneler ve melekleri 2.defa buluştuk , yollara düştük gene taa Teleferik kır kahvesine gittik ortalığı dağıttık, oturma alanının hemen yanıbaşına oyuncaklar minik bir park kurmuşlar gözlemeler portakal suları oyuncaklar koşturmaca derken zaman geçiverdi; minik abiler ablalar en minikleri çoğunlukla oyun dışına atmaya çalışsa da minikler inatla oyunlarına dahil oldu. Tembellik etmeyip daha sık buluşmaya karar verdik inşallah devamı gelir.

Bir Pazar sabahı Deniz de 6 da uyanınca erkenden sokağa attık kendimizi eskiden çok sık gittiğimiz kahvaltısı ve sakinliğine, meyva ağaçlarına bayıldığımız Bademler köyüne Köylüm' e kahvaltıya gittik.
Son görüşümüze göre popülerleşmiş kalabalık ,eski güzelliğini ve lezzetini bulamasak da fena değildi. Deniz bize ayva toplayıp masamızı ayvalarla donattı kahvaltı masasıyla değil oyuncaklarla ilgilendi bolca eğlendi.
Ardından eski balıkçı kasabası Sığacık'a gittik özgün mimarili eski evler olan caddelerini gezdik çok sessiz sakin kediler köpekler bile hepsi uyukluyor burada.
Bademler köyündeki atlı spor merkezi Kanyon'u gezdik çok sevdiği atlarla yakından tanıştırdık Deniz'i. Acıktık köyde nefis gözlemeler yedik.

Bir Pazar akşamı ise İstanbul'dan çocukluğumun güzel anılarından Tanem çıkageldi eşi Çağdaş' la..araya şehirler iş güç girince bir ara kopmuştuk kısa sürdü gene birbirimize ulaştık araya hiç mesafe girmemiş gibi..isteyince bal gibi de dostluklar sürdürülebiliyor biraz emekle çabayla o sıcaklık her daim korunabiliyor.. Tanem yazın Deniz için çok güzel bir süpriz paketi göndermişti Marmaris'e, şimdi de Deniz'e çok şeker bir hırka getirmiş annesini de unutmamış tabii ince düşünceli arkadaşım benim, Deniz çok az yabancılıktan sonra alışıverdi hele Çağdaş'a kollarını yana açarak koşup bir sarılışı var ki babayı çok kıskandırdı..Gerçi Ateş Deniz'i herkesten kıskanıyor ya.. Biz de yanınızda 6 Eylül'de İstanbul'dayız Deniz'le beraber inşallah başarabilirsek :)

9 Ekim 2009

Sinek

Deniz dün öksürmeye de başlayınca kaptığım gibi yine doktora götürdüm geçen kış tecrübe ettiğimiz bronşiyolitten korkup, neyse ki ilerlememiş şurubunu içirmeyi tek başıma bir türlü başaramadığımdan -birşeylere karıştırarak versem de anladı ve reddetti minik hanım-doktor ilacını değiştirdi daha lezzetli nispeten, yoğurt ya da meyva püresiyle verince alıyor şimdi.

Dün çok zor ve yorucu geçti gündüz hiç uyumadı kucağımdan inmek istemedi.
Bugün o iyi ama ben kaptım enkaz gibiyim kafamı kaldırmakta zorlanıyorum,
hasta çocuğa her dakika sarılıp öpersem olacağı buydu ama o kadar tatlı ve masum ki bir de sevgi dolu acayip bugünlerde yüzümü ellerinin arasına alıp öpüyor her hastalığında sarıp sarmalarım tabi ben bu kuzuyu.

Neyse geçecek işte.. keyifli birşeyler olsun bu video Deniz'in 18.ayından,
sineklere bile şefkatle yaklaşıyor sinek görünce hiç kaçırmadan takibe alıyor yineek yineek diye diye.

sinek from demet kumbaraci on Vimeo.


Bir de bugünden Deniz'ce bir diyalog;
koşa koşa heyecanla yanıma geldi beni çağırıyor birşey gösterecek
- annnee geh geh
- annee meme meme
elimden tuttu pencereye gittik karşı apartmanda bir daire çamaşır asmış iç çamaşırı,
- anne meme ooo
bana sütyenleri gösteriyor sıpa, sonra da diğerlerini
- aaa don don (bu kelimeyi "o" nun üzerinde inceltme işaretiyle söylüyor çok komik oluyor)

8 Ekim 2009

Dalgalı haller


Deniz hasta, ilk defa burnu akıyor tam bir sümüklü böcek kıvamında, dil de üstteki gibi yalanıyor yavrum, o burnunu çekip nefes alışı zorlaştıkça içim gidiyor daha kötüleşmesin diye.

Dün gece yarısı başladı uykular bölündü sabah 6 ya dek sersem gibiydik, şimdilik nezle, gribal enfeksiyon başlangıcıymış bakalım bu gece ve sabaha nasıl olacak, hiç istemediği zorla içtiği bir şurup ve nefretle baktığı burun spreyi var en son Diego 'nun burnuna sıktık sonra da Deniz'e biraz razı olur gibi görününce,
ama yaygarayı kopardı. 2 kişi iyi de yarın sabah ve öğleni düşünüyorum tek başıma nasıl başedip ilacı içireceğim çok güçlü sıpacık. Kulak ya da boğazlara inmesin diye dua ediyorum.

Son günlerde inşaata merak sardı geçen ay yüzüne bakmadığı benim de kaldırıp geçen hafta yine çıkardığım legolar şimdi gözdesi habire birşeyler inşaa edip anneee bağk diye bana sesleniyor hımm çok güzel olmuş Deniz peki ne bu deyince araba uçak gemi cuf cuf tren büyüük tır kale türlü türlü sergiliyor. Ama genelde ben mutfaktayken 2 dakikada bir annneeee baaağk diye çağırıyor ben yanına gidene dek. Neyse bıkacak birgün ya bekliyorum sezgilerime güvenip.

Neredeyse ağzımdan çıkan her yeni kelimeyi tekrar etmeye başladı ya da soruyor anne bu nee? örtü Denizcim ardından başlıyor ödtü ödtü aklına gelince yanına gidip bana gösteriyor anne buuu odtü diye.

Ona söylediğimiz çocuk şarkılarını neredeyse baştan sona söylüyor aynı ezgiyle bebekçe tabii.
Küçüklüğünden beri en çok sevdiği "Twinkle, twinkle, little star, How I wonder what you are" arada kelimeleri de baya tutturuyor bunda el hareketleriyle eşlik edip; tamamını söylese bu kadar tatlı olmazdı heralde yarı bebekçe yarısı benzer sokakta yürürken bile bir anda başlıyor söylemeye.

Sabrımı sınıyor çoğu zaman ardından da gönlümü alıyor çok kötü aslında sevgimi kullanıyor resmen nasıl vazgeçirebilirim bilmem zamana bıraktım. Deliler gibi susamış halde gelip su içiyor ve ağzında tutup yere boşaltıyor aynen. Deniz neden yaptın su yere dökülmez yemekler yere atılmaz diye söyleniyorum gelip elimi tutuyor kolumu anne cici diye seviyor yüzümü tutup öpüyor eh hadi kız bakalım kızabilirsen?!

Bazı günler öğlen uykusunu hiç istemezse nevresimi çıkarıp yere atıyor ve beni çağırıyor anne havvu yoo diye, -nevresime de havlu diyor- yani anne nevresim yok? ben kim attı yere deyince annee diyor sarı sıpa. Geçenlerde sıkılıp bir de yatak kenar koruyucusunu iplerini falan sökmüş bir güzel aşağı atıp öyle uyumuş.
Bazen defalarca el yıkamak istiyor bi baa bi baa -denizce bi daha- diye,
sıvı sabuna basacak su saatlerce akacak bizde laylay denizi bekleyeceğiz ya.
Annelik sabır işi, Allah da veriyor galiba annelere sabrı da her gün değil anneler de insan sonuçta kafayı sıyırabiliyorlar.

Bu da uyku ekibimiz,

Gece yatmadan önce babasıyla oynarken elimde sütle gelip uyku ekibi hazır mı diye sesleniyorum emektar Diego, Deniz ve süt hazırola geliyorlar eh Deniz gün boyunca anneyi gün sonunda da anne yorgun Denizkızını hizaya sokuyor.

4 Ekim 2009

Ceviz kabuğundan yelkenliler


Birkaç yarım ceviz kabuğu alınır,
kağıttan üçgen parçalar kesilir,
kürdanlar kağıtların tam ortalarından geçirilir
kabuk içine oyun hamuru konup yelken direği bu hamura tutturulur.
Filomuz hazır.
Denizkızı musluktan kaba su doldurur; tabii ki doldurdukça doldurur suyla oynamaya başlar anne buna bir son verir.
Deniz kaptaki yelkenlilere baa baaay diyerek el sallar, üfleyerek rüzgar estirir ve yelkenlileri yüzdürür,
oyunun sonunda yelkenlilerin hepsini suya batırır.

Aktivite Tim Seldin' in Harika çocuk Nasıl Yetiştirilir kitabından.


Yelkenli yüzdürmece sonrası oyun hamuru ve kürdanlar alınır
top köfteler yoğrulur kürdan saplanır, küçük kirpiler yapılır.
sonrasında Deniz bütün hamuru alıp minicik minicik parçalara ayırmaya başlar ne yapıyorsun Deniz deyince mamaaa der.