
Elime ikinci koca mısırımı aldım kemirirken yazıyorum. Hiç bu kadar mısır yememiştim memleket mısır zengini, çok lezzetli. Çocuklugumda bolca tükettiğim Marmaris akpak süt mısırlarına benziyor, süt tadında beyazlı sarılı. Mısır demişken Çinliler nüfus çok olunca yenebilecek herşeyi değerlendiriyorlar burada hiç bir şey çöpe gitmiyor. Mısırın koçanından tatlı yapmışlar tadı da güzelce. Suyunu da içiyorlar sanki mısırı eline almışsın da içiyorsun hissi veriyor tadarken.
Elimde mısır olunca alakasız yazdım aslında bu akşamı anlatacaktım. Az önce ayak masajından geldim. Çinliler masaj yaptırmayı ve yapmayı seven bir millet. Gittigim masaj merkezi bizim konutlara ait - hala ne diyeceğimi bilemiyorum buraya site desem değil o kadar büyük ki dünyanın en büyük yerleşim bölgesiymiş başkalarının yalancısıyım, hastanesi, çarşısı, okulu, restorantları, spor masaj güzellik merkezleri, gölü ve daha birçok mekanı var. Çok sayıda büyük siteden oluşuyor her sitenin ayrı klupleri bile var içinde havuzu restorantı vs olan. Her bölgeye giden ayrı numaralı ring otobüsleri mevcut. Bizim ülkemizde de böyle bir yerleşim bölgesi olsa dedirtiyor.
Ayak masajı demiştik. Daha önce konuşup da bir türlü ayarlayamamıştık Anniina'yla, mutlaka gidelim denemen lazım diye anlatmıştı. Bugün beni yorgun ve depresif görünce gitme zamanı dedi ve akşam 9 civarı oradaydık. İyi ki de gitmişim, kesinlikle haklıymış arada kendini şımartmak için güzel bir yöntem. Kocaman labirent gibi bir mekan 100 ü aşkın masör var numaralarla adlandırılmışlar. Önce ayaklarını kocaman bir varille gelen içine hoş kokulu bitkiler döktükleri sıcak suya -hatta kaynar- sokuyorlar, yorgun ayaklar orada haşlanırken sırt ve boyun baş masajı yapılıyor ardından da ayaklara geçiş. Koltugun yanina su ve meyva da getiriyorlar, ve en guzeli de bunun icin sadece 70 RMB oduyor olman yani yaklasik 16 TL. İyiydi gerçekten. Anniina sağolsun benim buradaki expat hayatının 2. fazından 3. süne geçişimi hızlandırmaya çalışıyor sanırım. Burada keyif alabileceğin güzel şeyler de var diyor.
Hiç bilmedigin bir ülkeye gelince buradaki hayatın üç evreden oluşuyor.Birincisi geldigin ilk ay civarı, her yer değişik tanımaya çalışıp, çevreyi gezip görülmeye değer yerleri keşfediyorsun, bundan da zevk alıyorsun. Sonra 2. yani depresif faz geliyor. Evini ülkeni fazlasıyla özleyip, arkadaş edinmiş de olsan alışma sürecinde yaşadıgın tuhaf şeylerin -hele ki Çin' de- nasıl oluyor da başına geldiğini düşünüyorsun, çevre insanlar koşuşturmaca hasta eden hava koşulları seni iyice zorluyor, hep yorgun hasta gibi hissediyorsun. Benim henüz geçmediğim 3. evre Anniina' nın bahsettiği, buradaki güzel şeyleri de görüp kendine göre bir yol çizdiğin, sakinleştiğin faz. Herşeyin çok daha iyiye gideceğini söylüyor. Benim yaşadıklarımı fazlasıyla görmüş geçirmiş, geçen sene buradaki ilk yazlarında Haziran ve Temmuz ayı sonuna dek 3 çocugu da ardarda defalarca hastalanmış hastaneden çıkamıyorduk diyor, kulak ve sinüs enfeksiyonları, 40 dereceyi gören ateşler. Onlara üzülüp kendisi de sonunda hastalanmış. Deniz' in 3. gribini geçirmesinin normal oldugunu artık kabullendim neyse ki hafif diyebileceğim şekilde geçiriyor ateş olmasın da. Havadaki alışamadığımız bunaltıcı nem, farklı bakteri alışana dek seni hasta ediyor.
Bu arada kuzum Deniz de ayak masajına bayılıyor anasının kızı, Deniz gel sana ayak masajı yapayım mı dediğimde oluy anne diye oturuveriyor dibime yüzünde kocaman bir sırıtmayla. Ben de bayılıyorum ama onun pamuk ayaklarını bahaneyle öpüp oynamaya.