izlenimler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
izlenimler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Nisan 2011

İlginçlikler güzellikler vs..



Çin' de yaşamanın enteresan yönlerini yazıyordum bir ara di mi..

Devam edelim. Manikür pedikür. Ama öyle bildiğimiz gibi değil fazla süslü janjanlı. Kayan yıldızlar gezegenler iste el ayak tırnaklarına çizsinler. Oje kısmı bitince akrilik boya incecik fırçayla resim çiziyorlar. Ben bir kere gittim o da geçen yıl ülkesine dönen, geçen Kasım' da bir haftalıgına tatile gelen arkadaşım Anniina' nın üstelemesiyle oldu denememiş olmadım böylece, Skype tan annemlere bile gösterdim tırnaklarımı. Bana çok fazla, ama buradaki yabancılar çok seviyor hepsinin tırnaklar ışıl ışıl nasıl bozmadan tutabiliyorlarsa. Benim kırmızı süslü tırnaklar 2. gün bozulmaya başlamıştı bile. Anniina fotoğrafları yeni yollamış ben de unutmadan yazayım. * Foto Anniina'nın elleri.

19 Aralık 2010

Çin' de yaşamanın eğlenceli yönleri- 3

Süslü dişçiye gitmek.



Süse püse çok düşkün Çinliler. Klinikler de geri kalmıyor. Bu dişçiyle beni Lynn tanıştırdı. Bizim diş hekimimiz HongKong' lu Dr. Sophie,  İngilizcesi çok güzel. Karnı burnunda bebek bekleyen, güleryüzlü çok ilgili bir doktor. Muayene ücreti de 50 Rmb yani 10 Tl olunca hep gidesim var.



16 Aralık 2010

Çin' de yaşamanın ilginç yönleri -2

Balkonunda balık kurutan bir yan komşuya sahip olmak. Bu ara bu balıkların zamanı sanırım. Bir süredir sabahın köründe kalkıp mutfağın camından bakınca bu görüntüyle karşılaşıyorum.



Birinci posta balıklar kuruduktan sonra ertesi sabah kurutulmak üzere asılan şeylerin ne olduğunu bir türlü anlayamadık. Markette daha önce gördüğümüz için Ateş ördek olduklarını iddia etti, sonradan bir çeşit sebze hatta büyük ihtimal tatlı patates olduklarına karar verdik.

Bu da üçüncü. Yukardakiler kuruyunca daha büyüklerine sıra geldi.

2 Aralık 2010

Çin' de yaşamanın eğlenceli yönleri- 1

Sokaklarda gezinirken işine ara vermiş dinlenen ya da uykusuna yenik düşen her yerde her şekilde uyuyabilen Çinliler' i izlemek :)

Alman fotoğrafçı Bernd Hagemann uyuyanları fotograflamayı hobi ve iş haline getirip kitabını bile yayınlamış, bu da sitesi Sleeping Chinese.

Motorsikleti üzerinde uyuyan kurye. Konu mankeni buradaki iyi arkadaşlarımdan Avustralyalı Lynn.



Otel lobisinde uyuyan adam.



Ve uyuyan Çin' i taklit eden iki küçük maymun. Isabelle ve Deniz :)

13 Temmuz 2010

Bir değişik diyar: Çin



Günler çok hızlı geçiyor. Anniina, ikizler ve yeni gelen Belçikalı anne Isabelle ve 2 ufaklığıyla erkenden buluşup suda minikler için bol oyuncaklar olan havuza gidiyoruz. Bundan en çok Deniz memnun. Erkenden 9 olmadan buluşmamızın nedeni henüz anlayamadığımız bir sebeple havuzun 11-12 arası kapanması. Burada "neden??" diye sormak anlamsız kaçıyor artık herkes Chinese!! diyor ve geçiyor kafa yormadan. İlginçlikler diyarı..

- Yaşadığımız şehir GuangZhou, güneyde GuangDong eyaletinde, yani "Kanton" bölgesindeyiz. Kanton eyaletinde yaşayanlar Çince yani Mandarin dilinden farklılıklar gösteren "Kantonca" konuşuyorlar. Genellikle Hong Kong, GuangZhou ve Macau adasında bu dil konuşuluyor. Şive farkı diyelim, ama kullandıkları kelimeler terimler bile bazen farklı ve Mandarinler Kantonca konuşanları anlayamayabiliyor, Mandarin diline göre daha kaba olduğunu söylüyorlar.



- Guangzhou "city of goats" keçilerin şehri olarak anılıyor. Her yerde şehri kurtardıklarına inanılan 5 keçiye ait heykeller var. İnanışa göre şehir kuraklıkla savaşırken gökyüzünden ağzında pirinç taneleri taşıyan keçilere binmiş ölümsüzler iniyor. Ölümsüzler göğe geri dönerken keçiler yeryüzünde kalıp her yere bu pirinç tanelerini ekerek kuraklığa sonsuza dek son veriyorlar.



11 milyon nüfuslu büyük bir şehir, her yer koca binalarla dolu, gökdelenler de az değil. 12 Kasım'da Guangzhou' da başlayacak 2010 Asian Games 'e dek şehirdeki yapılara ait ne eksik varsa tamamlanmaya çalışılıyor. Çok yerde inşaat kazı alanı var harıl harıl Asya Oyunları' na yetiştirmeye çalışıyorlar. Bunlardan biri de dünyanın en yüksek kulesi olacak 610 metre'lik Guangzhou TV ve gezi kulesi. Kule aşamalı olarak sürekli renk değiştiriyor henüz açılışı yapılmadı ama şimdiden uzaktan görünüşü bile çok ilginç.



- Bu bölgede her yer restorant dolu, her çeşit, Çin'in her bölgesine ya da her ülkeye özgü inanılmaz sayıda restorant var.

Pekin' de yaşayanlar "kim olduklarına" önem veriyorlar; Şangay' da yaşayanlar "nasıl göründüklerine". Guangzhou' dakiler için ise diğer şeylerden daha çok "ne yedikleri" önemli.

- Çinlilerin inandıkları bir Tanrı ya da din yok. Çok sayıda Budist tapınağı var ama insanların çoğu inançsız.

Burada "oh my God!!" yok, "wode tian a!" var. Yani "my sky!!" gökyüzü. Herşeyin ondan geleceğine, gökyüzünün karar vereceğine inanıyorlar.

Eğer gerçekleşmesini çok istedikleri bir şey varsa Budist tapınaklarına gidip, örneğin oğlum olursa şu kadar bağış yapacağım diyorlar. İstekleri gerçekleşirse tapınağa gidip para veriyorlar. Her istek, dilek için ayrı Buda'lar var, yani sınavı kazanmak istiyorsan eğitimle ilgili, evlenmek istiyorsan aile Buda' sını bulup dua ediyorlar.

- Kantonların inanışına göre "4" rakamı ölümü temsil ediyor, Çince' de farklı karakterlerle temsil edilmelerine, tonlama farkılıklarına  rağmen okunuşları ve pinyin yazılışları aynı yani "sı"; bu nedenle 4 rakamını pek dillendirmiyorlar. Bir bina eğer Kanton birisine aitse asansörde 4.kat ve 4 rakamının yer aldığı katlar yok yani 3. kattan 5. ye, 13. kattan 15. ye geçiş yapılıyor. Bizim yaşadıgımız bölgede de bu geçerli.



- İnsanlar kaba. Bize çok kaba gelen davranışlar onlara göre kaba değil normal algılanıyor. Bu ilk zamanlar hep ve hala bazen canımı sıksa da burada böyle bir kültür var yani "normal" olan bu, kabullenmek sinirlerini fazla zorlamamak gerekiyor. Diyelim kucağında çocuk elinde alışveriş poşetleri ve sırtında puset otobüse yetişmek için koşturuyorsun, insanlara ya da otobüs bekleme sırasının başında dikilen güvenlik görevlisine kalkmak üzere olan otobüsü bekletmesi için el edip sesleniyorsun . Ama sana öylece bakıyor çünkü anlamıyor neden öyle koşturdugunu; belki zoraki bir bekle istersen hareketi yapıyor şöföre, ama otobüs kalkıp gidiyor, sen 2 adım gerideyken. Bu durumda adama ya da kadına sinirlenmen sadece seni yıpratıyor.

Otobüs gelince binmek için önce içindeki insanların inmesi kesinlikle beklenmiyor. Kim olursa olsun önce binmek için atlıyorlar. Bu nedenle ana duraklarda sıraya girilmesi için demirler yapılmış bu şekilde itiş kakış en azından buralarda engelleniyor.

Yine otobüste ihtiyacı olanlara yer vermek ya da yardım etmek gibi bir durum yok. Tabii ki istisnalar, yardımsever kibar insanlar da var. Ama bunlar genelde kadın, Çin'de "ladies first" yok "men first".

- Cep telefonuyla çok fazla ve inanılmaz yüksek sesle konuşuyorlar özellikle yine otobüslerde; akşam olması, çevrelerinde insanların, yaşlıların ya da uyuyan bebeklerin olması gürültü yapmamak için engel değil.

- Burada sokaklara tükürmek çok normal. Ama öyle böyle değil hak huk boğaz temizleyerek. Ben herşeye alıştım da buna alışamadım dehşetle kaçıyorum yakınımda olursa. Kadınlar yapmaz heralde diyordum ilk geldigim günler sonra genci yaşlısı kadınlarda da çok rastladım. Cahil, eğitimli pek farketmiyor.

- Bunlar ve benzeri davranışları hükümet azaltmaya, insanlara temel görgü kurallarını ögretmeye çalışıyor. Televizyon kanallarında sürekli alçak sesle konuşun, telefonla olmayacak yerlerde konuşmayın, ihtiyacı olanlara yardım edin, güleryüzlü olun, yer ve yol verin, asansörde sigara içmeyin, dışarıda satılan yiyeceklerden almayın, çöp atmayın, temizlik kurallarına uyun gibi kısa skeçler dönüyor. Reklam kuşagında 1-2 ürün reklamı anca var genelde bu tip yönlendirici görgü kurallarını ögreten programlar yayınlanıyor.

- Bildiğimizin aksine çok sayıda zengin Çinli var, arabaların geneli lüks ve iyi markalar. Televizyonda Mercedes reklamı sürekli dönüyor. Bizim el değemediğimiz çok ünlü yabancı markalara ait çok sayıda mağaza var ve müşterileri de oldukça fazla. Adım başı büyük AVM ler var, hafta içi bile kalabalık.

- Biz ülkemizde Çin malı der almaktan kaçınır kalitesinden hep şüphe duyarız. Burada herşey Çin malı ama aynı anlamda değil. Marketlerde kaliteli güzel ürünler fazlasıyla var. Çin markaları uygun fiyatlı ama yabancı markalar pahalı.

- Yemeye içmeye çok önem veriyorlar demiştim, ve çok da ucuz. Diyelim 4 kişi bir restorana gidip tıka basa yiyorsun ama 250 Yuan hesap geliyor, yani kişibaşı 13-15 Tl ortalama.

- Sabah 8 de işbaşı yapıp, 11-11.30 civarı öğle yemeği yiyorlar. Genelde 1,5 saat öğle arası verip akşam 6.30 ' da da mutlaka akşam yemeklerini yemiş oluyorlar. O saatlerde mağazalar, avmler, hastaneler, sosyal alanlar birden tenhalaşıyor .

- Erkekler tembel çalışmayı sevmiyor. Bu daha çok eğitimsiz kesim için geçerli. Kadınlar çalışma hayatının her alanında, ağır işlerde dahi çalışıyorlar. Birçok dar gelirli ailede erkeğin evde oturup kadınların uzun saatler çalıştığını söylüyorlar. Bir kazı alanında ya da inşaatta erkek işçiler yanında kürek sallayan, boya yapan, taş taşıyıp beton döken kadınlara çok sık rastlanıyor.

- Sürekli artan ve 1.4 milyar'a yaklaşan nüfus nedeniyle hükümet 1 aile 1 çocuk olması için uğraş veriyor ve  2. çocuk için para alıyor. Bu para eyaletlere göre farklılık gösteriyor, burada 100.000 rmb civarı yani 22.000 Tl 'na denk geliyor. Gördüğüm kadarıyla bunu fazla önemseyen yok, kafamı çevirsem hamile birine rastlıyorum. Köyden şehire göçün engellenmesi amacıyla uygulanan bir yöntem de eğer çocuklarını doğduğun yerden farklı bir şehirde okutuyorsan yine hükümete bunun için fazladan para ödüyorsun.

- Nüfus çok kalabalık bu nedenle yenebilecek herşey değerlendiriliyor, hiç bir şey çöpe gitmiyor. Türkiye'de yediğimiz tavukların ayıklanan ayaklarının buraya satışından ne çok gelir elde ettiğimizi burada öğrendim. En sevdikleri şeylerden biri de bu, tavuk ayağı yemek. Kıkırdakla ilgili herşeyi çok seviyorlar markette özellikle paketlenmiş satılan tavuk, ördek ayakları var. Masaya ısmarlanan bütün tavuk, ördek vesaire gelirse kafası ayağı da üzerinde. Pek hoş değil tabii. Çinlilerle yemeğe çıkmışsak bizim alışkanlıklarımıza göre sipariş vermeye dikkat ediyorlar. Çok fazla garipseyeceğimiz şeyler masaya gelmiyor.



- Karides, istiridye, çeşit çeşit deniz kabukları, irili ufaklı midyeler çok tükettikleri arasında, bunlar bize normal gelenler ve gerçekten lezzetliler. Kurbağa, kaplumbağa, deniz yılanları, yılan, her türlü deniz yumuşakçası mesela renk renk deniz hıyarları da çok tüketilenler arasında. Ben markette gördüm sadece.

Ve timsah. Markette timsahı kafası elleri ayaklarıyla buzlar arasında görünce kötü etkilenmemek bizim için mümkün değil. Metro' da gördüm ilk sonrasında bir büyük markette daha rastladık.

Shelley' nin bana aktardığı şey ise burada "sırtı göğe bakan her canlıyı yemek mubah".

- Çok hoş giyinenleri de gördüm ama kadınların kıyafetleri genelde süslü, yani fırfırlar, pullar, broşlar, danteller hepsinde var. Ya da çocuk kıyafetlerinde olan cicili bicili figürler hayvancıklar tavşanlar vesaire. Mini etek ve elbise tercih eden çok, rahatlar ne isterlerse onu giyip dışarı çıkıyorlar. Ayakkabılar değişik tasarımlarda ve yüksek topuklu. Giyim mağazası çok var ama satın alacak şey bulamamak kötü. Çinli erkeklerin çocuk görünümlü kadınları beğendikleri söyleniyor bu nedenle kadınlar bu tip kıyafetler ya da aksesuarlarla ve saçları çoğunlukla kahküllü. Biz yabancılar burada çok sade ve salaş kalıyoruz.

- Bilinenin aksine Çinlilerin hepsi kısa değil. Kısa olan da çok var uzun olan da.

- Bebeği için çocuk bezi kullanan o kadar az ki. Genelde bebeklerin ya da ufak çocukların giydiği tulum, şort, pantolonların orta kısımları açıkta, sokakta bu şekilde geziyorlar. Bu alışkın oldugumuz bir görüntü değil, yadırgıyoruz. Çinli bir anne çocugu havada tutmuş çişini yapmasını bekliyor bu arada arkadaşıyla sohbet ediyor, çok sık rastlanan bir manzara. Tuvalet eğitimi erkenden ediniliyor da minnacık bebeklerde bu işi nasıl kotarıyorlar anlamış değilim henüz.

- Pizzayı restorandan verilen özel bir eldivenle yiyorlar. Ve pizzada meyvaya rastlamak çok olası. Mesela ananas ya da şeftali. Domates de burada meyva olarak yeniyor. Yemekten değil ama aldığınız pasta üzerinde süs olarak bir cherry domates çıkabilir.

En sevdikleri içecekler arasında "red bean drink" yani kırmızı fasulye  -meksika fasulyesi- içeceği var. Milk shake gibi kocaman bir bardakta içinden dipteki fasulyelerin geçebileceği irilikte bir pipetle içiyorlar. Ben denemedim.

- Hava çok sıcak özellikle de nemli. Aşırı nem sıcağı iyice hissettiriyor. Geçen aylarda habire bastıran sağnaklar bu aralar çok azaldı. Artık güneşi görüyoruz ama ultraviolet burada çok kuvvetli. Beyaz olmayı ve kalmayı seven Çinliler hep şemsiyelerle geziyorlar.

Sıcaktan bunalan Çinliler bluz ya da gömleklerini göbekleri açıkta kalacak şekilde yukarıya sıvıyorlar ve böyle geziyorlar. Ya da pantalonlarını dizlerine kadar sıyırıyorlar.



- Sosyal alanlarda genellikle akşam saatlerinde toplanıp kültürlerine özgü danslarını yapanlar oluyor, müzik ve dans çok geleneksel ve izlemesi dinlemesi çok hoş. İçsel Çin savaş sanatı Tai Chi yapan amca ve teyzelere de çok rastlanıyor.

Burada bize komik gelen bir spor anlayışı var. Spor yapmak adına sokakta hiç durmadan geri geri yürüyenler ya da kolları apaçık şekilde ellerini şiddetlice önlerinde şaklatarak yürüyenler, sabah sporu olarak durdukları yerde kol ya da bacaklarına yumruklarıyla vuranlar

- Çinliler herşeyi taze yemek istiyor. Yerlerin genelde ıslak tutulduğu bu nedenle "wet market" diye anılan marketlerde satılan herşey taze, ak ve kara tavuklar, balıklar deniz ürünleri canlı satışa sunuluyor, beğendigini seçiyorsun. Tüyleri bembeyaz eti siyah olan bir tavuk cinsi var çok ilginç. Meyvalar sebzeler bizim alışkın oldugumuzdan farklı. Ortak bize tanıdık olanlar da var neyse ki patlıcan, kabak, havuç, patates, biber, ıspanak gibi. Çoğunu hala bilmiyorum. Kuşkonmazı çok tüketiyorlar, tatlı patatesi ve marulu ama pişmiş olarak. Ve tabii ki mısır, her yerinden yararlanmışlar.



Pazarda 1 Tl ya satılan hindistan cevizleri ve bardakta satılan suyu. Seçip soyduruyorsun eve getirip önce suyunu içip afiyetle yiyorsun.



Çin'in simgesi meyva lichee.









Anlatacak şey çok. Her gün yeni bir ilginçlik, tuhaflık ya da güzellik karşına çıkabiliyor. Çok ayrı bir kültüre geldiğinin bilincinde olmak, "normal" bildiklerimizin burada anlamsız, buradaki normalin farklı bir anlam taşıdığını kabullenmek gerekiyor.

19 Haziran 2010

Ayaklar

Bu ara Deniz'in elinden düşmeyen oyuncağı. Habire kamyon söküyor monte ediyor, vızz vızz sesler evin içinde yapamadığı zaman sinirleniyor atıyor sonra yine eline alıyor.

Deniz at work

Elime ikinci koca mısırımı aldım kemirirken yazıyorum. Hiç bu kadar mısır yememiştim memleket mısır zengini, çok lezzetli. Çocuklugumda bolca tükettiğim Marmaris akpak süt mısırlarına benziyor, süt tadında beyazlı sarılı. Mısır demişken Çinliler nüfus çok olunca yenebilecek herşeyi değerlendiriyorlar burada hiç bir şey çöpe gitmiyor. Mısırın koçanından tatlı yapmışlar tadı da güzelce. Suyunu da içiyorlar sanki mısırı eline almışsın da içiyorsun hissi veriyor tadarken.

Elimde mısır olunca alakasız yazdım aslında bu akşamı anlatacaktım. Az önce ayak masajından geldim. Çinliler masaj yaptırmayı ve yapmayı seven bir millet. Gittigim masaj merkezi bizim konutlara ait - hala ne diyeceğimi bilemiyorum buraya site desem değil o kadar büyük ki dünyanın en büyük yerleşim bölgesiymiş başkalarının yalancısıyım, hastanesi, çarşısı, okulu, restorantları, spor masaj güzellik merkezleri, gölü ve daha birçok mekanı var. Çok sayıda büyük siteden oluşuyor her sitenin ayrı klupleri bile var içinde havuzu restorantı vs olan. Her bölgeye giden ayrı numaralı ring otobüsleri mevcut. Bizim ülkemizde de böyle bir yerleşim bölgesi olsa dedirtiyor.

Ayak masajı demiştik. Daha önce konuşup da bir türlü ayarlayamamıştık Anniina'yla, mutlaka gidelim denemen lazım diye anlatmıştı. Bugün beni yorgun ve depresif görünce gitme zamanı dedi ve akşam 9 civarı oradaydık. İyi ki de gitmişim, kesinlikle haklıymış arada kendini şımartmak için güzel bir yöntem. Kocaman labirent gibi bir mekan 100 ü aşkın masör var numaralarla adlandırılmışlar. Önce ayaklarını kocaman bir varille gelen içine hoş kokulu bitkiler döktükleri sıcak suya -hatta kaynar- sokuyorlar, yorgun ayaklar orada haşlanırken sırt ve boyun baş masajı yapılıyor ardından da ayaklara geçiş. Koltugun yanina su ve meyva da getiriyorlar, ve en guzeli de bunun icin sadece 70 RMB oduyor olman yani yaklasik 16 TL. İyiydi gerçekten. Anniina sağolsun benim buradaki expat hayatının 2. fazından 3. süne geçişimi hızlandırmaya çalışıyor sanırım. Burada keyif alabileceğin güzel şeyler de var diyor.

Hiç bilmedigin bir ülkeye gelince buradaki hayatın üç evreden oluşuyor.Birincisi geldigin ilk ay civarı, her yer değişik tanımaya çalışıp, çevreyi gezip görülmeye değer yerleri keşfediyorsun, bundan da zevk alıyorsun. Sonra 2. yani depresif faz geliyor. Evini ülkeni fazlasıyla özleyip, arkadaş edinmiş de olsan alışma sürecinde yaşadıgın tuhaf şeylerin -hele ki Çin' de- nasıl oluyor da başına geldiğini düşünüyorsun, çevre insanlar koşuşturmaca hasta eden hava koşulları seni iyice zorluyor, hep yorgun hasta gibi hissediyorsun. Benim henüz geçmediğim 3. evre Anniina' nın bahsettiği, buradaki güzel şeyleri de görüp kendine göre bir yol çizdiğin, sakinleştiğin faz. Herşeyin çok daha iyiye gideceğini söylüyor. Benim yaşadıklarımı fazlasıyla görmüş geçirmiş, geçen sene buradaki ilk yazlarında Haziran ve Temmuz ayı sonuna dek 3 çocugu da ardarda defalarca hastalanmış hastaneden çıkamıyorduk diyor, kulak ve sinüs enfeksiyonları, 40 dereceyi gören ateşler. Onlara üzülüp kendisi de sonunda hastalanmış. Deniz' in 3. gribini geçirmesinin normal oldugunu artık kabullendim neyse ki hafif diyebileceğim şekilde geçiriyor ateş olmasın da. Havadaki alışamadığımız bunaltıcı nem, farklı bakteri alışana dek seni hasta ediyor.

Bu arada kuzum Deniz de ayak masajına bayılıyor anasının kızı, Deniz gel sana ayak masajı yapayım mı dediğimde oluy anne diye oturuveriyor dibime yüzünde kocaman bir sırıtmayla. Ben de bayılıyorum ama onun pamuk ayaklarını bahaneyle öpüp oynamaya.

27 Nisan 2010

Küçük Deniz Kızı Çin' den bildiriyor...


Deniz diyor ki;

Banu teyzem benim için ilk başlığı atmış bana da yazmak düşüyor. Çin'e ayak basalı 21 gün olmuş, Nisan 7' den 28 'e,  dile kolay tam 3 hafta. Zor geçen 3 hafta.

İlk günler haftalar hiç alışamadım annemin deyişiyle beni Çin çarptı içime minik bir canavar kaçtı. Annemin sabrını çok defa sınadım, erdemini arttırdım. Hiç bir şey yemeyip, annanneme gidicem ben diye ağladım, arkadaşlarımı hatta oyuncaklarımı istedim, annemin kucağından inmeyip evin içinde anne- bebek şempanze hayatı yaşattım, huysuzluk ve hırçınlık dozunu yükseklere taşıyıp annelikten istifa ettirmeye çalıştım.

Bugünlerde daha iyiyim duruldum yeni odama alıştım, az ama öz oyuncaklarımla oynuyor artık duvarlara ikea çekicimle vurup boyalarını parmaklarımla kazımıyorum. Hatta birkaç gündür kendi odamda çocuk yatağında uyuyorum. Güzel bir haber de artık lazımlığı kullanmaya başladım.

Yukarıdaki resim ilk Çinli arkadaşım Kelly'nin 3. yaşgünü partisinden, babamın iş arkadaşı Doris'in kızı. Burada herkesin Çince isimlerin söylenişi zor oldugundan İngilizce bir ismi var, kendileri koyuyorlar. Kelly' nin esas adı Liao, bence daha güzel.

Kalem annemde;

" Deniz alıştı, ben alışamadım. İlk günler insanlar bize bakınca ben de bakıp gülümsüyordum artık kanıksadım, sokakta herkes bize bakıyor, kendimi " lost in translation" daki gibi hissediyorum çevremdeki her şey ağır çekim ilerliyor sanki. Deniz'e ilgi büyük Çince sevgi sözcükleri söylüyorlar saçlarına bayılıyorlar. Oyuncak bebek gibi diyorlar, ben ona karşı bu ilgiden rahatsız oluyorum bakmayın diyesim geliyor bazen. Burası tuhaflıklar diyarı her gün yeni bir gariplikle karşılaşabiliyorsun. Bize "garip" tabii. Yaşadığımız eve alışamadım hem Deniz' in emniyeti için sakıncalı tarafları var hem de benim yaşadığım bazı problemler var hiç bahsetmeyeyim. Kontratın bitişine dek bu evdeyiz mecburen. Neyse ki site ve çevresi çok güzel. Birçok farklı siteden oluşan kocaman bir yerleşim. Çiftlik diye adlandırıyorlar dışarıda. Çok güzel bir gölü, dans, spor ve bisiklet parkurları, çocuk parkları var. Her yer botanik bahçesi gibi bitkiler çok güzel, zaten böyle bir havadan da aksi beklenemezdi. Çok garip bir hava var güneş varken birden sağanak yağmaya başlıyor hava soğuyor, ardından hava ısınıyor ve acayip bir nem bastırıyor. "Nem"li günler Nisan- Mayıs'a özelmiş ve bu seneki gibi bir nem daha önce hiç yaşanmamış, bizim şansımıza. 2 gün kadar süren illallah getirten bir nem var ki, banyoya havlu asamıyorum sırılsıklam oluyor hiç kullanmadan. Mutfak ve banyo fayanslarından su damlacıkları akıyor, cahillik edip temizlik yapmaya kalkarsan yerler 2 gün kurumuyor. Alışamayacağım tek şey bu olur. Güzelim memleketimin havası gibi yok.

Yiyecek konusu dert olmadı. Alışkın oldugumuz yemekleri tam anlamıyla olmasa da yapabilecek kadar malzeme bulunuyor. Yani etli biber dolması yapabiliyorum ama maydanoz ve dereotsuz. En azından güzel İtalyan zeytinyağı ve peyniri var. Amerikan salçası, bazen mayalamak için aldığımız Avustralya'dan gelen yoğurt. Dışarda yemek çok hesaplı ama yabancı malzemeler biraz tuzlu olabiliyor. Evde ekmek ve yoğurt işi Ateş'in, çok lezzetli ekmekler yapıyor ben bolca yiyorum da taşfırın beyaz ekmek seven Deniz'e bir türlü beğendiremedik. Şu ara çok içime oturan Türkiye' den yanımda getirdiğim, her sabah Deniz'in de çokça büyük bir iştahla yediği dikkatle çekirdeklerini çıkarıp bana uzattığı güzelim zeytinlerimin tükenmiş olması. Markette görüp atladığım bir kavanoz siyah zeytin çekirdeksiz ve lezzetsiz bir hayalkırıklığı oldu. Keşke daha çok getirseymişim dedim herşeyden, ha bir de envayi çeşit pilavlık var da bulgur yok ne yazık. Meyva sebze çeşit çeşit, Deniz mangoya ve mango suyuna bayılıyor. Keşfetmediğimiz daha o kadar çok ki. Restoranlarda taze meyva suyu olarak karpuz suyu geliyor nefis. Çin yemekleri lezzetli özellikle deniz ürünleri, Deniz bile yediğine göre. Liao'nun doğumgününde ilk defa istiridye ve karides yedi sıpa arkadaşlarına baka baka.

Haftasonlarımız çok hızlı geçiyor otobüse atlayıp şehrin merkezine gidiyoruz yarım saatte tıngır mıngır, Deniz çok seviyor otobüse binmeyi ilk zamanlar dolaşmak istiyordu, şimdi koltugunda oturuyor öne yandakilere oyun yapıyor, bazen de uyukluyor. GuangZhou'dayız -okunuşu "guanco"-, gökdelenler, koca binalar ve alışveriş merkezleriyle dolu büyük bir şehir. Keşfedilecek çok yeri var. Şimdilik en çok Ikea' ya gittik. Ve Pizza Hut 'a, buradaki pizza hut'lar alıştığımız gibi değil çok hoş güzel restoranlar; pizza da var güzel Çin yemekleri de. Hiçbir yerde bahşiş diye birşey yok,  bırakırsan kabalık olarak algılanıyor. Başına fazlasıyla buyruk inatçı keçi Deniz tabii ki restoranlarda hiç oturmuyor kalkıp gezecek dışarılara çıkacak. Oturmaya alıştırmaya başladık.  Yan masadaki Çinli çocukları da ayartıp ayaklandırıyor. Nasıl yetiştiriyorlarsa minicik Çinli çocuklar bile masadan kalkmıyor  yemek bitene dek. Biz bir yerlerde yanlış mı yapıyoruz bu işin sırrı nedir?? Bahçede tanıştığım kocası Avustralyalı 20 aylık ikizleri olan Çinli bir anne burada çocukların genellikle büyükanne/babaları tarafından yetiştirildiğini ve kesinlikle söz dinlediklerinden bahsetti. Benimkiler de Deniz gibi ben bakıyorum diye de ekledi. Artık napıyorlarsa bu büyükler aklıma bir tek şey geliyor benim.

Yurtdışı tecrübesi olan arkadaşlarım söylemişti ilk günler aylar çok zor geçecek diye, yaşanmadan anlaşılmıyor, uzaklarda yaşanan özlem çok daha fazla hissediliyormuş.."

Kapıdan girdik ilk karşılaşmada yerlerde dans etmeye başladılar.