Uzaklar'a gitmeden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Uzaklar'a gitmeden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mart 2010

Küçük Denizkızım

Bu minik ayaklar uzuuun yollara düşecek, www.kucukdenizkizim.com 'da yine gorunecek.

Miracık' ın işi başından aşkın haldeyken bizi de ihmal etmeyen annesi sevgili Banu bu siteyi bize hediye etti. Banu'cum ne desem bilemiyorum bizi düşünüp sevdiğin, zaman ve emek harcadığın için çok teşekkür ederim. Bu ara fazlaca duygusallaşmış yerlerde sürünen haleti ruhiyem kaynaklı artık yazamam diyordum ama yaşanacak kaydedilecek anlar çok, ortamım şartlarım nasıl olacak emin değilim ama habersiz bırakmamaya çalışacağım.

Hoşçakalın :)

27 Mart 2010

Yolcudur Abbas

anne ben tepeye çıkağım beyabey atlayağım mı? nütfen geliy miçin çen de nütfen?

Bitiriyor beni bu "ç" li konuşmaları, bir de kibar kibar olmayacak şeyleri istiyor sıkıysa olmaz hayır de, dolaptan çikolatayı almış "napıyoçun anne çukuğata veyeyim mi çana? istey miçin ben de yerim annanne de yeçin açay mıçın?"

6.ay, 9, 15, 18, 20 derken hepsinin en güzel zamanları olduğunu düşünmüşüm. Şimdi de bu zamanları en güzel diyorum. Zorluklar hep var onlar bir yana hiçbir anını unutmak istemiyor insan. Bugün saçımdan tokamı çekip aldı çaçını toplama anne açık kalçın diye iyi dedim peki benim bir türlü beğenmediğim saçlarımı beğenen biri çıktı..

Deniz'in bu ara keyfi yerinde, babanın gidişini izleyen 2 hafta daha önce hiç olmadığı şekilde hırçınlaştı huysuz cüceye dönüştü. Nedensiz yere sebzeliğe gidip eline portakal geçirip fırlatıveriyordu ya da yemek vakti eline çatal kaşık verince hoop yere yemekle beraber. 2 yaş dönümünden çok babasının yokluğuna bağladık bu hareketlerini, sabırla atılmaz yere diye alıp portakalları yerine koydum kaç defa dişimi sıkıp. Ona kızıp bağıramayınca ağladığım isyan ettiğim de çok oldu.

Alıştı, ilk haftalar babaya gidicez mi ne zaman gidiyoruz nasıl? baba gelecek mi soruları bitti, yerini babasıyla yaptığı bazı oyunları hareketleri yapıp, kikirdeyip "baba böyle dapıyodu anne kommik" demeler aldı.
İzmir'de kaybolan gündüz uykuları burada 2,5-3 saatlik uzuun uykulara döndü.
Sabahlar aynı 6.30-7.00 de uyanış ayağa dikiliş anne kalk oynayalım!! ben de zıpkın gibi gözlerim pırıl pırıl kalkabilsem onun gibi nasıl bir enerjidir bu.
Küçücük şeylerden çok mutlu oluyor dede bana ne getirdin diye koşturuyor, elma getirdim deyince havalara uçuyor, ufacık bir komiklik yapayım katılıyor gülmekten.

İnatçı küçük keçi, çok başına buyruk umrunda değil kolunu sallaya sallaya ya da kaçıp gidiyor sokakta markette, ne istiyorsa o olacak. Parkta, yollarda çocuk görsün acayip seviniyor yanlarına gidip ismin ne senin napiyoçun diye konuşmaya çalışıyor. Gittiğimiz yerlerde hemen arkadaş ediniyor oynayalım mı, oynar mısın benimle diyor.


Annanne ve dedeye çok alıştı, o kadar seviyor ki onları, Çin'e gidince bu sefer de dede nerde annanne ne zaman gelecek demeye başlayacak eminim, o çevreye dalıp biraz alışsa da ben alışamam ki özlemlerine.


Her sabah erkenden ben kahvaltıyı hazırlarken annemle fırına gidip ekmek alıyorlar, bahçedeki çiçeklere, börtü böceğe günaydın diyerek güne başlıyor.
Sokak çocuğu oldu burada. Böcekler salyangozlar kankası, köpekleri hiç söylemiyorum bile. Bir gece uyku öncesi yarı uyanık yarı uykulu bana anlattıkları;
- ben koyktum attan anne
- nerede gördün ki atı annecim?
- bahçede göydüm çabah caddede (sanırım eskiden gördüklerini uyarlıyor ben hiç civarda at görmedim)
- atlar beni çevmiyor anne
- olur mu Deniz'cim bütün hayvanlar seni çok seviyor sen de onları
- ebet köpekley beni çok çeviyor anne ihi ihi
- at bana brrs dapıyor anne çevmiyor beni
:))

Şalyangojun kommik sümüğü vay anne bakçana!!


Uyku öncesi yatağına yatırıp dalmasını beklerken bana mutlaka "anne ceni çok çeviyoyum" diye fısıldıyor, Diego'yu da unutmuyor ardından "ben Diegomu da çok çeviyoyum".




3 Nisan' da uçuyoruz nihayet, Ateş hasretimize dayanamayıp biletleri çoktan aldı almasına da vizemiz hala çıkmadı. Bugün itibariyle konsolosluğun geri çevirdiği ilk sağlık raporum üzerine, Muğla devlet hastanesinde uğraşıp 2.sini aldım ve yolladım. 2-3 günde vizenin çıkması bizim de salimen uçağa binmemiz gerekiyor. Şansa ihtiyacımız var.

Raporu alırken sağlık personeliyle aramızda bolca Çin muhabbeti geçti , doktorların çoğu ne güzel gidin gelmeyin ülke ne hallere geldi biz de gitsek keşke derken, hemşirelerden bazıları ne işiniz var orada aaa minnacık çocuk böcek mi yiyecek diye kıymetli yorumlarını esirgemediler. Açıklama yapmak içimden gelmedi kızartması güzel oluyormuş dedim.

Çin'den haberlere gelince; A. gayet memnun beni ısındırıyor mu yoksa bilemem gidip göreceğiz nasılmış. İnsanlar canayakın güleryüzlü diyor, uzaylı değillermiş neyse ki!!
8 Mart Dünya Kadınlar günü'nde kadınlar işe gitmemiş, ofiste kendi isteğiyle gelen 1-2 bayan çalışan varmış onlar da ellerinde çikolata gezdirip ikram etmişler.
Barbunya zannedip aldığı konserveyi yerken yer fıstığı olduğunu anlamış, adamlar basbaya yer fıstığını alıp barbunya usulü pişirmişler. Ekmek makinası almış mis gibi ekmekler yapıyorum diyor, günlük sütle de yoğurt. Ptt kargo ile yüzeyden gönderdiğim ilk paket 15 günde ulaştı çaydanlık ve yoğurt makinamızda hasar olmadan.
2 kutu daha gönderdim. Pili hiç bitmeyen, beni hiç yalnız bırakmayan canım arkadaşım teyze Seren gene işbaşındaydı. Onu da sığdırırız bunu böyle koyalım bak nasıl sığdı milim yer kalmadı derken en son Deniz'in minik sandalyesini de söküp kutuya yerleştirdi. Ben Seren'i de kutulayacaktım az daha. Kan ter içinde hazırladığımız bu iki kutu da dün eline geçmiş Ateş'in 10 günde inanamadım.

Benim kafamda bin tane tilki. 2 yıllık çalış(a)mayan annelikten çalışan anneliğe geçiş yapma planlarım suya düştü, hoş zaten İzmir' de bir sürü işveren de kapılarını açmış beni beklemiyordu ama çabalayacaktım en azından. Deniz doğunca çalışmamak, işi bırakmak tamamen benim tercihimdi. Güvenebileceğim tanıdığım birileri olmayınca Deniz'i kimselere bırakamadım. Bebekle geçen zaman geri gelmez, her anını yaşayayım ilklerini hastalıklarını ne yedip içtiğini bileyim, oyunlar oynayayım mutlu büyüsün istedim. Daha basit yaşadık isteklerimizi kıstık, dengeledik. İş hayatının getirdiği sosyallik, ekonomik özgürlük vazgeçilmesi zor olan. Bebekle sosyalleşmeyi de öğrendik zamanla, kısıtlı da olsa.
Hep ben ilgilenince hatalarım da oldu fazla koruyucuydum bir ara, kimselere bırakamayıp anneme bile bırakırken on tane şey söylüyordum. Herşeyi tek başına üstlenmenin dezavantajı da bu. Annelik her haliyle çok güzel, çok zor.


Kısa bir ara yazmayınca insanın eli gitmiyor bir türlü, ama eline geçirince de böyle her telden çalıyor. Aşağıdaki fotoğraf Ateş'in ablası Seba ablanın sergisinden. Marmaris' te denk geldik harika oldu, hastaydı gelemeyince ona bilgi toplayıp fotoğraf çektik bolca. Deniz de halasının resimlerini inceledi galeride bolca koşturdu.
O gün sokaklarda olup hiç uyumayınca da akşam erkenden bayıldı. Ama önce resim defterinden resimlerini kopartıp duvara asalım istedi. Diego'ya sergisini gezdirdi.



benim çeygim'e bakın!

Aşağıda da süs hazırlıyor, makas yapıştırıcı kağıt tabaklar simler yayıldı masaya "babaya çüç hazırlayalım " diye. Makasla kesemiyor henüz iki eliyle açıp geçiriyor parmakları ama çabasını görmek lazım dili dudakların arasına kıstırmış kesmeye çalışıyor.


Haftasonu İzmir'e dönüyoruz bir post daha yazabilirim umarım. Internet bağlantım birkaç gün sonra olmayacak bana şimdiye kadar mail ve telefonla ulaşan, hiç görmediğim halde sevgilerini, önemsemelerini hissettiğim, internetin bana kazandırdığı dostluklar için çok teşekkür ederim.

14 Mart 2010

Foto-blog


Marmaris ..


hayaller ..


deniz ve taşlar..


cup..


bi daha bi daha..


herşeyin asıl sahibi..


deniz kokusu..


kumlu sarı saçların kokusu..


ciddi işler..


kuşlara ekmek..


arkadaşlık..


çikolata..


bi tane daa ayabiliy miyim?


bekleyiş..


babaya özlem ve asi 2..


mor havuç..


aaa anne baaak o ne?


aaa annannee bem de gelcem..

24 Şubat 2010

Güzel şeyler

Arkadaşlarımlayken benden mutlusu yok :)

Tamam işte poz verdik hem Eren gelmedi ki daha hadi çekin de oyunumuza dönelimm

Dağılabiliriz !!

Cumartesi bu tatlı minikler beraberdi yine. Havayı nefis bir 22 dereceyle beklerken rüzgar fırtına yağdı yagacak bir gökyüzü vardı, vapur seferleri bile iptaldi o gün ama bizim keyfimize engel olamadı.
Can hastaydı ama İdil bizimleydi. Deniz, Ekin, Sarp ve Ege İzmir Sanat 'ın çimlerinde top oynayıp koşturdular, köpek ve kedileri sevdiler, sıkılınca da bir masada toplanıp resim yaptılar. Helil ve Eren bizi sonrasında parkta yakaladılar.

Deniz ve benim bu güzel grupla gidişten önceki son görüşmemizdi büyük ihtimal.
Kızların bana sürprizi üzerleri hepimizin resimleriyle kaplı bir çikolata paketi.
Nasıl mutlu oldum anlatamam gerçekten duygulandırdınız beni sizleri nasıl unutabilirim ki zaten.. Her geldigimizde herşeyi bırakıp buluşacağız söz verdiniz unutmayın :)

Çayp nasıl yapıyosun hem ayran hem suyu beraber içmeyi ben de ögrencem :))

Rüzgara karşı sanat çalışmaları :)


Ekin ve Deniz Tenis Klüp'te habire oyun yarattılar en tatlısı da buydu Deniz hadi gey Ekin bi baa dapalım diye yağmur altında göbekleriyle kortun tellerinde sallandılar bu iki minik hatun yaş farkına rağmen o kadar güzel anlaşıyor ki.

23 Şubat 2010

Gözü alışsın

Çinli çocuk giydirmece oyunu.

Bütün kıyafetlerini Ateş kesti sağolsun makas eline yapıştı nerdeyse, o gık çıkarmadan keserken ben de durmadan çıktı aldım sonra da lamine ettim.
Çok şirin oldular :)
Ben çince isimler bulmaya çalışırken Deniz Buse ve Atakan koydu isimlerini, 5 yaşlarındaki kuzenleri "Buçe abla" ve "Akatan abi" si gibi.
Oynamak istediğinde "çinli çocuklaya bakağım mı anne?" diyor tıpkı "ben çin'e gitçem" dedigindeki gibi durumun farkinda mı acaba??


Kostum ve bebekler Activity Village 'ten ..

21 Şubat 2010

Geçen günler..

Yakında bloga hiç yazamıyor olacağım hatta girip bakamayacağım bile. Hiçbirine, eski arkadaşlarımın, blog sayesinde arkadaş oldugum blog dostlarımın.
Üzülüyorum. Çok bağlanmışım. Çin denen bilinmeyenimde bloglar ve diğer paylaşım siteleri yasak, hükümet çok katıymış bu konuda ülkelerini küçük düşürecek herhangi bir fotoğrafın bile dışarı çıkmasına tahammülleri yokmuş. Başka yollarla çıkamayacak mı sanki bu yasak kardeşim mantığını anlamıyorum. Keşfedilen bir yol ertesi gün devletin hackerları tarafından kapatılıyormuş paralı programlar bile.
Ateş denemiş blogspota girememiş ama gmail çalışıyormuş.

Çok tuhaf hissediyorum son yazılarımı yazayım yaşananların hepsini minicik de olsa kaydedeyim istiyorum vakit buldukça.
İnsan eşyalara bile nasıl bağlanıyor. Eşya götürmüyoruz oraya astarı yüzünden pahalıya gelecek diye onlardan bile ayrılmak zor. Ne saçma geliyor kulağa ama öyle.
Yoğurt makinası, birkaç olmazsa olmaz eşya, Deniz'in kitapları birkaç oyuncağı, biraz kıyafet gidecek Ateş ekmek makinesi bulamadım derse onu da alacağım. Beni motive edecek birkaç da özel eşya alabileyim istiyorum. Şimdilik PTT Kargo en uygunu sanırım. Ne gerek var göndermeyin diyor herkes.
Herkes birşeyler söylüyor ya Çin' de ne işiniz var diyen ya da keşke ben de sizinle gelebilsem diyen. Destek de var köstek de.

Belki de beni mutlu etmek içindir Ateş burası çok güzel diye mesajlar atıyor, evimizden kocaman göl manzaramız var demiş. Eve aldıklarını listeleyip gönderiyor ütü masası küçük istersen değiştiririz yazmış bir de. Çok özledim onu işin bu yanı zor. Adsl bağlanacakmış birkaç güne az kaldı. Otelde kaldığı ilk gece görüştük ama Deniz skype işini pek sevmedi babasını yanında istiyor her sabah uyanınca ilk babayı soruyor babayı ayıyorum diye evi dolaşıyor.
..


Birkaç diyalog Deniz'den..

İtirazlar çok bu ara
- hadi Denizcim sağ kolunu da geçir,
- ı ıh giymiycem iççemiyom,
- sağ kol Deniiiiz
- sağ kolmıycam annee

Uyku öncesi kitap okuyoruz, minik kulak bütün sesleri duyuyor pür dikkat,
- anne du!
- dinne dinne!
- cu şeşi geliyoy (su sesi geliyormuş)
- aa nerden geliyor ki Deniz?
- dinne dinne! (bunu çok söylüyor işaret parmağını kulağına koyup)
- cudan geyiyor anneee
sudan geliyormuş ah kafam su sesi sudan gelir tabii benim de soruya bak.

Muffin kalıpları bulmuş mutfak dolabından poşeti de söküp hepsini yaymış taburelerin üstüne, yanında da kap kaşıklar.
- napıyosun annecim?
- kek dapıyom
- al tadina bakçana anne? *kaşıkla bir kalıptan alıp bana uzatıyor
- mmh enfes olmuş nam nam nam
- duy cuyun aktı
*kaşıkla çenemi sıyırıyor

Babayla evdeyken madagascar ve ice age izledi ya tv açmayan anneden de medet umuyor şimdi,
- bakabiyiy miyim teyevijyona anne?
- açamıyorum denizcim ben
- öyemli diil anne ben açabiyiyim
*önemli değil diyor çok komik ne duysa kapıp pat diye yapıştırıyor yeri gelince

Ekin her gün ağzında,
- Ekin'e gitçem ben anne
- Napacaksınız peki
- oynuycaj beyabey onunla
- Ekin'in oduncakları var alcam onlayı
- ya sonra?
- eve getiycem menim odama koycam
- Ekin' in haberi var mı bundan?
- hmmm.. dok!

Kapı zili çaldı yanlışlıkla
-kim geydi anne?
-kimse yok tatlım
-aykadaşlar geymiştir belkii ekin geymiştir ege geymiştir?

Kafede çay içiyoruz garsona bagırıyor
- ben de çay iççiom bi tane amca!

çok kullandıkları,
- peki şimdi dapıcaz annee?
- onun içinde ne vay pekii?
- o naçıl açılıyo anne?
- dapiç dapiç *yapış yapış demek
- dabaş dabaş * yavaş yavaş

Uzun zamandır söylediği ve ısrarla düzeltmedikleri,
- kucağma gelcem, kuccağma gelcem anne! kucak istiyor
- iyi ki doğduuum deniiij diye doğumgünü şarkısını söylüyor aklına estikçe..