2 yaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 yaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Aralık 2010

Çoğu Deniz, biraz biz..



Geçen günlerin en önemli gelişmesi Deniz' in kreşe başlaması oldu. Yarım gün, 3 saat kadar. Daha önceden deneme amaçlı bir gün katılmıştık anne- kız ama uzerinden neredeyse aylar geçti ben versem mi vermesem mi gerek var mı profesyonel bir yer degil, hoşuma gitmedi ve daha nice bahaneler buldum. Anladım ki isterse benim kriterlerimde muhteşem bir yer olsun hiç bir yer benim kafamda güvenli olamayacak önce annenin kendini eğitmesi gerekiyor.

Deniz'in yakın arkadaşları başlayıp üzerinden 1 ay geçince ve anneleri de memnun kalınca Deniz adına iyi olacağına karar verdim ve başladı(k). Fena da olmadı şimdilik 2. haftası, bu hafta hiç ağlamadı. Başlatmadan önce defalarca anlattım sabah ben seni bırakacagım arkadaşların ve ögretmenlerinle dans edip şarkılar söyleyip oynayacaksınız öğle yemeği öncesi de ben gelip seni alacağım. Ama ben ne kadar söylesem de anne sen de bizimle kal diye ekledi arkasından. İlk hafta ilk gün benim onunla kalmayacağımı anlayınca ağlamaya başladı sen de kal diye, tam o sırada Jada annesiyle gelince susup yanına koştu. Ben ve Coral kızları uzaktan izleyip gitmeye hazırlanırken bu sefer ben kendime engel olamayıp ağlamaya başladım ama ne ağlama. Hangimizin ağlaması gerekiyordu?? Neyse ki Deniz görmedi.  3 senedir birkaç gün anneannesi dışında hiç bir yere bırakmadığımı sürekli kuzu sarması şeklinde yaşadığımızı düşünürsek normal olsa gerek. El salladım, o da bana salladı ayrıldık. Dış kapıdan çıkarken ağlamasını duydum sonra da sustuğunu. İkinci gün de biraz ağladı sonradan çok sevdiği görünce zıp zıp zıpladığı Hintli arkadaşı Kashni gelince sustu. Dış kapıdan çıkarken gene çığlığını duydum oyundan sıyrılıp beni hatırlamış anne diye ağlıyordu. Sonradan öğrendiğim 2 dk. için ağlamış ve yine oyuna dalmış, gün içinde de hiç ağlamamış. Yine güvensiz anne ben, bana böyle söylüyorlar ne malum anlattıklarının dogru olmadıgı diye düşünüp, Deniz' i okuldan alışım sonrasında onu sıkmamaya çalışıp sorguladım seni göremedim biraz ağladım ama sustum dedi hep.

İlk hafta son gün yani cuma;  Kashni hasta yok, Jada, Elay havanın soğuklugundan gelmemişler, arkadaşlarını göremeyince fena ağladı içli içli annecim beni bırakma seninle gelmek istiyorum deyince içim elvermedi o an gerçekten de orada olmak istemiyordu bırakmadım, kucakladım dışarlarda gezdik. O gün onu kreşe bırakmayıp geri almakla hata yaptıgımı düşündüm sonrasında, başka bir çözüm bulabilir miydim diye kızdım kendi kendime. Gelecek haftayı ve neler olacagını beklemek eziyet oldu.

Düşündüğümün aksi oldu herşey hava güneşli nefis tüm çocuklar orada olunca hiç ağlamadan mızmızlanmadan bahçede oynamaya başladı. Jada annesini öpünce o da bana koştu sarılıp öpüşerek ayrıldık. Böyle devam ediyor bu hafta maşallah !!!

E bana da yaradı 2,5 saat kadar yalnızım boş boş oturup elimde kahve duvara bakmak bile keyifli. 3 sene çocuğuyla yalnız olup birden kendiyle başbaşa kalınca ne yapacağını bilemeyen anne durumu. Ha bu boş (!) zamanımın çoğu yemek yapmak ve alışverişle geçiyor ama arada vakit de yaratmaya çalışıyorum.

Deniz okul çıkışı hemen olmasa da gün içinde parça parça aklına geldikçe bana yaptıklarını anlatıyor. Eğlendiği güzel vakit geçirdiği belli, "Jada' yla kedi olduk sonra da aslan maooow diye", " Kashni bizim annemiz oldu hepimize su verdi biz de bebek olduk Jada da bebek oldu",  "bugün Elay ağladı ben hiç ağlamadım çişimi yaptım ögretmen ellerimi sabunla yıkadı ben de yıkadım; öğretmenler noodle verdi ben yemedim ama sevmedim" şeklinde kısa kısa raporlar alıyorum.

Okulda saat 9 civarı snack olarak ya pirinç makarnası noddle ya da Çinli' lerin ekmek dediği bizim ekmeğimize hiç benzemeyen bir hamur işi veriyorlar neyse ki şekersiz.  Uzak doğuluların kahvaltı ve snack anlayışı böyle. Zaten kahvaltısını güzel yapmış Deniz noodle yemiyor ekmeğin üstünü biraz yiyorum diyor ben de hiç yeme diyorum?!? Kashni'nin annesi Shelley ve ben okulun Christmas partisinde yönetici bayanla konuştuk ama anlaşılan pek takmadı ki hala bunları veriyorlar, ben Deniz'in yanına dilimlenmiş elma- mandalin-havuç gibi atıştırmalıklar koyup ögretmenine bunları da çıkarmasını söylüyorum.

Okul yöneticisi bayanın soğuk tarzı dışında can sıkan birşey yok henüz. Deniz eğleniyor sevdiği arkadaşlarıyla vakit geçiriyor, ikisi Çinli ve günde 1 saat vakit geçirdikleri 2 Amerikalı öğretmen güleryüzlü, bu şimdilik bana yetiyor. Keşke daha iyisi elimden gelseydi ama buradaki şartlar diğer okullara olan mesafenin fazlalığı buna elvermiyor.

Keşke demek fenaydı değil mi hele de çocuk sözkonusuysa. Şimdiye dek "anne" olarak iyi gittiğimi düşünsem de. Deniz' e bakınca gerçekten mutlu; her duygusunu ifade edebilen, kendinden büyükler dahil çocuklarla vakit geçirmeyi sosyalleşmeyi seven şarkılar söyleyip dans eden oyunlar uyduran bir çocuk. İçimden geldiği gibi onun isteklerine ihtiyaçlarına uygun davrandım çoğu zaman, hep sarılıp öpüp kokladım, yürümek ve puset değil de kucağıma gelmek isteyince hep kucakladım şımarması sözkonusu da olsa, yatakta onunla beraber zıpladım bolca gıdıkladım. Hatta her gece uyansın da yanımıza gelsin sarılıp uyuyalım istedim. Babasıyla ona hep istediği kadar kitap okuduk kitaplar yetmedi masallar uydurduk. Ama yine de anne olmak - en azından benim için- hep kendini sorgulamakla geçiyor. Onunla geçen zamanın ne kadarı nitelikli, daha çok mu oyun oynamalıyım, sağlıklı ve iyi besleyebiliyor muyum? beni delirttiği zamanlarda çok mu kızıyorum bağırıyorum daha sabırlı olabilir miyim gibi gibi.. İlkinde böyle oluyor ikincide de böyle mi acaba?? Çocuk doğduğu anda annelik vahiyler şeklinde anneye inmiyor malesef, çocuğu büyütürken kendini de büyütüyorsun, çocuk seni eğitiyor. Ben bu kadar sabırlı ve sakin olabileceğimi düşünemezdim eskiden sabırsız bir insandım Deniz beni resmen terbiye etti.



Deniz ve kırık dişi"

3 yaşına çok az kaldı Deniz' in. Görünüşe göre 1.66 lık annesini ileride çok geçecek şimdiden tam 1 metre boyunda 16,5 kiloda bıcır bıcır yaramaz küçük bir hanım. Yaramaz olduğu konusunda kararsızım yaramaz mı çok mu hareketli yerinde mi duramıyor. Çok yakın bir arkadaşımın babası yaramazlıkta kötü niyet olur senin çocukların yaramaz değil fazla hareketli gibi birşey söylemişti ona, okuyorsa o bilir. Bu aralar aslında babasına ve bana kök söktürdü belki de yeni düzenin getirdikleri.Bir önceki yazıda bahsettiğim diş hekimine ilk onun için gittik. Hongkong vapurunda yerinde oturamayıp zıplarken koltuğun kenarına ön dişini çarpıp kırdı. Şimdi ayna karşısına geçip "benim adım Denij benim diçim kırııık" diye şarkı söylüyor. Ona eğlence oldu ilk zamanlar herkese gösteriyordu kırılan dişini. Ben endişe ettim diş öldü mü yemek yiyebilecek mi diye. Gözlemleyeceğiz, acısı ve renk değişimi olmadığı için diş büyük olasılık ölmemiş dedi diş hekimi.

Buralarda bu ara bazen sinir bozucu hale gelen bir Kristmıs havası hakim. Her yerde restorantlar alışveriş merkezleri dükkanlarda tekrar tekrar çalan merry xmas şarkıları yeniyıl süsleri partiler. Christmas' ta ne yapıyorsunuz, aaa siz kutlamıyor musunuz soruları??  Hadi Honkong'lular tamam uzun zaman İngiliz sömürgesi olmuşlar bir şekilde onlar gibi yaşıyorlar ama Çinliler'e ne oluyor inandıkları bir din yok hem onların yeni yıl kutlamaları Şubat' ta başlıyor. Belki de biz hatalıyız maksat kutlama olsun. Ayın 24 ve 25 'inde burada partiler kutlamalar özel restorant ve otel yemekleri var, her yerde ilanları. Hintli arkadaşım Shelley ve buradaki kalabalık Hintli camiası da kutlamalara çoktan başladılar. Onun anlattıgına göre her haftasonu partileri var bunalmış durumda. Hintlileri çok kıskanıyorum o kadar kalabalıklar ki. Burada yaşamaktan memnun olsalar gerek yoksa bu kadar Hintli'nin Çin' de işi ne. Bugün ben de 2 Hongkong' lu arkadaşımdan cuma ve cumartesi için parti daveti aldım gidiyoruz bakalım Xmas' ı kutlayalım :)



Avustralyalı arkadaşım Lynn ve iki kızı ülkelerine döndü temelli. Az önce ona bayıldığı kısır ve havuçlu kekimin tarifini yazıp gönderdim. Eşi burada, arada nadir de olsa tatillerde gelecekler. Ben ve Deniz için kötü oldu gerçekten üzüldüm, herkesle aynı arkadaşlık yakalanmıyor. Anniina' dan sonra kendime yakın hissettiğim ikinci arkadaşım olmuştu, birbirimizi geç bulduk ama kısa da olsa çok vakit geçirmiştik. O da benim gibi çocukla otobüse metroya binip şehri gezmeyi seven biri. Kızlar da anlaşıp kavga etmeyince zaman güzel geçti. Deniz yaşıtı 2,5' tan birkaç ay büyük Olivia' dan daha çok 5 yaşındaki Isabelle' le çok iyi anlaştı. Geçen zamanda sadece 2 yaş değil 5 yaş krizlerinin de mevcut oldugunu gördüm. Dışardayken iki ufaklık Deniz ve Olivia belki hiç ağlamadı, ama Isabelle arada arıza yapıp "mummy you dont listen to meee" diye bas bas bağırıp deli gibi ağladı küsüp Deniz ya da Olivia'nın hiç oturmadığı pusetlerine kapattı kendini. Çok tatlılar ikisi de, yaşları yakın 2 kız annesi olmak isterdim geç kaldık..



Ateş'in doğumgününü kutladık, 21 Aralık. Buradaki 4,5 kişilik ufak Türk kabilemizle. Selçuk, Onur, Ateş, ben ve Deniz. Deniz babaya süpriz yapmadan önce kafasında kurmuş bana anlatıyor "annecim şşş babaya söylemeyelim plan yaptım ben mumların hepçini ben üfliycem paçtadan bi dilim sana vercem bi dilim ben yicem babaya kalmayacak hihihi" böyle de hain planları var babası için.



2010' u bitirmek üzereyken geçen sene bu zamanlar aklımızı kurcalayan gitmek mi kalmak mı konusu bu kez kendisini zıt yönde tekrarlıyor. Henüz belli değil, bu belirsizlik geleceği görememek beni huzursuz ediyor. Dönmek de istiyorum kalmak da. Burası da evimiz oldu geçen zamanda, Deniz mutlu dil ögrenmeye başlamışken devam etmeli diye düşünüyorum. Evimi İzmir'i çok özledim. Arkadaşlarımı, onlarla yüzyüze sohbet etmeyi. Annemi babamı çok çok özledim bir de İzmir' imin gevreğini ve beyaz peynir. Burnumda tütüyor kalbim midem sızlıyor düşündükçe..

8 Aralık 2010

Yeni Yıl yaklaşırken

Çinlilerin geleneksel Yeni Yıl kutlamaları Şubat ayında, ama gerek Xmas gerekse bildiğimiz yeni yılı kutlamaktan da geri kalmıyorlar. Ben bundan şikayetçi değilim her yer ışıl ışıl. Deniz 'in oyun sınıfının olduğu okul dahil Aralık başından beri alışveriş merkezleri, mağazalar, pastaneler, sokaklar eğlenceli süslemelerle dolu.







Ve Deniz' in yaşadığı kart hazırlama coşkusu. Elini boyalara bulamaya dünden razı çok eğlendi, 1o tane kadar boyanıp kart hazırladıktan sonra bu kadar yeter anne deyip ellerini yıkamaya koştu.

Bugün postaneye gittik beraber postaladık. Muzip gülüşüyle aynen şöyle diyor,

- arkadaşlarım komik el iclerimi görünce çok gülücek ama anne.



29 Ekim 2010

Çin' de 29 Ekim sabahı



29 Ekim' i kutladık. Deniz ve" Atatüyk dede" si.



Cumhuriyet' imizin 87. yılı kutlu olsun.

27 Ekim 2010

Üstelik mi?



Deniz' den inciler.

Dışarıdan helikopter sesi gelir, Deniz hemen koşturur balkona. Heyecanla bizi de çağırır.

- gelin gelin pelikohter pelikohter!!

Anne baba yetişip göremez.

- tüh biz göremedik Deniz yaa

- ben gördüm üçtelik !!

-ne dedi ne dedi, üstelik mi dedi? - evet üstelik dedi - nasıl yani? - doğru yerinde mi kullandı peki? -bilmem

Ben bu yaşımda üstelik kelimesini ne kadar kullanırım diye düşündüm sonrasında. Hep bu kitaplardan, dur bakalım daha neler yumurtlayacak. Kitapları hikayeleri çok seviyor odasındaki bütün kitapları okusak gıkı çıkmayacak. Bazen o teklif ediyor 10 parmağını açıp bu kadarını oku hepçini hepçini diye. Hiç sıkılmadan okuyorum, hepsini olmasa da bir oturuşta 3-4 tane okunuyor ya da aynı kitap bazen defalarca, hele de ilk kez okunuyorsa. Eric Carle ' ın "Aç Tırtıl" ını ilk okuduğumda 6 kez ardarda okumamı istemişti. Şikayetim yok ikimiz de çok eğleniyoruz .

Bu sevgisini bilen annanne ve dedesi de Deniz'e yeni kitaplar ve Meraklı Minik göndermişler henüz yolda, anlattım dört gözle onları bekliyor şimdi. Ben de "Bir Dolap Kitap" tan oluşturduğum listeyle yeni siparişimi hazırladım. Guya kesinleşmiş haline her gün bir tane daha ekleme yaptığımdan liste kabarıklaştı şimdi de yol parası kitap parasını geçecek diye hayıflanıp hala netleştiremedim.



İncilere devam.

- Deniz boya yapmak ister misin?

- Evet kiii!

Bu hep dilinde birşey istediğimde, sorduğumda cevabı bu.

Kahve yapıyorum, bardağıma kahveyi o koydu, bir kaşıkla yetinmeyip doldurunca,

- çok koydun ama Deniz.. uyuyamam onu içersem?

- hı? çünküü ayakta içmen lacım annecim.

- peki.

Lego oynuyor, beni de çağırıyor yanına. Birşeyler yapmamı istiyor.

- çen ev yap anne ben de cürafa tamam mı?

Ben yaparken bir süre sonra elimden alıyor parçaları başkalarını veriyor.

- böyle yaparsan oynayamayız ama Deniz?

- ı-ıh oynayarız.

Markette. Arkadan geliyor, ilgisini çeken birşey gördü, bir bağırış,

- Hiii!! geri gel anne! geri gel geri gel!

Bu aralar sürekli aşağıdaki iki tanımlamayı kullanıyor,

- bak annee! yürürken karçıma ne çıktıı! bi kopek! *köpek o ile ama :)

- anne kopege bak oynuyor - yemek yiyor bi yandan da çok komik!

Bir sabah uyandı çabuk çabuk çişim diye. Çiş bitince rahatlamış bir halde,

- annecim...çok karpuz yemiçim ben.

Mutfakta tabureye çıkmış suyla oynuyor yerler ıslanmış,

- buralar neden ıslak Deniz?

- bilmiyorum

- sen su döktüğün için olabilir mi?

- ııh annee.. sen kurulamadığın için ıçlak.

Doktor malzemeleri favori oyuncaklarından, sürekli olay kurguluyor birileri hastalanıyor doktora gidiyor falan.

- anne çen doktor ol, ben de saçları ucamış küçük ablayım, haçta olayım.

- tamam.

sesleniyor kapı çalıp içeri girer gibi yapıp,

- Doktorcuuuum! ben haçtayım.

Büyüyünce ne olmak istediğine de karar vermiş, biz sormadık bile. Tamirci diyordu son zamanlarda şimdi de,

- Köprücü olucam ben.

- Hem de gerçek köprüler yapıcam.

Şaka yapıyormuş bir de,

- Annecim çabuuk çişim çişim,

- aah kaçırdım annee

- neyse.. bir dahaki sefere tut ama olur mu canım?

- hihi anne çok komikçin çana şaka yaptım bak tutuyorumm.

Son zamanlarda gene favorisi büyüteçle evde gezinip bakınıyor, elinde de Diego. Böcekler posterini incelerken,

- Arkadaçım...sence neyi eksik onun?

Komiksin Deniz. Çok tatlısın.

20 Ekim 2010

Guilin ve YangShuo

Çinliler bayramları ve dolayısıyla tatili seven bir millet. Hükümet ve halk seviyor, Çinli şirketlerin çoğu için geçerli değil bu. Bana bir taksicinin söylediğine göre hükümetin özel günlerdeki tatil gün sayısını azaltmasını istiyor şirketler. Buradaki yabancı şirketlerde çalışan expatlar dolu dolu tatil yapabiliyorken biz 1-2 gün daha tatil verse şu şirket diye dua ediyoruz da buna da şükür.

Önce normalde 4 günlük ama bize 1 gün tatil olan sonbahar hasat zamanını kutladıkları "Mid-Autumn Festival" nam-ı diğer "Mooncake Festival" i yaşadık. Bizim bayramlardaki gibi yakın aile çevresi ve arkadaşlarını ziyaret edip beraberce bu güne özel "moon cake" yiyor Çinliler, her yerde muffin benzeri moon cake' ler satılıyor. Doris buraya özel yerel elbisesi içinde ziyaretimize geldi koca bir paket mooncake ve meyva sepetiyle birlikte.  Damak tadları çok şekerli dolayısıyla bu kekler de öyle, ortalarında da yumurta var, Doris bize yanında getirdiği tadı ve rengi greyfurtu andıran ama greyfurtun 3 katı kadar büyüklükteki meyva "pomelo" ları soydu ve mooncake' in tadını bastırmak için beraberinde yemek üzere hazırladı.  Kekleri Doris'in yanında yedik ama sonrası elimizi süremedik ben pomeloyu tercih ederim çok güzel bir tadı var. Tatil 1 gün olunca biraz evde tembellik biraz da yağmurda gölde yürüyüşle geçti.

Sonrası 1 Ekim' de başlayan ve 10 gun tatille devam eden "National Day". Öncesinden çok ümitlenmiştim herkesten uzuuun tatil lafını duyunca. Son anda kesinleşen bizim tatilimiz ise 4 gündü.  Fotoğrafları aktaralı çok oldu ama hem internetin yavaşlığı hem de elim bir türlü klavyeye gitmeyince  anca kaydedebiliyorum.

Tatil planı son ana kalınca yolculuk saatleri Deniz'i uykusuz bırakıp çok yordu. Ve bunun sonucunda şimdiye dek beraber gittiğimiz bütün tatillerde uyumuyla bizi şaşırtan, gezmekten zev.k alan Deniz bu tatilde tam tersiydi. Hiç tanık olmadığımız çığlık çığ.lığa ağlamaları, inanılmaz bir keçi inadı ve evime gitmek istiyorum tutturmalarıyla geçen bir 3 gün oldu bize.

Guilin şehrinden başlayan Lijiang nehrindeki tekne turuyla 4 saat sonunda YangShuo' ya vardık. Li nehrini ve Yangshuo'yu çepeçevre saran karst kayalıklar ve tepeler gerçekten çok etkileyici. Başında gelmese miydik derken tatil sonunda iyi ki gelmişiz daha çok kalsaymışız dedik.



Milli tatil de olunca yerli ve yabancı yüzlerce turist var. Burası dünyayı gezen insanların uğrak yerlerinden, özellikle Amerikalı ve Hollandalı turistler çoğunluktaydı. Gezi başlangıcında sabahın köründe bindiğimiz minibüsteki çift komşu Yunanistan' dan çıktı onlar da biz de çok sevindik nedense. Olga ve Apostolos, 40 yaşlarında Çin'in kuzeyine birkaç aylığına Çince öğrenmeye gelmiş bir çift.





Li nehri turu sırasında gemide sunulan yılanlı içki.  Soramadık bile ne olduğunu anlamaya çalışıp şaşkın bakınırken, muhtemelen viski, içinde canlı bir yılanla içilmesi makbul olanından. Yan masalardan Hollandalı bir turist denedi.



Geminin üst tarafına Deniz'le çıkıp ne zaman manzara seyretmek istesek, etrafımız Deniz'le fotograf çektirmek isteyen ya da sadece onu çekmek isteyen yerli turistlerle çevrildi. Zaten keyifsiz Deniz ilgiyi istemeyip daha da huzursuz oldu. Biz istemedigini ağladıgını anlatmaya çalışsak da pek fayda etmedi çabalarımız aşağıya kaçmakta bulduk çareyi. Bu gemideki ısrarcı Çinli bir bayan öğleden sonra turunda da bizi yakalayıp aile fotoğrafımıza sızmak suretiyle Deniz'le fotograf çektirebildi, çok hoş bir anımız oldu böylece!?





Yangshuo varışında balıkçı ve karabatakları.



Pirinç tarlalarıyla çevrili "Little Li River" da denilen Yulong River.



Yulong nehrinde gelin ve damat.















Balık avlayan karabataklar.



YangShuo West Street.







Kahve molası.



Onca uykusuzluk ve yorgunluğuna rağmen "davulum o benim davulum" diye diye bavulunu taşımaktan vazgeçmeyen Deniz.

11 Ekim 2010

Ev hali



:: Doktor Deniz hanım hastalanan Diego'sunu hastaneye yatırmış ::

Kızımla başbaşayız. Gece gündüz dört gün baba Shanghai ' da. Yapamam burada gece yalnız kalamam korkarım sanırken başa gelen çekiliyor, Deniz uyuduktan ev sessizleştikten sonrası esas hissedilen. Birkaç garip hikaye duyduğumdan mütevellit azıcık tırsıyorum sonra saçmalama diyorum kendi kendime de konuşur oldum. Geçenlerde Ikea'dayız Ateş bari bana 1-2 çiçek al da onlarla konuşayım dedim sinirle karışık gülüştük neyse dalgasını geçebilmek de bir şey.

Deniz' im muzip bakışlı kızım benim en iyi arkadaşım oldu, anne - kız olmak o büyüdükçe güzelleşiyor. Bazen araba peşinde küçük oğlanlar gibi bazen de süslü bir kız çocuğu. Ruj ve oje' yi birleştirip "anne bana roje sürer miçin" diyor olmaz büyüyünce desem o da kabullense de sormaktan bıkmıyor aklına geldikçe. Herşeyi beraber yapıyoruz yemekleri bile, tuzunu baharatını mutlaka o koyuyor peşim sıra "önemli diil anne ben yapabilirim önemli diil " diye bir koşup gelişi var ki kaçamıyorum. Bugün büyük bir gururla sarımsak ezme işini tamamladı yanyanayız kikirdedi kolumdan öptü yavaşça "anne çeninle çok eğleniyoruz di mi?" dedi.

Günler daha hızlı geçmeye başladı. Deniz' le dışarı çıkıyoruz parka ya da birşeyler içmeye, alışverişe; sosyalleşiyoruz geçen cuma yaz sonrası ilk expat anne/çocuk buluşmasına katıldık. Ülkelerine dönenler nedeniyle sayı azdı. Deniz yaşadığımız yerleşim bölgesinin okulunun kreş bölümüne bağlı oyun grubuna gidiyor " baby class" diyorlar. Haftada 2 gün 1 er saat anne-çocuk beraber. Kreş kısmına henüz gidemiyor 3 yaş altı kabul edilmediği için. Bu oyun grubunda neyle karşılaşacağımı bilmiyordum Montessori sınıfı ve eğitmenleri çıktı karşıma şaşırdım ve sevindim, çok az da olsa nitelikli güzel vakit geçiyor. Öğretmen her sınıf başında ayrı bir oyuncağı sunuyor sonra her çocuk kendine bir kilim ve oyuncak seçip alıyor oyunu bitince oyuncağı sepetine toparlayıp yerine koyup yine diğer bir istediğini alıp getiriyor. Ahşap oyuncaklar materyaller pratik hayata yönelik ufak düzenekler, sonrası eller yıkanıp çocuklar beraber masada ılık su içiyorlar bardaklarını sandalyelerini toparlayıp ortalığa saliverilen irili ufaklı toplarla zıplayıp koşturmaya başlıyorlar. Sonrası müziği tanıdık Mandarin çocuk şarkıları söyleyip dans ediyorlar ve en son da merdivenler basamaklar tünellerle jimnastik. Deniz eğleniyor ve istekle katılıyor. Çocukların ilk hocaya koşup da kendilerini tanıttığı bölümde zıplayarak öğretmenine sarılıyor herkesi selamlayıp sordukça ismini yaşını söylüyor teşekkür ediyor. Çocuklar birbirini taklit ettiği için zorluk da çekmiyor Mandarin karşılık veriyor. Ben de öğreniyorum arada kaynayıp. Ah bir de şu tonlamalar olmasa.

Burada bazı günler hava hala bunaltıcı sıcak olabiliyor, bazen de sonbaharın ferahlatıcı rüzgarı esiyor. Yağmurlu günlerde eve tıkılınca Deniz başlıyor "anne kiipi yapalım kuubağa kelebek yapalım dinozor yapalım ayak izi yapalım" diye.  Tevekkeli başından beri eve yardıma gelen Ayan beni kreş öğretmeni sanmıyormuş. Sordu yok dedim alakasız mühendisim. Turkiye'den buraya ponponlar pullar boyalar ıvır zıvır taşıdım durdum, burda bulamayacağımdan değil neyi nasıl bulacağımı bilmediğim ve keşfedene dek geçen zamanı düşündüğümden. Benim hoşuma gidiyor da en çok Deniz eğleniyor.

- hiii annee kapımı çek bunları da hepçini hepçini !



An geliyor kavga da ediyoruz bağırışıp atışıyoruz o bana ben ona kızıyorum. Sonra durumun komikliğine gülüşüyoruz. Akşama doğru içindeki küçük huysuz cüce çıkabiliyor bazen. Gündüz uyumak istemiyor Deniz hadi uyuyalım deyince " ben uyumayı çevmiyorum anne oyun oynamayı çeviyorum çen de oyna" diyor, uyursan büyürsün ama annecim demeye kalkarsam büyümek istemediğini söylüyor. Uyku fikrinden o kadar uzak ki büyümekten bile vazgeçmiş. Ben de 2-3 yaş çocuğu ne kadar uyumalı, fiziksel psikolojik gelişimi nasıl etkilenir makalelerini okumaktan. Sabah erken 7.00 civarı kalkıyor akşam da 7.30 da yatakta. İstediği hikaye kitabını seçip bana veriyor pür dikkat dinlerken sütünü içiyor, arada ne kadar uykusuz olursa olsun müdahale ediyor masala. Bitince de Diego' ya sarılıp 1-2 dönüp zınk diye uyuyor.



Geçip giden, olan biten böyle ...

30 Eylül 2010

Vakit nakittir



Döndük geldik uzun tatil iyi miydi yoksa fena mı oldu derken tekrar bir alışma sürecine girdik.
Ben okul falan araştırıyorum Deniz'e güya ama Türkiye tatili öncesi arkadaşlarıyla okula gitmeye pek hevesli küçük hanım şimdi hiç oralı değil benim onsuz 5 dakika ortamdan ayrılmama bile tahammülü yok.

Bugün ögleden sonra mutlu bir an o sütlacını yiyor ben de nutellalı bisküvi ve kahvemle. Okul konusunu açıyorum sonrası ben gülmekten öldüm.
- Deniz okula gidelim yarın bakıp gezmeye? Coco da orada olacak Jada zaten gidiyormuş. Ben seni bırakacağım birkaç saat oyunlar oynayıp şarkılar söyleyeceksiniz arkadaşlarınla sonra da öglen gelip alacağım. Nasıl güzel değil mi?
- I-ıh olmaz..... anne benim hiç vaktim yok
- Hı? sen nereden ögrendin bunu ne demek bu?? ~~ben gülme krizine girdim bu arada Deniz de benim tepkime gülüyor~~
- hiç vaktim yok annecim okula gidemeeem
- ne demek Deniz vaktim yok??
- ne kadar meraklıçın çen de anne yaa