10 Mayıs 2012

Eski eve dönüş


İlk foto Deniz, Ekim 2008. İkincide Selin, Nisan 2012.


Döndük. Henüz İzmir'e olmasa da oraya dönmüş kadar oldum eski bloguma tekrar gelip yerleşince. Hayat Çin'de devam ediyor olabildiğine hızlı, ufak tefek dertler dışında bir sıkıntı yok. Hayat güzel, iki çocukla daha telaşlı, gürültü patırtılı, daha hızlı ama güzel. Zaman akıp gittikçe kafamdaki soru işaretleri artıyor yalnızca, dönünce ne yapacağız, Deniz' in okul işlerini bihaber hisseden anne olarak nasıl ayarlayacağım, yaptık oldu diyen münasebetsizlerin getirdiği yeni sistemle nasıl mücadele edeceğiz, en çok okul işleri kafamda, geçim derdinden de fazla. Ha bir de oraya nasıl adapte olacağız. Şaka değil buraya o kadar alışmışız ki midemiz bile ilk iş bozulan oluyor Türkiye tatillerinde. İyice Çin'li olduk, güneşe şemsiyesiz çıkmıyoruz.

Selin koocaman oldu, 9,5 aylık çok çok tatlı, çok mutlu, neşesi oyunu ve iştahı bol bir bebek. Bazen düşünüyorum Deniz de güleryüzlüydü ama Selin sanki daha çok gülüyor tam hatırlayamıyorum eskiyi. Derken eski postlarıma baktım Deniz' in 9 aylık olduğu. Tam tamına Selin hakkında kafamdan geçenleri yazmışım, kendi kendine gülmeye başlayarak dikkati çekmesi, oyunları dansları çıkardığı sesler bağırışları.

İki meleğim de büyüyor. Deniz' in okul ve dışarıda oyun sonrası eve girdiği anlar Selin'in en heyecanlanıp hareketlendiği zamanlar, çığlık çığlığa sevinçle Deniz'i karşılıyor bayılıyorum ikisini seyretmeye.
Deniz artık iyice abla modlarında. Doğum öncesi- sonrası onu "abla" konumuna koymamaya adlandırmamaya özen gösterdik. Şimdi kendine abla dedirtiyor, iddiasına göre Selin de ona sesleniyormuş abba abba diye. Anlattığına gore ona en çok söyledikleri
- ablacım seni çok seviyorum sana sarılmak istiyorum
- ablacım ben de en çok pembeyi seviyorum.

25 Ocak 2012

Kardeş olmak


4 yaşı ve yarım yaşı beraberce kutlamak...:)



Cıvıldamalarla anlaşmak ve gülüşmek...:)



Birbirini yemek ve gıdıklamak..:)



Çay partisi hazırlayan ablaya çığlıklarla eşlik etmektir. Abla- kardeş ilişkisi şimdilik bundan ibaret...:)

28 Eylül 2011

Selin 2 aylık


Aslında 2 ay 1 haftalık, dağılan parçalarını toparlamaya çalışan annesi anca buradan yakalayabildi. Yukarıdaki fotoda henüz 1 aylık. 2 aydır doğum yaptıgım hastaneye kontrole götürüyorum, 15 dakika masajı yapılıyor pilates topunda zıplıyor acayip hoşuna gidiyor. Doktor odasından çıkan bebekler masaj ve egzersiz odasında sıraya giriyorlar, Çin usulü bebek rutin muayenesi. 2. ay, Selin 5,5 kg, 57 cm. Maşallah!



Ben bu sefer neden böyle oldum Deniz minicik bebekken blog tutmaya başlamış habire fotoğraf çekip notlar alırdım diyordum ki şimdi iki çocuk annesi olduğumu idrak ettim. Bebek kadar ilgi bekleyen yeni durumuna adapte olmaya çalışan tatlı Deniz' im var, başbaşa doya doya vakit geçirmeyi özlediğim Deniz 'im.. Ne kadar anne ya da baba ayrı ayrı sadece onunla vakit yaratmaya çalışsak da yeterli olmuyor sanki. O ezilmesin kırılmasın ya da fazla ilgiden bu sefer de şımarmasın derken benim ayarlarım şaştı.

Hastanedeyken işler yolundaydı. Deniz' in herşeyiyle 4 tam gün boyunca Ayan ilgilendi. Gerçekten çok şanslıyız burada böyle bir insana rastlamaktan. En kıymetlimizi ona emanet ettik ve de hiç pişman olmadık. Sabahları yarım gün gittiği kreşten gelince hergün odaya geldiler, akşam tam uykuya yatmadan önce -Ayan 'in aklı- bizi aradı, annecim seni çok seviyorum tatlı rüyalar gör olur mu dediği her akşam sulusepken ağladım.

Bebekle eve geldiğimiz ilk gün ilk dakikalar. Sofra hazır yemeğe oturacağız hep beraber. Annem henüz yok. Bebek uyanıp ağlamaya başlayınca ben emzirmeye hazırlanıyorum. Aniden Deniz babasına sarılıp ilk defa gördüğüm şekilde içli içli ağlamaya başladı "ama ben annemle yemek yiyecektim..". Napacağımızı şaşırdık ne desek olmayacak , hormonlar lohusalık iki tarafa birden yetmek istemek, hepsinin birleşimiyle ben de başladım ağlamaya.

Sonrasında toparladık bugünlerde Deniz çok daha iyi, yine de bebek ağlayıp da yanına gitmem gerektiğinde -eğer onunla birşeyler yapıyorsak- şunu çok söylüyor kolumdan tutup "bırak anne sen gitme babam baksın ya da "sen kucağına alma benim yanımda kal".. gibi. Okuldan geldiğinde onunla vakit geçireyim istiyor ki ben de çok istiyorum ama bir tarafta da her an ilgi bekleyen ve gündüz uykularını hiç sevmeyen kucak gülü bir minik var. Bir tarafta da ben, bir bebeğe koşturan bir Deniz'e.. İki çocuk annesi olmak böyle birşeymiş diyorum, benim için ilk zamanları böyle geçti en azından, sürekli ya büyüğe ya da küçüğe karşı bir suçluluk ve yetememezlik hissi. Ama ikisini yanyana görmek hele Deniz'in bebeği şefkatle sevişini, onunla konuşmasını izlemek tarif edilemez güzellikte.

Annem 1 ayı aşkın yanımdaydı, o gittikten sonra tam dağıldım zaten. Ah annecim sana ilk işe başladığım zamanlar beraber Paris tatili sözüm vardı, seni taa nerelere getirttim. O zamanlar deselerdi ki Çin' de yaşayacaksın, hatta doğum yapacaksın çok komik gelirdi heralde. Annem geri döndü ve benim nispeten rahat günlerim sona erdi. Her gün okulda sadece pilav yiyen Deniz' e pilav, makarna yapmayayım, faydalı ne pişirsem diye düşünmeye bir de yemek pişirmeye başladım. Bu arada dengem şaşmış olduğu için sütüm azaldı. Sütüm azalıyor eyvah nasıl beslerim bebeğimi diye daha da strese girişim..Hintli arkadaşımın bana verdiği Fenugreek nam-ı diğer çemen otuna, rezene çaylarıma, habire yaptıgım komposto ve bulgur pilavına yüklenişim.. Ve sütün en iyi moralle geldiğini anlamam. Hala dinlenebiliyor değilim. Selin kuzu evdeki hiçbir yatağı sevmiyor, göğsümde emzirirken şekerlesin, ya da omzumda mırıl mırıl uyusun keyfine diyecek yok. 3. ayı bekliyorum, Deniz'in koliğinin birden sona erip uykuları düzene girdiği. Ey 3. ay çabuk gel ve beni şaşırt lütfen.

Deniz yaklaşık bir aydır yeni okuluna başladı, çok seviyor çok eğleniyor. Zamanlama, yeni sömestrin başlaması evdeki kardeşle iyi denk geldi. En iyi arkadaşım dediği Hintli Kashni'yle aynı sınıfa düştüler, komik kızlar elimi tuttun tutmadın kavgası yapıyorlar bazen. Yakın arkadaşları Jada ve Tommy farklı sınıftalar, çıkışta buluşup çete oluşturuyorlar resmen. Çinli sınıf arkadaşlarından da çok sevdikleri var "anne Saya' yı, Nina'yı bize çağıralım" diyor sürekli. Çinli veliler Deniz' in Çince konuşabildiğini anlayınca çok şaşırıyorlar. Kreş İngilizce ağırlıklı. Bir Amerikalı, 2 Çinli öğretmenleri var ama çocukların hepsi Çinli, dilin okula arkadaşlara adapte olmasında büyük etkisi oldu. Yine Ayan' in bize kazandırdıklarından, Deniz'le öyle güzel iletişimi var ki çok güzel sohbet ediyorlar ben anlamıyorum çoğu zaman. Ayan bana Deniz 'in söylediklerini anlatıyor gülüyoruz sevimli sevimli Çince konuşmasına.



Bu arada benim binbir surat Selin' imin gelişi ve varlığıyla hissettiklerim gene 3,5 yıl öncesinden farksız. Minicik bir bebeğin sıcaklığı, boynunun mis kokusu, göğsümde kollarıyla sarılıp iç çekerek uyuması ve emzirirken çıkardığı mırıltıları çok özlemişim. Emzirmenin verdiği sonsuz tatmin, huzur ve güven duygusu. Zamanın çabuk geçtiğini en yakınımdaki zıpır abladan çok net görüyorum, minik bebeğin yorucu yönlerini görmezden gelmeli hele ki şimdi gülümsemeye başladığı zamanların tadını çıkarmalı. Diyorum inşallah fazla dibe batmadan "anne" olmayı becerebilirim.

28 Temmuz 2011

Hoşgeldin Selin bebek


22 Temmuz 2011, Cuma sabah 06.22.

Mis kokulu Selin beklenenden 3 hafta önce ablası Deniz 'in doğumuyla aynı gün, 37. haftanın son günü aramıza katılmaya karar verdi. Hoşgeldin bebeğim. Bahtın açık, ömrün uzun olsun, sağlıkla güzelliklerle dolu bir hayatın olsun.

21 Temmuz 2011

sleepless in China, Ikea

Lynn' le gittigimiz Ikea turlarından seçmeler. Daha önce bahsetmiştim Çinliler her yerde her koşulda uyumayı çok seven ve becerebilen insanlar. Ikea' da sergideki koltuk, sandalye, masa, yatak vs. de uyuyan ya da çocugunu uyutan, gazetesini okuyana her zaman rastlanıyor. Çok da rahatlar insanın kıvrılıp uyuyası geliyor onlara baktıkça.



20 Temmuz 2011

Kelebek

Taa uzaklardan pembe bir kelebek uçup kondu Deniz' in odasına Çin maceramızda bize eşlik ediyor şimdi. Yanında miniğe ilk hediyesini de getirdi, anneye de el emeği bir kitap ayracı.

"Uzak" ta olmak anlamını yitiriyor böyle arkadaşlara sahip olunca. Füsun' cum çok teşekkürler el emeğin, güzel yüreğin için. En çok da arkadaşlığın, iyi ki varsın.

14 Temmuz 2011

Baby shower

36. haftanın içindeyim. İnişli çıkışlı devam ediyor sona yaklaşıyor. Bazen endişelenecek birşey yok sakin ol diyorum bazen de ne nasıl olacak, öncesi sonrası kafamda dönüp duruyor. Sezaryan sonrası normal doğum yapanları okuyorum keşke Türkiye' de ya da en azından İngilizce anlaşabileceğim bir memlekette olsaydım da çabalasaydım diyorum. Burada derdimi anlatacak pek gücüm yok.  Neyse güzel şeyler de oluyor. Yeni bebek için arkadaşlarımdan, aileden uzakta yalnız hamilelik geçiriyorum Deniz'e oranla biraz şanssız diye düşünüyordum ama hiç de öyle olmadığını anlıyorum. Adına sürpriz baby shower bile düzenlendi, Avustralya usulü bebek partisiyle gelişi şimdiden kutlandı.



Partide Lynn' in hazırladıklarından. Kazanana hediye var :)

Gene Lynn' den Avustralya baby shower etkinlikleri. Dağıtılan iplerle göbeğin büyüklüğünü doğru hesaplayana hediye bile hazırlamış. Svetlana kazandı biraz hileyle ;) Ve bir sepete koyduğu bebek malzemelerinden hafıza oyunu. Kazanan Shilpi, sepetteki malzemeler Selin bebeğe hediye :)

Lynn ve kızları. Çok tatlılar. 1  ayı geçkin kısa bir iş seyahati için buradalar. Çatkapı birbirimize gidecek kadar yakın olduk. Nazar boncuklu çay tabaklarımla ince belli bardakta Türk çayına bayılıyor. Buradan ayrılırken çaydanlık, bardaklar ve altlarını ona vermeye söz verdim. Her gün beraber geçiyor neredeyse. Burada böyle candan samimi bir arkadaş edinmek hem bana hem de Deniz' e büyük şans oldu.


Lynn ve Susan' ın organizasyonuyla çok eğlenceli bir gün yaşadık. Ecnebi usulü benim de bir baby shower' ım oldu diyorum ya! Hepsi çok tatlı insanlar, en genci 22 yaşında, en büyüğü annemden de büyük! Bazen öğle yemeklerinde buluşma, arada evde ya da dışarda sosyalleşme ve diğer zamanlar da Lynn ve kızlarıyla geçirilen günler.

Biraraya gelince gürültülü minik bir çete haline gelen kızlar.

Hava sıcak ve bazen aşırı nemli, bunaltıcı. Hep bir kumsal ve buz gibi derin bir deniz hayal ediyorum. Artık başka yaza kalsa da. Artık dışarı aktivitelerini market alışverişlerini ve cengaverliği biraz azalttım, son 2-3 haftada inanılmaz büyüdü karnım ve ben tabii ki, ha bir de şişen ayaklarım.

7 Temmuz 2011

Marmaris

Marmaris' im. Çok şey bozulmaya yüz tutsa da ilk gözağrım, hatırladığımda içimi ısıtan beni gülümseten anılarla dolu çocukluğumun geçtiği minik şehrim benim. Yetmedi tabii ama kısa da olsa güzeldi. Üstünden bir ayı aşkın zaman geçti Çin'li olduk gene çoktan da, eskimeden kaydetmek lazım. Sonlarına yaklaştığım hamilelik mi beni tembel yaptı yoksa ben ezelden beri mi tembeldim ikincisi sanırım :) Geç olsun güç olmasın.

Dedesinden Deniz'e nar çiçeklerinden taç.


gene mi fotoğraf.. gülsem mi pas vermesem mi!


ben gene her zamanki şebekliğimi yapayım !! sanırım biraz Çin'lilik var artık bu kızın hamuruna eklenmiş.

Dedecimmm!!


Anneanneye bahçede yardım. Arada da müdahale ve köstek, aşırı derecede çiçekleri budamak arzusu :)


Bolca haylazlık, koşturmaca ve zıplamaca..



Güzelim İçmeler denizinin tadını çıkardığımız günlerin sonunda ayrılırken  " hani bana vereceklerdi Limon' u " diye hıçkıra hıçkıra yanında ağladığı tatlı arkadaşı miskin Limon.

23 Mayıs 2011

28. hafta

Kendimi yeni yeni hamile hissetmeye başlıyorum gariptir, bir koşturmacadır gidiyor ve ben hala kendimi eskisi gibi zannediyorum hareketlerimi agırdan almadan. Buradaki Çinli hamileler çok şirin. Henüz 3-4 aylık hamile ve incecik vücutları, minicik göbeklerine rağmen yürüyüşlerinden arkadan da hamile oldukları anlaşılıyor. Öyle bir arkaya yaslana yaslana bazen de paytakça yürüyorlar ki ha diyorsun bu kız hamile.


Bu fotoda göbek 25 haftalık, yenilerden hiç resim yok. Şimdi göbek daha da önde sivrileşti sanki.

Deniz' e hamileyken neler yazdığımı göremedim eski bloguma buradan giremediğim için. İlkinde hafta hafta tüm detayları okur, hangi hafta bende ve bebekte ne değişiklikler olmuş inceler, Ateş' e de maille gönderirdim. Bu fazlasıyla rahat geçiyor. Hiç yazmadığımı farkettim. Son trimestere girdim 28 haftayi devirdim bile. Zamanin hizina akil sir ermiyor. Allahim doğum da boyle cabucak ve saglikla gerceklesir dilerim. İlk 3 ayım ilk hamileliğime göre baya zorlu geçti ilkinde hiç başıma gelmeyen kusmalar, bayılmalar. Her hamilelik farklı derken bir bildikleri varmış demek.

Son trimester, kendimi çok iyi hissediyorum, bazen minik kızım "Selin" im iyice dışa doğru yaslanıp biri beni ittiriyormuş gibi hissetsem de. Uykularımda hareketlerimde bir problem yok, sadece birkaç aydır devam eden burun kanamalarım bitmedi. Burada doktora bile sormadım ki bazı hamileliklerde normal oldugunu biliyorum. Ve tabii devam eden reflüm biraz sıkıntı veriyor.

24. haftada gittiğim son doktor kontrolunden sonra geçen hafta 27. haftada tekrar gittim, 6 kg almışım. Deniz' de olduğu gibi ilk aylar hızlı kilo alıp sonra da yavaşladım. Bebeğimi ultrasonda görürüm umutlarıyla gittim geçen hafta. Burada Türkiye'dekinden çok farklı her gidişte zırt pırt ultrasona sokup eline Dvd sini vermiyorlar bebeğin. En son 24. hafta pozu var elimde. Miniğin elleri kafasındaydı eyvah der gibi.

Doktor Jiang kibar bir adam, güleryüzlü ama fazla konuşmuyor, ben de sorularımı hazırlayıp gidiyorum. Max 20 dak yanında kalmışımdır, ultrasona da doktor değil başka bir bölümde sadece ultrasonlara bakan doktor giriyor eline sonuçları verip tekrar kadın dogum dr.una yolluyor seni. Dr. Jiang ikidir bir aletle bebeğin kalp atışlarını dinliyor, elleriyle göbeğimi ölçüp biçiyor ama ultrason yok. Sanırım bir sonraki ziyarette bakacak. Geçen hafta kan şekeri testi yaptılar, bu testin de yapılış şekli  Tr. dekinden farklıydı. Neyse sonuç iyi gebelik şekeri yok. Herşeyin farklı olmasına alıştım sanırım ben de artık sorgulamıyorum.

Sabahları yürümeye başladım birkaç haftadır, yaklaşık bir saat. Deniz' i sonunda okul minibüsüyle göndermeye razı oldum ve de hem ona hem bana kısa da olsa sıcakta yollar ıstırap olmaktan çıktı. Saat 8.35 civarı kulaklıklarımı takıp U2, REM ve Manu Chao dinleyip gaza geliyorum bir saat. Ben hala eskilerdeyim yenilerden bihaber. Kendimi iyi hissetmemde bu yürüyüşlerin büyük payı var, neden daha önce başlamadığıma yanıyorum.

Ben bahçede yürürken bir sürü insan spor yapıyor bebek gezdiriyor, bana da gülümsüyorlar göbeğime bakıp eliyle çok iyi işareti yapanlar var. Hele her sabah aksatmadan Tai Chi yapan bir amca var, bayılıyorum bembeyaz kıyafetleri ve elinde kılıcıyla onu izlemesi çok zevkli. Hatta bir değil çok sayıda orta yaşlı ya da yaşlıca Çinli var Tai chi yapan ya da folklorik dans eden, dimdik hepsi de. Ve saçında bigudileriyle her sabah elleriyle dans eder gibi hareketler yaparak, geri geri yürüyüş yapan bir de teyze var çok şirin. Burada popüler sporlardan biri geri geri yürümek ve ellerini şaklatmak. Dediklerine göre belirli noktalara böyle basınç uygulayarak kasları vücudu rahatlatıyorlarmış. Ya da bir köşede durmuş sadece bacak, baldır, kol vs. yerlerine vuranlar var. Komik gözüküyor evet ama belli bir amaç için ve onları rahatlattığı kesin.

Sabah erken bebek gezdiren büyük anne ve dedeler de çoğunlukta. Burada doğumdan birkaç ay sonra büyük ebeveynler farklı şehirde de yaşasalar gelip bebekle aynı evde yaşamaya başlıyorlar, bebeğe bakmak onların görevi adeta. Bebekler, çocuklar burada çok kıymetli, gerçi her yerde öyle ama. "Bao bao" bebek demek , ve aynı zamanda "Hazine" anlamına geliyor. Bu sabah bahçede 3-4 aylık bebeğin altını değiştirip ona şarkı söyleyen bir dede vardı bayıldım. Anneler de var kendileri bakan ama azınlık.

Otobüslerde bana yer vermeye başladılar özellikle kadınlar, göbeğim önümde toplandı iyice kocaman ve kaskatı. Çarşıda markette kaç aylık oldugunu sorup sohbet etmeye çalışıyorlar, göbeğim önde sipsivri olduğu için erkek diyorlar ben de yok kız diyorum, ben Çince'mle tıkanana dek çat pat anlaşıyoruz. Burada bebeğin cinsiyeti söylenmiyor, ikinci çocuk parayla oldugu için ve kürtaj olasılıgına karşılık öenlem olarak cinsiyet ögrenmek yasak.

Selin'imiz çok hareketli. Deniz'in sesini iyice tanıyor olmalı artık. Deniz ona şarkılar söyleyip kendince oyunlar oynuyor. Oyuncak bebeğinin çıngırağını göbeğimin üstünde sallayıp bebeğin hareket etmesini bekliyor. Ben bazen şakacıktan hoplatıyorum nasıl hoşuna gidiyor gülmeye başlıyor anlatamam.

Arada Deniz 'le bebek sohbeti yapıyoruz. Doğduğunda ilk aylar çok küçük olacak henüz seninle oynayamayacak, sürekli ağlayıp geceleri bizi uyandıracak, çok kaka yapacak şeklinde. Üff pis kokacak anne deyip gülüyor burnunu kapatıp. Şimdiden iyice kafasına soktuk henüz çok minik olacağı, hareket edemeyip sadece yatacağını, ve onunla oynayamayacağını. Genelde gülüyor Deniz bunlara komik anlattığımız için, doğumdan sonra neler olacak çok meraktayım. Oyuncaklarımla oynayamaz zaten ki diyor, ona bebek oyuncağı verecekmiş. Henüz hamile kalmadan önce

- anne benim kız kardeşim olsa iyi olur. Her gün aynı geçiyor,

dediğini hatırlıyorum. Kız kardeşi olacağı için çok mutlu, heyecanlı. Ateş'le aklımıza gelmiyor değil burada cinsiyeti söylemiyorlar ultrason da çok nadir, ya erkekse bebek diye.


Bu akşam Türkiye' ye yola çıkıyoruz 2,5 hafta kadar. Yine yollar gözüktü bize.

18 Mayıs 2011

Chinese Herbal Medicine




Sıcak ve yağmurlar bir arada bastırdı. Nem ve tabii sivrisinekler. Pencere ve kapılardaki sinekliklere rağmen günde ortalama 8-10 tane avlıyoruz evin içinde. Geçen haftalarda Deniz' in yüzünde tam 14 ısırık olunca içim acıdı dayanamadım hastaneye götürdüm. Hem Deniz'in bu aylarda özellikle buradaki nemden dolayı baş gösteren alerjik gece öksürükleri hem de fena kaşınan sivri ısırıkları için. Deniz ' in alerjik gece öksürüğü için çare Zyrtec, biliyorum ama çaresiz kaldım neden Türkiye' den yanımda getirmediğime yandım. Çinli doktorlar bu ilacı bilmiyor burada böyle bir ilaç yok diyorlar ki aslında varmış sonraki hafta gittiğim başka bir klinikte bulduk, doğrusu yarı Avustralyalı yarı Çinli pediyatrist verdi.

Neyse asıl konu, Zyrtec' i bilmediklerini ve yerine birsürü ne olduğunu anlamadığım bilmediğim şurup hap vs vereceklerini bildiğim için dedim ki, kesinlikle antibiyotik ve ağır Western medicine vermeyin, Chinese herbal medicine istiyorum, ilaç olacaksa bari doğal olsun. Daha önceki nezle grip tecrübelerimizde bu Çin ilaçlarından, çaylarından içtik doğal bitkisel şeyler.

Ama ben kaşındım. Hastanedeki pediyatrist sivrisinek ısırıkları için de Chinese herbal medicine verdi. Çevirmen aracılığıyla bana da sordu, emin misin istiyor musun yapabilir misin diye. Kaynatacakmışım süzgeçten geçirip Deniz'i banyodan sonra bu suyla yıkayacakmışım, ne var ki neden olmasın tabii ki yaparım dedim çare olacaksa.

3 paket verdiler, nasıl da güzel mis gibi kokuyor. Bitkiler, çeşit çeşit çiçek kuruları. Tencereye boşaltacakken baktım içinde başka birşey daha var benden bir çığlık. Hazırlıksız yakalandım, evde Ayan var yanıma geldi bu cırcır böceği dedi, çok kullanılırmış doğal tedavilerde. Bilmiyordum öğrenmiş oldum. Kaynatıp Deniz' i banyo sonunda bu suyla yıkadım mı? Evet yaptım kabarık sivrisinek ısırıkları söndü kaşıntısı geçti. Ama ilk ve son defa sanırım büyük konuşmayayım. Marmaris' te bahçemizdeki cırcır böcekleri aklıma geldi.

17 Mayıs 2011

Çocukum ben



Geçen akşam söyleniyorum Deniz' e uyku öncesi. Zıvanadan çıkmışım yorgunum. Deniz sabah 6 da uyanmış gün içinde hiç uyku isteği ya da sızma emaresi göstermemiş akşam uyku saati 8' e geliyor. Ve de yeni huyu akşam hep beraber oturduğumuz sofradan ağzına bir kaşık çatal alıp koşarak dans etmeye turlar atmaya başlamak masaya bilumum bulduğu oyuncakları taşıyıp oturmak. Ne güzel oturup yiyordu şimdi noldu? Çocuk yetiştirirken hadi demeyin diyorlar mümkün mü acaba? Tabağından bir kaşık alıyor sandalyeden atlayıp "anne baba bi dakka durun bekleyin bak bişi var burada bişi göstercem" deyip vınnn koşmaya başlıyor. Öncesinde konuşmaya başladık biz kalkmıyoruz hep beraber sohbet edelim yemeğimizi yiyelim kalkmak yok tamam mı? "tamam anne" ama 2-3 kaşık sonra yine vınnn.

Sabah erken kalkacak şu kadar saat uyumalı hesapları yapan ben söyleniyorum odasında pijamalarını giyerken,

- Deniz annecim neden bu kadar çok oyalanıyorsun bak uyku saatin geçiyor sabah erken kalkacağız şöyle yapsan böyle yapsan bıdıbıdıdı..

Deniz ağlamaklı şöyle dedi,

- annecim ama çocukum ben ondan oyun oynuyorum.

Sakinleştim gülümsetti beni durdum sımsıkı sarılıp haklısın dedim. Doğru söze ne hacet.

Sonrasında düşününce yemeklerini az çok yiyor en azından bu kadar enerjiyi nasıl bulduğuna bakılırsa yeterli de geliyor. Ama Deniz çevremde gördüğüm diğer çocuklara benzemiyor beslenme konusunda. İyi mi yoksa aşırı seçicilikten mi karar veremedim. Nasıl desem fazla sağlıklı besleniyor. Parmak patates elma patates hiçbirini sevmez, bir kere tadına baktı kızarmış patatesin "ııh beyenmedim" deyip çıkarttı. Pizza sevmeyen çocuk var mıdır? Bizde var bir tane ağzına sürmez. Eve sokmuyoruz ama dışarda da görse sosis salam şarküteri sevmez. Bir yerde okumuştum küçük çocuklar sade tabakları sever fazla soslu birbirine karışmış sunumları yemek istemezler diye. Aynen öyle bizdeki. Yemeklerini ayrı tabaklarda karışmamış ister, soslu fazla salçalı yemekleri yemez. Kahvaltıda süt, yemekte sadece taze sıkılmış portakal suyu ya da ıhlamur içer. Etten hiç hazzetmezdi yeni yeni tavuk but ve köfte yemeye başladı. Onda da köfteleri beraber hazırlamamız büyük etken sanırım. Bir tabak onda bir tane bende, alıyor köfte harcından çarpıyor "paaat yapıcam önce" deyip sonra da yuvarlayıp bastırıp şekil veriyor. Komik çocuk.

Balık ve sebzeyi sever neyse ki, en çok taze bezelye, havuç, kabak, ıspanak, brokoli, fasulye. Meyvaya bayılır, aralarda bazen kuru üzüm ceviz yer. Yumurta favorilerinden 3 öğün haşlanmış yumurta peynirli omlet versen yiyecek. Kahvaltı sofrasındaki Nutellayı biz yeriz o yüzüne bakmaz, neyse ki ona sevdirdiğim fındık oranı bol Fiskobirlik fındık ezmesinden 1-2 kaşık alıyor. Mcdonalds gibilerinden hem Gdo' lu hem sağlıksız olduğu için uzak dururum ama zorunluluktan bir kere girdik biz yedik Deniz tabii ki dokunmadı. Tatlı sevmiyor sadece benim yaptığım kek ya da sütlacı yer. Çikolatalı puding bile yemez beyaz yap anne diye sütlaç ister. Yanında gofret, bisküvi yerim hiç istemez. Dışardaysak ona yemek bulmakta zorluk çekiyoruz hep makarnayla olmaz deyip. Bari azıcık pizza patates sevse iyi olurdu diyorum bazen. Bunları Deniz ilerde okursun inşallah yine böyle sağlıklı besleniyor olur musun bilmem büyüdüğünde, umarım devam eder iyi beslenme alışkanlıkların.



Ha bir de dondurmayı sever ama külahta olursa. Sütlü ya da çilekli olacak çikolatalı asla. Külahını hiç yemez içerde kalan dondurmayı ve külahı anne siler süpürür. Böyle de garipsin işte Deniz :)

8 Mayıs 2011

Anneler günü



Kızımın bana Anneler günü hediyesi. Ateş ve ben, ortada küçük Deniz ve en üstte karnımda top gibi duran minik kardeş. Biz dik saçlı bir aileyiz, dişlerimiz de unutulmamış.

Dün sabah uyandık Deniz yine kendi seçtiği kıyafetleri giydi mor çizgili bir tayt, üstüne pembe etek üstüne de mor bir tshirt. Hava sıcak terleyeceksin ya da üşüyeceksin gibi şeyleri söylemeyi bıraktım artık kendi giyiniyor mutlu. Kahvaltıda Deniz'e ilk defa pancakeler yaptım ilki şekil itibariyle berbat olsa da sonraki minik tatlı ekmekçikler nefis oldu, Deniz 3 taneyi mideye indirdi.

2 gün önce de o çok seviyor diye ilk defa elime oklavayı alıp hamur açtım, ona lavaş ekmeği bize de patatesli peynirli gözlemeler ortaya çıktı. Valla becerdim uzun sürse ve biraz şekilleri bozuk olsa da. Mahrumiyet, gurbette olmak insana hiç yapmam yapamam dediği şeyleri yaptırıyor.

Pankekleri Deniz' le birlikte yapınca eğlendik ama mutfak alt üst oldu. Elime eldivenleri geçirip temizliğe giriştim, Deniz odasına kapandı. Kapandı derken ciddi anlamda kapısını kapatıp anne gelme sen dedi. 5-10 dakika sonra beni çağırıyor annee sana bişi yaptım çabuk gel görmelisin diye, heyecanlı heyecanlı etrafımda dönerek. Yukarıdaki resmi yapmış bana. Daha önce de yapmıştı ama bebekçik yoktu. Deniz "bebekçik" diyor ona.

Anne olmak çok güzel, Allah isteyen herkese nasip etsin. Yakında minik kızım da aramıza katılacağı için anne olmanın daha farklı bir anlamı var sanki artık benim için. İki çocuk annesi olmak ayrı bir macera, ilkinde yaşadığım gibi belki zorlu çokça da heyecanlı bir dönemeç olacak bana, hepimize.

Annemin geçen sene gibi bu kez de yanında olamıyorum ona sarılmayı özledim en çok, en azından güzel sesini duyacağım. Anneler günü kutlu olsun..



Bu da cuma günü kreşten bana getirdiği hediye. "Annecim senin için yaptım baksana çok komik. Ayakları var ama onlar aslında benim ayaklarım değil biliyo musun" :)