29 Nisan 2011

İlginçlikler güzellikler vs..



Çin' de yaşamanın enteresan yönlerini yazıyordum bir ara di mi..

Devam edelim. Manikür pedikür. Ama öyle bildiğimiz gibi değil fazla süslü janjanlı. Kayan yıldızlar gezegenler iste el ayak tırnaklarına çizsinler. Oje kısmı bitince akrilik boya incecik fırçayla resim çiziyorlar. Ben bir kere gittim o da geçen yıl ülkesine dönen, geçen Kasım' da bir haftalıgına tatile gelen arkadaşım Anniina' nın üstelemesiyle oldu denememiş olmadım böylece, Skype tan annemlere bile gösterdim tırnaklarımı. Bana çok fazla, ama buradaki yabancılar çok seviyor hepsinin tırnaklar ışıl ışıl nasıl bozmadan tutabiliyorlarsa. Benim kırmızı süslü tırnaklar 2. gün bozulmaya başlamıştı bile. Anniina fotoğrafları yeni yollamış ben de unutmadan yazayım. * Foto Anniina'nın elleri.

28 Nisan 2011

Bayram, suçluluk halleri..



23 Nisan. Deniz' in bayramı olsun o gün hatta haftasonu tastamam onun olsun. Ne isterse o yapılsın nereye isterse gidilsin. Hep giymek istediği elbiseler eteklerle gezsin takıp takıştırsın koşsun oynasın.



Bende bir suçlu hissetme hali var ki. Hala söylerken şaka gibi gelen Çin' de yaşamak. Dede anneanne halalar amca kuzenlerden uzak büyüyen, büyütülen bir çocuk. Yalnızlık ve hamilelik, Çinli doktor ve hastane görevlilerine dert anlatmaya çalışma, aradaki kültür ve anlayış farkı, çözüm bulamama ve sonunda mevcuda razı olmakla fazlaca yüklenmişken Deniz'e de ben yükleniyorum arada. Sadece 3 yaşında olduğunu unutup beni anlamasını bekliyorum ondan, ya sürekli ona kızarken ya da ona açıklama yapıp sarılır, özür dilerken buluyorum kendimi.  Arası olmalı değil mi?  Dengemi şaştım. Ne kadar arkadaşlarıma muhtaçmışım meğer ne kadar çok yerleri varmış hayatımda . Zaten biliyordum bunu şimdi yaşıyorum.



Sıkıntılı bir 23 Nisan anı yazısı oldu belki ama güzel geçti kendimce ona çocuk bayramını yaşatmaya çalıştım. Deniz'le dilimizde 23 nisan şarkısı çocuk bayramı diye diye sabah evden çıktık seçtiği elbiseyi giydi kolyesini halhalını taktı. Ona çok sevdiği pembe güllerden aldım bayıldı. Mağazada pek süslü Çinli çocuk kıyafetlerinin arasından çok şirin beyazlı mavi çiçekli onun deyimiyle sallanan etekli bir elbise bulup aldık. Sonrasında pazar gezip wet markete gidip istediği kadar balıkları kaplumbağaları izledi. Hatta turuncu bir balık, havuzundan kaçıp onun üzerine cupladı bizimki biraz korku biraz sevinç uzunca gülüştü. Arkasından parkta çocuklarla oynadı koşturdu.



Pazar günü de Safari Park. Deniz' in gitmekten bıkmadığı yer. Onu da küçük bir şempanze olarak alacaklar yakında maymunların yanına. Gezerken yolumuzu şaşırıp bir de atlı karıncalara rastlayınca o gün güzel bir anı oldu ona. Dönerken şimdi de uçurtma uçuralım diye sayıklıyordu.





Akşamına üstünde Cars tshirtü, kafasında da Tanem teyzesinden gelen doğumgünü sürpriz paketinden çıkan bayıldığı tavşanlı şapkasıyla bulaşık yıkadı, çook mesuttu çok.

Mutfaktan çıkmayan sabah bugün ne yemek pişirelim annecim diye taburesiyle mutfağa dalan kek tarifi veren ben yaparım anne önemli değil diye benden önce sebzeleri malzemeleri çıkarıp her işe girişen bir cüce var bizim evde. Suları alaşağı edip dökünce  -aaa tamam anne tamam tamam önemli deil deyip eline kağıt havlu geçirmesine çok gülüyorum. İşleri abartırsa da kapı dışarı ediliyor ama.

20 Nisan 2011

Balıklarcık



Artık onun balıkları var. Sonunda Deniz'e söz verdiğim balıkları alabildim.

2 haftayı geçti, her sabah balıklarcık da uyanmış mıdır diye yanlarına koşuyor, ve hep aç olduklarını iddia ediyor. Beslemek onun görevi, yemlerini avucuna veriyorum yemek saatleri törenle Deniz'in çığlık ve kahkahalarıyla gerçekleşiyor. " siz çok tatlısınıııız balıklarcıııık" diye de konuşuyor onlarla.

İlk gün başlarına kedisini dikmiş, neden koydun diye sorunca balıklarım kaçmasın diye kedimi koydum dedi. İlk günün akşamı da yatağına balıkları alıp uyumak istedi.

Ha bir de bu var - anne balıklar kavgalanıyorlar - hı?? - kavgalanıyorlar - anlamadım denizcim napıyorlar? - annecim kavgalanıyorlar yani karınları kazınıyor yemek istiyolar - ???

8 Nisan 2011

28 Ocak 2011

Tavşan Yılı ve taze bebek kokusu

Evimizin tek Çin Yeni Yıl süsü..



Hamileyim. Bu yaz iki çocuk annesi oluyorum.

2011 bize beklemediğimiz bir sürprizle geldi. Önce sevinemedim bile hatta yalan değil ilk tepkim korku ve panik oldu. Biz o duymuyor kendi kendine başka köşede oynuyor zannedip ilk şaşkınlıkla konuşurken, Deniz oynadığı yerden kafasını kaldırıp bize "ben kardeşime iyi bakarım" dedi, Ateş' le öylece kalakaldık.

Seviniyorum çokça düşünüp, hala korkularım olsa da. Bize daha büyük bir yatak lazım yakında 4 kişi olacağız yatakta diyoruz. Yine bir kız hayal etsek de oğlan olursa da başımızın üstünde yeri var tabii. Tavşan yeni yılı bize minik bir tavşan getiriyor. En çok Deniz sevinçli "bana bebek geliyor" diyor. "Anne bebek içerde ağlıyor mu? şimdi uyumuş mudur" da sürekli sordukları.



3 Şubat Chinese New Year. Kaplan yılı bitimi Tavşan yılı başlangıcı. Efsaneye göre Buddha bütün hayvanları Yeni Yıl günü kutlama için yanına davet etmiş. Ama Buddha' yı görmeye sadece 12 hayvan gitmiş. O da onları ödüllendirmek için geliş sıralarına göre yılları isimlendirmeye söz vermiş. Fare, Öküz, Kaplan, Tavşan, Ejderha, Yılan, At, Koyun (Keçi), Maymun, Horoz (Tavuk), Köpek ve Domuz. İlk gelen öküzmüş ama sırtında oturan fare tam gelirken atlayıp birinci gelmiş. Fareler açıkgöz anlaşılan. Bir diğer inanış da Buddha' nın dünyaya veda edeceği gün tüm hayvanları davet ettiği ve sadece bu 12 hayvanın geldiği.



Burada herkes harıl harıl hazırlanıyor, Çinliler için anlamı tabii ki çok büyük, 10-15 gün süren tatilleri var ve bu tatilde herkes kendi doğduğu, ailesinin yaşadığı eyalete, şehre gidiyor. Guangzhou' nun bomboş kalıp sessizleştiğinden bahsediyorlar. Sokaklarda ellerinde bavullar yolculuga çıkmaya hazırlananlar ya da markette pazarlarda deli gibi yiyecek alışverişi yapanlar.



2 Şubat Yeni Yıl 'ın arife günü, tüm aile toplanıp mükellef bir ziyafet sofrası kurup bütün gün yiyip içiyorlarmış anlattıklarına göre. Çin' de çok sevilen "Dumpling" - bizim mantının kocaman olanını düşünün içi genelde domuz eti ve çeştli sebzelerle dolu-  yemek olmazsa olmazmış. Uzun sürecek iyi şans ve kısmet anlamına geliyormuş dumpling yemek bu zamanda. Ve aile, eş dost ziyaretleriyle geçiyormuş. Akşamları da Pekin'den canlı yayınlanan Chinese New Year programlarını seyrederlermiş ailecek. Şovlar, komedi skeçleri, şarkılar, konserler ve milli duygular, aile olmak, yardımlaşmayı öne çıkaran belgeseller olurmuş.

Bir diğer gelenek de evlilerin bekarlara ve çocuklara kırmızı zarflar içinde para vermesi. Çok değil genelde 1-10 Rmb arası sembolik miktarlar. Bu geleneğin adı "Hong Bao" yani Red Packet. Her yerde kıpkırmızı büyüklü küçüklü zarflar satılıyor bu ara. Özellikle iş yerlerinde yeni yıl tatili dönüşü sonrası bekar çalışanlar bütün ofisleri gezip evlilerden kırmızı zarf toplarmış. Ateş' lere de şirkette zarfları dağıtmışlar. Çok gezen çok para toplar!!

Ve Mandalin ağaçları. Öyle tatlı ki bu ufak ağaçlar; minicik mandalinleri çok lezzetli. Çinliler geleneksel olarak bu zamanda evlerine mandalin ağacı alıyorlar. Sokaklarda satılıyor yine bu ara. Biz taşınma arifesinde ve eşya paketleme telaşında olduğumuzdan alamadım. Hastaneler, okullar, mağazalar, marketlerin kapı önünde dallarına kırmızı iyi dilek kartları asılmış mandalin ağaçları var. Sokaklar kırmızı fenerlerle süslü. Kırmızı don alışverişini unutmayalım.

Tatile gidiyoruz bir haftalığına. Tatil sonrası da İzmir ve Marmaris :) Deniz'e hamileyken hiç aşermedim diyordum herşey elimin altındaymış meğersem. Aşermek neymiş şimdi anlıyorum ah gevrek, beyaz peynir, zeytin, ıspanaklı börek, O Cafe' min müthiş tostu ve kocaman kahvaltısı, annemin zeytinyağlıları ben geliyorum bekleyin..

Xin nian kuai le!

* (şin niyan kuay lı) Mutlu yıllar!

26 Ocak 2011

Kuzenler başka..



Canım kuzenlerim..

Posta kutumuza ilk kez faturalar ve broşürler dışında özel kocaman bir zarf düştü. -Ha dede ve anneanneden gelen kitaplar ve sürprizleri unutmayalım ama onlar hep babanın iş adresine geliyor :)-

Posta kutusunu açınca Deniz çığlık attı.. çok teşekkür ederiz en çok da Deniz 'e yaşattığınız sevinç için. Defalarca dinledi doğumgünü kartındaki "iyi ki doğdun" şarkısını, Çiğdem 'i sevdi fotoğraflarından, el izinin üzerine kendi elini koydu. Kucak dolusu sevgiler bu uzak diyardan size..

19 Ocak 2011

Hint esintisi



Hintli arkadaşım Shilpi' den Deniz'e 3 yaş doğum günü hediyesi.

Birtakım aksesuarları da vardı ama ben beceremedim takmayı Shilpi' den yardım istemek gerek. 2,5 ay önce Shilpi'nin kızı Kashni' nin 3. yaşını kutladık, tam bir Hintli gecesiydi, çok eğlenmiştik kendimi Bollywood partisinde hissetmiştim hatta bir an. Ne tatlı Hintli gibi oldun annecim diye gülünce "o komik Hintli amcalar gibi dansedicem anne" dedi :)



14 Ocak 2011

Deniz 3 yaşında



Heves yoksunuyum ama yazıyorum ya arada -burada olmanın güzel yönleri- diye, belki de kendime yazıyorum sadece telkin olsun diye, burada geçirdiğimiz zamanı kendime eziyet ederek geçirmeyeyim hayatın değişik ilginç yönlerini bulmaya çalışayım.. babamın başından beri bana cesaret verip dediği şey askerlik gibi düşün gelip geçecek. Her ne kadar artık eksik yanlarıma dayanamasam evime dönmek istesem arkadaşlarımın sesini duyunca salya sümük ağlasam da bir süre daha buradayız. Madem bu yola girdik yarım yamalak kalmasın tam anlamıyla yapalım istiyor kararın diğer yarısı ve haklı.

Fena hastayım Deniz' den bana geçti, çok yakında harika bir doğa- bisiklet parkı var hala gidemedik diye hayıflanan şaşkın ebeveynler yeni yılın ilk günü çocuğu alıp buz gibi havada 2 kişilik komik bisiklete binip Deniz'e de arada koltuk ayarlayınca bir de güzel rüzgar yedirine hasta ettik onu. Hiç hastalanmıyor, doğduğundan beri ateşi hiç yükselmedi normal mi ki diye konuşurken nazarım değdi belki de. Yine ateş yaşamadık ama bir hafta evde öksürük ve sümüklü böcek burunla gezdi, Cars izledik Mater ve Lightning Mcqueen'e bolca güldü, yazdan kalma çakıl taşlarını boyadı kartondan kaplanlar robotlar yaptı yetmedi duvarları boyadı, sıkıldı arkadaşlarıma gitmek istiyorum demeye başladı. O şimdi iyi annesi aldı hastalığını ilaç da kullanamıyor kime satacağını bilmiyor.

Bugün 14 Ocak Deniz' in doğumgünü. Parmaklarıyla 3 yapıyor artık yaşını sorunca. Deniz'in doğumundan beri yanımda olan arkadaşlarımla konuşuyorum kocaman oldu ilk göz ağrımız o bizim diyorlar. Kocaman adam mı ki oldu şimdi. Hala ilk günkü minicik bebeğim. Buradaki hayatın en güzel yanı o, yanındayken kendimi güzel hissettiğim, beni güçlü ve sakin kılan.

Doğumgünün kutlu olsun tatlı kızım, sana kitap okurken bakmaktan zevk aldığım daha önce kimsede görmediğim bir dikkatle beni dinleyen ışıltılı gözlerin hiç solmasın. Ömrün uzun, bahtın açık olsun. Seni çok seviyorum.

31 Aralık 2010

Yeni Yıl



Çin' de bu balıkların, özellikle turuncu olanların şans getirdiğine inanılıyor. Evinde ufacık bile bahçesi olan minik bir süs havuzu yaptırıp içine bu şirin turuncu balıklardan koyuveriyor.

Benim bu sene şansa çok ihtiyacım var kaç tane balık almalıyım?? Sağlık başta tabii ama 2011 ''den dileğim bana bu sene fazla macera değil de durgunluk, sakinlik, huzur ve boool şans getirsin.



Yerinde duramayan tatlı kızıma da sağlık, bol oyun, arkadaş ve gülücük.

28 Aralık 2010

Çin'de yaşamanın güzel yönleri -4

Şehrin sokaklarını parkları güzelleştiren çiçekler ve bitkilere bakmaya doyamamak.



















23 Aralık 2010

Çoğu Deniz, biraz biz..



Geçen günlerin en önemli gelişmesi Deniz' in kreşe başlaması oldu. Yarım gün, 3 saat kadar. Daha önceden deneme amaçlı bir gün katılmıştık anne- kız ama uzerinden neredeyse aylar geçti ben versem mi vermesem mi gerek var mı profesyonel bir yer degil, hoşuma gitmedi ve daha nice bahaneler buldum. Anladım ki isterse benim kriterlerimde muhteşem bir yer olsun hiç bir yer benim kafamda güvenli olamayacak önce annenin kendini eğitmesi gerekiyor.

Deniz'in yakın arkadaşları başlayıp üzerinden 1 ay geçince ve anneleri de memnun kalınca Deniz adına iyi olacağına karar verdim ve başladı(k). Fena da olmadı şimdilik 2. haftası, bu hafta hiç ağlamadı. Başlatmadan önce defalarca anlattım sabah ben seni bırakacagım arkadaşların ve ögretmenlerinle dans edip şarkılar söyleyip oynayacaksınız öğle yemeği öncesi de ben gelip seni alacağım. Ama ben ne kadar söylesem de anne sen de bizimle kal diye ekledi arkasından. İlk hafta ilk gün benim onunla kalmayacağımı anlayınca ağlamaya başladı sen de kal diye, tam o sırada Jada annesiyle gelince susup yanına koştu. Ben ve Coral kızları uzaktan izleyip gitmeye hazırlanırken bu sefer ben kendime engel olamayıp ağlamaya başladım ama ne ağlama. Hangimizin ağlaması gerekiyordu?? Neyse ki Deniz görmedi.  3 senedir birkaç gün anneannesi dışında hiç bir yere bırakmadığımı sürekli kuzu sarması şeklinde yaşadığımızı düşünürsek normal olsa gerek. El salladım, o da bana salladı ayrıldık. Dış kapıdan çıkarken ağlamasını duydum sonra da sustuğunu. İkinci gün de biraz ağladı sonradan çok sevdiği görünce zıp zıp zıpladığı Hintli arkadaşı Kashni gelince sustu. Dış kapıdan çıkarken gene çığlığını duydum oyundan sıyrılıp beni hatırlamış anne diye ağlıyordu. Sonradan öğrendiğim 2 dk. için ağlamış ve yine oyuna dalmış, gün içinde de hiç ağlamamış. Yine güvensiz anne ben, bana böyle söylüyorlar ne malum anlattıklarının dogru olmadıgı diye düşünüp, Deniz' i okuldan alışım sonrasında onu sıkmamaya çalışıp sorguladım seni göremedim biraz ağladım ama sustum dedi hep.

İlk hafta son gün yani cuma;  Kashni hasta yok, Jada, Elay havanın soğuklugundan gelmemişler, arkadaşlarını göremeyince fena ağladı içli içli annecim beni bırakma seninle gelmek istiyorum deyince içim elvermedi o an gerçekten de orada olmak istemiyordu bırakmadım, kucakladım dışarlarda gezdik. O gün onu kreşe bırakmayıp geri almakla hata yaptıgımı düşündüm sonrasında, başka bir çözüm bulabilir miydim diye kızdım kendi kendime. Gelecek haftayı ve neler olacagını beklemek eziyet oldu.

Düşündüğümün aksi oldu herşey hava güneşli nefis tüm çocuklar orada olunca hiç ağlamadan mızmızlanmadan bahçede oynamaya başladı. Jada annesini öpünce o da bana koştu sarılıp öpüşerek ayrıldık. Böyle devam ediyor bu hafta maşallah !!!

E bana da yaradı 2,5 saat kadar yalnızım boş boş oturup elimde kahve duvara bakmak bile keyifli. 3 sene çocuğuyla yalnız olup birden kendiyle başbaşa kalınca ne yapacağını bilemeyen anne durumu. Ha bu boş (!) zamanımın çoğu yemek yapmak ve alışverişle geçiyor ama arada vakit de yaratmaya çalışıyorum.

Deniz okul çıkışı hemen olmasa da gün içinde parça parça aklına geldikçe bana yaptıklarını anlatıyor. Eğlendiği güzel vakit geçirdiği belli, "Jada' yla kedi olduk sonra da aslan maooow diye", " Kashni bizim annemiz oldu hepimize su verdi biz de bebek olduk Jada da bebek oldu",  "bugün Elay ağladı ben hiç ağlamadım çişimi yaptım ögretmen ellerimi sabunla yıkadı ben de yıkadım; öğretmenler noodle verdi ben yemedim ama sevmedim" şeklinde kısa kısa raporlar alıyorum.

Okulda saat 9 civarı snack olarak ya pirinç makarnası noddle ya da Çinli' lerin ekmek dediği bizim ekmeğimize hiç benzemeyen bir hamur işi veriyorlar neyse ki şekersiz.  Uzak doğuluların kahvaltı ve snack anlayışı böyle. Zaten kahvaltısını güzel yapmış Deniz noodle yemiyor ekmeğin üstünü biraz yiyorum diyor ben de hiç yeme diyorum?!? Kashni'nin annesi Shelley ve ben okulun Christmas partisinde yönetici bayanla konuştuk ama anlaşılan pek takmadı ki hala bunları veriyorlar, ben Deniz'in yanına dilimlenmiş elma- mandalin-havuç gibi atıştırmalıklar koyup ögretmenine bunları da çıkarmasını söylüyorum.

Okul yöneticisi bayanın soğuk tarzı dışında can sıkan birşey yok henüz. Deniz eğleniyor sevdiği arkadaşlarıyla vakit geçiriyor, ikisi Çinli ve günde 1 saat vakit geçirdikleri 2 Amerikalı öğretmen güleryüzlü, bu şimdilik bana yetiyor. Keşke daha iyisi elimden gelseydi ama buradaki şartlar diğer okullara olan mesafenin fazlalığı buna elvermiyor.

Keşke demek fenaydı değil mi hele de çocuk sözkonusuysa. Şimdiye dek "anne" olarak iyi gittiğimi düşünsem de. Deniz' e bakınca gerçekten mutlu; her duygusunu ifade edebilen, kendinden büyükler dahil çocuklarla vakit geçirmeyi sosyalleşmeyi seven şarkılar söyleyip dans eden oyunlar uyduran bir çocuk. İçimden geldiği gibi onun isteklerine ihtiyaçlarına uygun davrandım çoğu zaman, hep sarılıp öpüp kokladım, yürümek ve puset değil de kucağıma gelmek isteyince hep kucakladım şımarması sözkonusu da olsa, yatakta onunla beraber zıpladım bolca gıdıkladım. Hatta her gece uyansın da yanımıza gelsin sarılıp uyuyalım istedim. Babasıyla ona hep istediği kadar kitap okuduk kitaplar yetmedi masallar uydurduk. Ama yine de anne olmak - en azından benim için- hep kendini sorgulamakla geçiyor. Onunla geçen zamanın ne kadarı nitelikli, daha çok mu oyun oynamalıyım, sağlıklı ve iyi besleyebiliyor muyum? beni delirttiği zamanlarda çok mu kızıyorum bağırıyorum daha sabırlı olabilir miyim gibi gibi.. İlkinde böyle oluyor ikincide de böyle mi acaba?? Çocuk doğduğu anda annelik vahiyler şeklinde anneye inmiyor malesef, çocuğu büyütürken kendini de büyütüyorsun, çocuk seni eğitiyor. Ben bu kadar sabırlı ve sakin olabileceğimi düşünemezdim eskiden sabırsız bir insandım Deniz beni resmen terbiye etti.



Deniz ve kırık dişi"

3 yaşına çok az kaldı Deniz' in. Görünüşe göre 1.66 lık annesini ileride çok geçecek şimdiden tam 1 metre boyunda 16,5 kiloda bıcır bıcır yaramaz küçük bir hanım. Yaramaz olduğu konusunda kararsızım yaramaz mı çok mu hareketli yerinde mi duramıyor. Çok yakın bir arkadaşımın babası yaramazlıkta kötü niyet olur senin çocukların yaramaz değil fazla hareketli gibi birşey söylemişti ona, okuyorsa o bilir. Bu aralar aslında babasına ve bana kök söktürdü belki de yeni düzenin getirdikleri.Bir önceki yazıda bahsettiğim diş hekimine ilk onun için gittik. Hongkong vapurunda yerinde oturamayıp zıplarken koltuğun kenarına ön dişini çarpıp kırdı. Şimdi ayna karşısına geçip "benim adım Denij benim diçim kırııık" diye şarkı söylüyor. Ona eğlence oldu ilk zamanlar herkese gösteriyordu kırılan dişini. Ben endişe ettim diş öldü mü yemek yiyebilecek mi diye. Gözlemleyeceğiz, acısı ve renk değişimi olmadığı için diş büyük olasılık ölmemiş dedi diş hekimi.

Buralarda bu ara bazen sinir bozucu hale gelen bir Kristmıs havası hakim. Her yerde restorantlar alışveriş merkezleri dükkanlarda tekrar tekrar çalan merry xmas şarkıları yeniyıl süsleri partiler. Christmas' ta ne yapıyorsunuz, aaa siz kutlamıyor musunuz soruları??  Hadi Honkong'lular tamam uzun zaman İngiliz sömürgesi olmuşlar bir şekilde onlar gibi yaşıyorlar ama Çinliler'e ne oluyor inandıkları bir din yok hem onların yeni yıl kutlamaları Şubat' ta başlıyor. Belki de biz hatalıyız maksat kutlama olsun. Ayın 24 ve 25 'inde burada partiler kutlamalar özel restorant ve otel yemekleri var, her yerde ilanları. Hintli arkadaşım Shelley ve buradaki kalabalık Hintli camiası da kutlamalara çoktan başladılar. Onun anlattıgına göre her haftasonu partileri var bunalmış durumda. Hintlileri çok kıskanıyorum o kadar kalabalıklar ki. Burada yaşamaktan memnun olsalar gerek yoksa bu kadar Hintli'nin Çin' de işi ne. Bugün ben de 2 Hongkong' lu arkadaşımdan cuma ve cumartesi için parti daveti aldım gidiyoruz bakalım Xmas' ı kutlayalım :)



Avustralyalı arkadaşım Lynn ve iki kızı ülkelerine döndü temelli. Az önce ona bayıldığı kısır ve havuçlu kekimin tarifini yazıp gönderdim. Eşi burada, arada nadir de olsa tatillerde gelecekler. Ben ve Deniz için kötü oldu gerçekten üzüldüm, herkesle aynı arkadaşlık yakalanmıyor. Anniina' dan sonra kendime yakın hissettiğim ikinci arkadaşım olmuştu, birbirimizi geç bulduk ama kısa da olsa çok vakit geçirmiştik. O da benim gibi çocukla otobüse metroya binip şehri gezmeyi seven biri. Kızlar da anlaşıp kavga etmeyince zaman güzel geçti. Deniz yaşıtı 2,5' tan birkaç ay büyük Olivia' dan daha çok 5 yaşındaki Isabelle' le çok iyi anlaştı. Geçen zamanda sadece 2 yaş değil 5 yaş krizlerinin de mevcut oldugunu gördüm. Dışardayken iki ufaklık Deniz ve Olivia belki hiç ağlamadı, ama Isabelle arada arıza yapıp "mummy you dont listen to meee" diye bas bas bağırıp deli gibi ağladı küsüp Deniz ya da Olivia'nın hiç oturmadığı pusetlerine kapattı kendini. Çok tatlılar ikisi de, yaşları yakın 2 kız annesi olmak isterdim geç kaldık..



Ateş'in doğumgününü kutladık, 21 Aralık. Buradaki 4,5 kişilik ufak Türk kabilemizle. Selçuk, Onur, Ateş, ben ve Deniz. Deniz babaya süpriz yapmadan önce kafasında kurmuş bana anlatıyor "annecim şşş babaya söylemeyelim plan yaptım ben mumların hepçini ben üfliycem paçtadan bi dilim sana vercem bi dilim ben yicem babaya kalmayacak hihihi" böyle de hain planları var babası için.



2010' u bitirmek üzereyken geçen sene bu zamanlar aklımızı kurcalayan gitmek mi kalmak mı konusu bu kez kendisini zıt yönde tekrarlıyor. Henüz belli değil, bu belirsizlik geleceği görememek beni huzursuz ediyor. Dönmek de istiyorum kalmak da. Burası da evimiz oldu geçen zamanda, Deniz mutlu dil ögrenmeye başlamışken devam etmeli diye düşünüyorum. Evimi İzmir'i çok özledim. Arkadaşlarımı, onlarla yüzyüze sohbet etmeyi. Annemi babamı çok çok özledim bir de İzmir' imin gevreğini ve beyaz peynir. Burnumda tütüyor kalbim midem sızlıyor düşündükçe..

19 Aralık 2010

Çin' de yaşamanın eğlenceli yönleri- 3

Süslü dişçiye gitmek.



Süse püse çok düşkün Çinliler. Klinikler de geri kalmıyor. Bu dişçiyle beni Lynn tanıştırdı. Bizim diş hekimimiz HongKong' lu Dr. Sophie,  İngilizcesi çok güzel. Karnı burnunda bebek bekleyen, güleryüzlü çok ilgili bir doktor. Muayene ücreti de 50 Rmb yani 10 Tl olunca hep gidesim var.