19 Haziran 2010

Ayaklar

Bu ara Deniz'in elinden düşmeyen oyuncağı. Habire kamyon söküyor monte ediyor, vızz vızz sesler evin içinde yapamadığı zaman sinirleniyor atıyor sonra yine eline alıyor.

Deniz at work

Elime ikinci koca mısırımı aldım kemirirken yazıyorum. Hiç bu kadar mısır yememiştim memleket mısır zengini, çok lezzetli. Çocuklugumda bolca tükettiğim Marmaris akpak süt mısırlarına benziyor, süt tadında beyazlı sarılı. Mısır demişken Çinliler nüfus çok olunca yenebilecek herşeyi değerlendiriyorlar burada hiç bir şey çöpe gitmiyor. Mısırın koçanından tatlı yapmışlar tadı da güzelce. Suyunu da içiyorlar sanki mısırı eline almışsın da içiyorsun hissi veriyor tadarken.

Elimde mısır olunca alakasız yazdım aslında bu akşamı anlatacaktım. Az önce ayak masajından geldim. Çinliler masaj yaptırmayı ve yapmayı seven bir millet. Gittigim masaj merkezi bizim konutlara ait - hala ne diyeceğimi bilemiyorum buraya site desem değil o kadar büyük ki dünyanın en büyük yerleşim bölgesiymiş başkalarının yalancısıyım, hastanesi, çarşısı, okulu, restorantları, spor masaj güzellik merkezleri, gölü ve daha birçok mekanı var. Çok sayıda büyük siteden oluşuyor her sitenin ayrı klupleri bile var içinde havuzu restorantı vs olan. Her bölgeye giden ayrı numaralı ring otobüsleri mevcut. Bizim ülkemizde de böyle bir yerleşim bölgesi olsa dedirtiyor.

Ayak masajı demiştik. Daha önce konuşup da bir türlü ayarlayamamıştık Anniina'yla, mutlaka gidelim denemen lazım diye anlatmıştı. Bugün beni yorgun ve depresif görünce gitme zamanı dedi ve akşam 9 civarı oradaydık. İyi ki de gitmişim, kesinlikle haklıymış arada kendini şımartmak için güzel bir yöntem. Kocaman labirent gibi bir mekan 100 ü aşkın masör var numaralarla adlandırılmışlar. Önce ayaklarını kocaman bir varille gelen içine hoş kokulu bitkiler döktükleri sıcak suya -hatta kaynar- sokuyorlar, yorgun ayaklar orada haşlanırken sırt ve boyun baş masajı yapılıyor ardından da ayaklara geçiş. Koltugun yanina su ve meyva da getiriyorlar, ve en guzeli de bunun icin sadece 70 RMB oduyor olman yani yaklasik 16 TL. İyiydi gerçekten. Anniina sağolsun benim buradaki expat hayatının 2. fazından 3. süne geçişimi hızlandırmaya çalışıyor sanırım. Burada keyif alabileceğin güzel şeyler de var diyor.

Hiç bilmedigin bir ülkeye gelince buradaki hayatın üç evreden oluşuyor.Birincisi geldigin ilk ay civarı, her yer değişik tanımaya çalışıp, çevreyi gezip görülmeye değer yerleri keşfediyorsun, bundan da zevk alıyorsun. Sonra 2. yani depresif faz geliyor. Evini ülkeni fazlasıyla özleyip, arkadaş edinmiş de olsan alışma sürecinde yaşadıgın tuhaf şeylerin -hele ki Çin' de- nasıl oluyor da başına geldiğini düşünüyorsun, çevre insanlar koşuşturmaca hasta eden hava koşulları seni iyice zorluyor, hep yorgun hasta gibi hissediyorsun. Benim henüz geçmediğim 3. evre Anniina' nın bahsettiği, buradaki güzel şeyleri de görüp kendine göre bir yol çizdiğin, sakinleştiğin faz. Herşeyin çok daha iyiye gideceğini söylüyor. Benim yaşadıklarımı fazlasıyla görmüş geçirmiş, geçen sene buradaki ilk yazlarında Haziran ve Temmuz ayı sonuna dek 3 çocugu da ardarda defalarca hastalanmış hastaneden çıkamıyorduk diyor, kulak ve sinüs enfeksiyonları, 40 dereceyi gören ateşler. Onlara üzülüp kendisi de sonunda hastalanmış. Deniz' in 3. gribini geçirmesinin normal oldugunu artık kabullendim neyse ki hafif diyebileceğim şekilde geçiriyor ateş olmasın da. Havadaki alışamadığımız bunaltıcı nem, farklı bakteri alışana dek seni hasta ediyor.

Bu arada kuzum Deniz de ayak masajına bayılıyor anasının kızı, Deniz gel sana ayak masajı yapayım mı dediğimde oluy anne diye oturuveriyor dibime yüzünde kocaman bir sırıtmayla. Ben de bayılıyorum ama onun pamuk ayaklarını bahaneyle öpüp oynamaya.

17 Haziran 2010

Wo yao qü guojia

Tam elime alacak gucu istegi bulmusken bloga yine fotograf ekleyemiyorum. Fotograflar birikti bu gidisle kaybetmeden hepsini Flickr'e yuklemek gerekecek. Arşivleme konusunda ben de Ateş de berbatız defalarca niyetlenip de güzelim resimleri cd lere ya da biryerlere koyamadan kaybettik. Blog tutma amaçlarımdan biri de Deniz'e ait olanları bahaneyle saklayabilmiş olmaktı aslında.

Deniz yine hasta. Çin'e ayak basalı yaklaşık 2,5 ay olacak 3 .kez hastalanıyor. Burun tıkanık, akıntı ve genelde geceleri kuru öksürük. Tr.de kolay kolay hastalanmayan çocuğa burada ne oldu?? O hastalandıkça ben neden diye kahroluyorum. İlk hastalıgında götürdüğüm bizim yerleşim bölgesinin hastanesine gittik yine. Bu sefer oyun grubundan Coral ve Daphne'nin tavsiyesi 80 yaşında Çinli bir profesör teyzeye gittik. Kadın çok şeker biraz ingilizce bile konuştu bizimle çevirmen kızı şok etti. Deniz ben artık doktordan koykmuyoyum büyüdüm abla oldum diye diye gitti gerçekten hiç ağlamadığı gibi kadına Çince teşekkür edip görüşürüz dedi sonunda. Çinli, bitkisel ağırlıklı oldugunu söyledikleri ilaçlarımızı da verdiler çıktık. Şimdi çok daha iyi. Doktorlar her defasında mevsimsel diyor da bu hava böyle devam ederse hastalık eksik olmayacak. Shelley Coco' nun da -Coco Kashni'nin öteki adı- ilk geldigi zamanlar böyle oldugunu hava şartlarına alışmanın zaman alacagını söylüyor.

Bugün Dragon Fest burada, yani Ejder Festivalimizi kutluyoruz Ateş 1 gün izinli. Genelde 3-4 gün tatil varken bu şirketin politikası gereği böyle. Deniz hasta zaten bir yere kıpırdayamazdık. 1 Mayıs İşçi bayramı 3 günlük tatilde Denizkuzu gene hastaydı. Beterin beteri var buna da şükür. Temmuz tatil hayalleri kuruyorum bu ara. Bu sene en güzel tatil benim için evim ailem biraz deniz, kum ve güneş ..

Ev sorunumuz var halletmemiz gereken. Tam değiştirmek üzere yeni ev ararken hatta part time emlak danışmanlıgı yapan Coral bize uygun bir ev bulmuşken kontratın 1 yıllık yapıldıgı ortaya çıkınca canımız çok sıkıldı. Çince ögretmenimiz May sağolsun bize bir çözüm yolu buldu ama işler mi henüz bilmiyoruz.

Haftada 2 akşam 8 civarı öğretmenimiz May geliyor, ögrendigimiz Çince Survival dersleri yani hayatta kalmaya yetecek Çince. Deniz gündüz uyumadıgı için o saatlerde uyumuş oluyor. Ögrenmesi çok keyifli ama bir o kadar da zor bir dil. Derslerin güzel geçmesinde May'in de etkisi büyük tabii. Sadece Çince değil günlük yaşamda karşılaştıgımız herhangi bir sorunda da yardımcı olmaya çalışıyor.

Biz tabii ki Çin karakterleriyle değil PinYin çalışıyoruz. PinYin Çince' nin Latin alfabesiyle ifadesine verilen isim. Harfler değil karakterlerden oluşuyor Çin dili, zamana göre yazılışı değişen fiiller ya da değişen kişi iyelikleri vs. yok. Bu güzel yanı ama zor olanı da her karakterde değişen 4 adet tonlama var. Aynı karakter ya da kelimenin birden çok anlamı olabiliyor, ifadeleri okunuşları çoğunlukla kolay değil, biz düz konuşmaya alışmışız bu dilde illa ki vurgular tonlamalar olacak. Yoksa konuşman çok anlamsız olabiliyor.

Başlık diyor ki " ülkeme gitmek istiyorum" .

5 Haziran 2010

Olan Biten

Babacığım merak etmiş siteye birşey eklemeyince. Sorun var, güzel fotograflar ayırmıştım bir dahaki yazıya deneyeceğim, birkaç denemenin sonunda fotografsız yazıyorum.

Günler çok hızlı geçiyor, daha bir dolu.

Deniz'in en yakın arkadaşı Kashni. 2,5 yaşında Hintli bir kız, şirinlik muskası. Çok iyi anlaşıyorlar. Neredeyse her gün görüşüyorlar. Bu hafta beraber Kids Gallery'e başladılar haftada 2 gün 1,5 saatlik, müzik ve oyun ağırlıklı Creativity; diğeri de Deniz'in bayıldığı boyaya bulandıkları Art&Craft dersleri.

Kashni' nin annesi Shelley bana bir lise arkadaşımı hatırlatıyor. Çok rahat çok şeker bir kız, ve de yardımcı, birçok konuda bana rehber oluyor, hayatımı kolaylaştırıyor. USA' dan buraya gelmişler Kashni orada doğmuş 8 aylıkken Çin' e gelmişler daha 3-4 sene buradalar. Kashni minicik haliyle 3 dil biliyor şimdiden. Bize çok benziyorlar aile yapısı, alışkanlıklar. Geçen hafta cumartesi Shelley'lerde akşam yemegindeydik 3 aile. Israil'den 22 aylık Ila'nın annesi Rachel, ben ve Shelley kendi ülkemize has birşeyler pişirip paylaştık. Hintli aile vegeteryan oldugu için yemekler etsiz ama çok lezzetliydi. Tabaktan yalanıp yutulan mancam ve meyhane bulgur pilavım çok güzel olmuştu neyse ki. 3 ülkenin de damak tadı birbirine çok benzer. Tavuk ayağı, kanadı ve bilumum kıkırdak favori yemeklerinden biri olan, yemeklerde bizim kullandıgımız maydanoz dereotu gibi yeşillik yerine pişmiş marul kullanan, pilavı yağsız kupkuru sunan Çin yemeklerinden sonra bu sofra bana çok daha yakın geldi kesinlikle.

Hakkını yemeyelim çok güzel Çin yemekleri de var. Ayan' dan boş vakti olursa bize Çin yemeği pişirmesini isteyeceğim, Deniz' in de biraz alışması gerekiyor ilerisi için. Tabi meyvasız ve şekersiz bir yemek olması kaydıyla. Ayan Anniina' nın Ai'si, yani yardımcısı.  Haftada 2 yarım gün bize de gelmeye başladı başka boş vakti yok, biraz olsun rahatladım beni bekleyen koca bir ütü dağı bitiverdi sonunda. Deniz o evdeyken hep peşinde, çok sevdi hemen kanı ısındı hatta bugün beraber oynarlarken bana sen git anne dedi sıpam!! Güleryüzlü, çok kibar bir kız, en büyügü 15 yaşında 3 çocuk annesiymiş  inanamadım çoğu Çinli kadın gibi yaşından genç duruyor. Ayan gelince Deniz'e daha çok vakit ayırabildim evin içinde, bugün renkli kağıtları kesip yapıştırıp, parlak süslerle donattığımız kocaman bir dinozor yapıp oda kapısına astık o kadar mutlu oldu ki.

Birşeyler eksik, denizle içiçe büyümüş yaşamış biri olarak fena halde denizi özlüyorum. Ve bir daha Tr.ye döndüğümde havadan şikayet etmeyeceğim. Burada yaz böyle geçermiş, güneş kendini fazlasıyla hissettirirken yüzünü çok az gösteriyor, puslu bir hava, çok sıcak her an sağanak bastırma olasılığıylasın.

Ve bir an unutulmadan. Bu akşam Deniz'i uykuya yatırırken yanına uzandım sarılmak koklamak istedim. Bu günleri de görecekmişim, bana anne kalk kendi yatağında yat, çok büyüksün rahat edemedim dedi, beni odasından çıkarıp uyudu. Gece anne kalksana çişim geldi diye yanıma gelip uykusuna bizim aramızda devam edecek çok eminim ama.

Şu anda önümde 5 kilo Foça yoğurt olsa yiyebilir miyim ki? Hadi 3 kilo olsun.

27 Mayıs 2010

Çek anne!



- Fotoyyamı çek anne hadi!

Elime kamerayı alınca kaçar bin taneden biri düzgün çıkar. Nasılsa nadiren ama kendisi talep ediyor bazen, makinanın pek hali kalmadı ya yenisi lazım di mi A? :)



- böyle oturcam!



- Sana kızgın bakıyorum anne



- Çok kızdım bak



Cadısın ama her halin güzel minik meleğim benim.

23 Mayıs 2010

Zeytinler ve Arkadaşlar

Bir zeytin bu çekirdek aileyi bu kadar mı mutlu eder. Bayram yaşadık dün akşam, pazar kahvaltı masası kurduk, sucuklu yumurta, ezine beyaz peynir, eski kaşar ve siyah zeytinlerimiz baş köşede. Türkiye' den bir arkadaş geldi sağolsun siparişlerimizle. Deniz' in biten diş macununu alamamış ama olsun gelenler telafi etti. Her gün 4 'er tane yiyeceğiz zeytinlerden, sadece Deniz' in limit aşma hakkı var. Halimize güldük ne kadar güzelmiş kıymet bilmek.

Hayatı güzelleştiren bir diğer şey de arkadaşlar bu ara. Rastlantı sonucu buldugum bir telefon numarasının izini sürünce uluslararası bir play group'a dahil olduk Deniz ve ben. İyi ki de aramış ve uğraşmışım dedim. Her hafta evlerde toplanan anneler ve ufaklıklar. Finli, Hintli, Hongkong ve Avustralya melezi, Çin ve Alman melezi, İsrailli, Filipinli arkadaşları oldu Deniz'in. Henüz beraber oynamıyorlar bu grupta, buna da en çok Deniz sıkılıyor. Deniz uzun zamandan beri  yaşından olgun davranıyor genelde 2 yaş çocukları beraber oynamak için ısrarcı değiller ama Deniz illa ki arkadaşla oynamak beraber birşeylerle ugraşmak istiyor. Hatta ellerinden tutup sen bunu alsana böyle gel buraya otur beraber oynayalım diyor. Dil problemi de var tabi şimdilik. Bazen ben eski arkadaşlarımı istiyorum yenilerini değil diye isyan ediyor kendince. Ama gidecegimiz zaman da koşa koşa hazırlanmaya başlıyor. Zaman gerekiyor bazı şeyler için.

Finli anne Anniina' yla arada araşıp buluşuyoruz. Bu tekli buluşmalar kesinlikle daha kazançlı oluyor hem benim hem Deniz açısından. Anniina o kadar içten ve yardımcı ki, ben ilk 3-4 ay çok zorlanmıştım diyor halimden anlayarak bana bakarken. Sayesinde bir sürü şey ögreniyorum her buluşmada, ya da maille bana burada yardımcı olabilecek bilgiler gönderiyor. Kıza minnettar bakıyorum hep hani sarılıp öpeceğim iyi ki seni tanıdım diye. 3 çocuk annesi, 3 yaşında ikizler ve okula giden 5 yaşında bir abi. Buluştukça çocuklar da kaynaşıp birbirlerini benimsediler, Deniz göl kenarına gideceğimiz zaman arkadaşlarımı da arayalım anne diyor. En üzücü yanı ise Temmuz ortasında ülkelerine dönüyor olmaları.



Bugün Anniina, ve 1 yaşındaki bebeğiyle çıktığı 3 haftalık Asya seyahati dönüşü Annina'yı ziyarete gelen arkadaşıyla beraberdik, Sanna, ve tabii 4 çocuk. Öyle aman ufacık bebekle koca yol mu tepilirmiş demiyorlar hiç, bizde şehir değiştirmek bile külfet gelir bebekle. Kız doğum iznini tatil ve seyahat fırsatı olarak kullanmış aynı zamanda, bir sürü yer gezmiş bu sürede. Şimdi de ailesiyle çıktığı 3 haftalık Asya tatili bitmiş, 1 hafta da sadece bebek ve o burada vakit geçiriyorlar. Hayran kaldım çok özendim, keşke bizim ülkemizde de gelir düzeyi ve standartlar yüksek olsa da insanlar güven içinde özgürce hakettikleri gibi yaşayabilseler. Neyse daha 40 fırın ekmek yememiz lazım.

Yeni bir alışveriş merkezi ve batı tarzı yemekleri olan hoş bir restoranta gittik, çocuklar için alışveriş yaptık, kahve içip sohbet ettik. Onlara çocukluğumun Marmaris' inden hafızama kazınmış birkaç turistik Fince sözcük söyledim gülüştük, nasıl da aklımda kalmış. Deniz ve güneşe bayılıyorlar Marmaris ve Antalya' ya giden tanıdıkları çokmuş. Ben de o deniz esintisini nasıl özledim iyot ve yosun kokusu burnumda tütüyor. Sanna Asya adalarını gezmekten iyice bronzlaşmış, beyazlıklarını kaybetmekten deli gibi korkan güneş altında şemsiyeyle gezen ve her daim beyazlaşmaya çalışan Çinli kadınlar arasında sıyrılıyor hemen. Burada ultraviyole gerçekten çok güçlü Çinliler güneşten kaçmakta haklılar aslında, hava sıcak -ve bu ara- genelde kapalı güneş bulutların arkasındayken bile cildi yakıyor fark ettirmeden.

Genelde sabah erkenden buluşuyoruz 9-9.30' da. Geç kalmayalım diye akşamdan herşeyimi hazır ediyorum bizim ülkede buluşmalar bu kadar erken planlansa çoğunluk itiraz ederdi büyük ihtimal.  Şehrin ardından Anniina' lara gittik, Deniz çocukların oyuncaklarıyla hazine bulmuşa döndü. Beraber zıplayıp koşturdular evin içinde. Bizim denizkızı her arkadaş evinde mutlaka lazımlık arayıp çiş yapmak istiyor tuhaftır, bugün tuvaletteki iki lazımlığı da ardarda test edip onayladı. Anniina' nın Ai' siyle de tanıştım. Ai, Çince' de ev işlerine yardımcı, çocuk bakıcısı anlamına geliyor. Çocuklar ondan birkaç Çince pratik de ögrenmişler anlaşıyorlar gayet güzel. Burada neredeyse bütün yabancı ailelerin Ai'si var herkesin isteğine göre geliş süreleri ya da yardımcı oldukları işler. Evi temizleyip ütü yapıyorlar, istersen akşam için Çin yemeği pişiriyorlar, ya da çocuklarla ilgileniyorlar. Tabi güvenilir birini bulmak gerekiyor.

Bu arada Avm' den restorana giderken pazar gibi bir yerin ortasından geçtik. Yalnız olsam, fotograf makinem ve bolca vaktim olsaydı diye düşündüm. Pazar dedim ama sadece sebze meyva değil et de satılıyor. Kesilmiş ya da canlı. Pek hoş koktuğunu söyleyemem çocuklarla hemen kaçtık ortamdan. Çinliler herşeyi taze yemeyi seviyorlar, yani canlı canlı al eve götür. Daha önce markette su ürünlerinin satıldıgı yerde havuzda yüzen kaplumbağaları görmüştüm Deniz görünce sevmek için yanlarından ayrılmak istememişti, bu kez de Deniz anne bak kubağaaa diye bağırınca pazarda suda satılan canlı kurbağaları göz ucuyla gördüm zaten seslerini duymamak imkansız sonrasında. Kızlarla akşama kocalarımıza güzel bir yemek mi pişirsek diye esprisini bile yaptık hızlı hızlı geçerken. Ve daha ne oldugunu anlamadığım birçok şey daha. Su yılanları da çok revaçta. Çinliler herşeyin her yerini değerlendirip yiyorlar bu kadar insana yiyecek mi dayanır. Özellikle de su ürünleri, denizden babam çıksa yerim deyişi burada cuk oturuyor. Yumuşakçalar, renk renk deniz hıyarları, bilumum su bitkileri. Tavuk ve ördek çok yedikleri kümes hayvanları ama çok farklı şekillerde yiyorlar ona başka bir yazıda değineyim çok konudan çıkmaya başladım zira.

Uzun lafın kısası buraya alışıyoruz, arkadaşlıklar hayatı kolaylaştırıyor güzelleştiriyor. Deniz arada biraz cadılaşsa da eskisi gibi benim minik meleğim oldu, ilk zamanlardaki hırçınlıkları kalmadı. Çok dilli her lafıyla bizi dumura uğratıyor, çok tatlılaştı. Espriler yapıp gülüyor güldürüyor. Mutfaktaki de en büyük yardımcım şu aralar kendisi, yemek yapmak ya da bir iş için mutfağa girecek olsam sessiz sessiz korkarak gidiyorum, ki arkamdan bir ses "hiiii annecimm yaçaçınn sana yaydım edeyim yemek yapayım ekmek yapayım beyabey, du bekle geliyoyum hemen!" diye çığlık atıyor ve koşturarak minik yeşil taburesini kapıp tezgaha yanaştırıyor . Ben de ona iş veriyorum elim mecbur, sebze ayıklıyor çekirdek temizliyor, ekmek ya da kek hamurunun malzemelerini döküyor yumurta çırpıp, portakal suyu sıkıyor, yemeklerin baharatlarını mutlaka o ekliyor. Hiç iş olmazsa evye başında süngerle bardaklara su aktarıyor, bulaşık yıkıyor kendince. Ondan mutlusu yok bu zamanlarda.

18 Mayıs 2010

Chimelong Xiangjiang Safari Park



Pazar günü evimize 5 dakika uzaklıktaki gezmeye doyamadığımız Safari Park.

En çok pandaların yanından ayrılmak istemedim, 1-2 saat sıkılmadan kalıp izleyebilirdim heralde, göbeklerini yaya yaya bambu yerkenki keyiflerini unutamıyorum. Ve tembel koalalar, çok çok sevimliler. Deniz' e en çok hangi hayvanı sevdin diye sorunca ise cevap zürafa. "Mama verdim onlara" diyor, " kommik yedi" diye ekliyor. Sonraki ise " çuaygırı, hippopotam, yanımda yüzdü benim.."



Dünyada yaşayan tek ikiz koalalar bu parkta, ve geçen sene 7 ay arayla her ikisinin de bebekleri olmuş.



Resimdeki iki kıpır bebeği bulun?



Koca dile dikkat !! Dilleriyle kulaklarını temizleyebildiklerine inandım.





Avustralya bahçesi' nden..





Bambuları iştahla yiyen pandalar.







Flamingo adası





14 Mayıs 2010

Baştan söylüyorum



Anneler günü'ne hamuru benden pişirmesi Ateş'ten mis gibi krepli bir kahvaltıyla başladık. Anlaşma yaptık her Pazar böyle artık, ben tavada krebi parçalayınca Ateş geçti başına harikalar yarattı krepleri dansettirip bana nispet yaparak. Sonra da yollara düştük. Hava çok sıcak olunca yagmur akla gelmedi tabii, hava durumuna burada her an bakacaksın, gün ortası sağanağa yakalandık Blenz kafeye sığındık.

Deniz annannesiyle konuşmak istedi, onu ne kadar özlediğini ve etrafında olan biteni anlattı, anneler gününü kutladı "anneler kutlu olsun annannecim" diye. Onu telefonda ağlattı.

Bu yağmur dinmez diye kalkmaya karar verdik, sel almış sokaklarda ben parmak arası terlikler uzun beyaz askılı bir elbise Ateş şortla, elimizde marketten aldıgımız koca 2 şemsiye Deniz' i korumaya çalışırken halimiz çok komikti. Sonuçta o ayakkabıları hariç kupkuruyken eve vardık, biz onun deyişiyle "kuubağa" gibi olduk.

Kafeden kalkmaya yakın bizim tatlı karga şarkı söylemeye başladı, bu da videosu. Birkaç aydır baltalar da baltalar gidiyoruz, arada Bay Mikrop ve Horozumu Kaçırdılar. Onları henüz yakalayamadım kaçıyor makinayı görünce. Özleyen dede ve anneanne için videolar..

minik karga'dan baltalar eseri

çiziktirirken

Film

6 Mayıs 2010

İlk oje

Anne çok defa niyetlendi ama vazgeçti zararlı gereksiz diye , ilk ojeye kısmet Çin' deymiş.



Annenin onca zaman yapamadığını manikürcü Çinli kız yaparmış. Buradaki ilk haftasonumuzda yanımızdan kaçıp gitmek, dükkanları tek başına gezmek isteyen çığlık çığlığa ağlayan minik cadıyı anında sakinleştirip yanında ojesiyle bitiveren bu kız.

Yukarıdaki kolaj ilk fotoda biraz gözüküyor. Burada ayak ve el bakım merkezleri var sadece manikür ve pedikür, masaj için. Kadın ve erkek karışık, rahat koltuklarda ayaklarını uzatıp uyuyanını çok gördüm. Ohh keyfe bak dedirtiyor görünce.



"Annecimm sana da aynısından süysün mü abla" diyor burada. O ojeler 4-5 gün çıkarılmadı her sabah uyanınca ayyyyy diye tekrar tekrar sevildi uzun bir zaman için ilk ve son oldu, süslü kız olsun annesine çekmesin !!

küçük Nehir' in öyküsü

Yok.. herşey anlamını yitiriyor bütün "sorun" diye adlandırdıklarımız saçma ve gereksiz.. Minicik yaşında Nehir 'in mücadelesi bitmedi devam ediyor. Nöroblastom' la savaşını kazandı karın ve kemiğindeki tümör temizlendi derken beyninde tekrar bir kitle. Anne Zeynep çok cesur Nehir ondan da cesur . Her şeyin iyisi yanlarında olsun, bunu da atlatacaklar eminim dualar minik Nehir ile.

Açalya hatırlatmış Nehir' in beyinde nükseden hastalığına destek için detaylı bilgi burada;

Nehir'e Destek Olmak İçin Ne Yapabilirim?

5 Mayıs 2010

hastalıkta sağlıkta..



Deniz hasta, babasından ona da geçti, pazar akşamı hapşırıklarla başladı, sabahında burnundan akan sümükleri yalayarak anne ben salyangoz oldum diye diye yerlerde salyangoz gibi yürüme taklidi yapıyordu. Eve 5 dak. mesafede özel büyük bir hastane var neyse ki, burada çalışan yabancı hastalar ve yakınlarıyla ilgilenen Stephanie de arkadaşımız. Ateş buraya yalnız gelmedi, yanında eski arkadaşımız şimdiye dek çalıştığı şirketlerde hep beraberce olduğu Selçuk' la bu işe giriştiler. Deniz' in çelçuk amcası, kel kafasıyla oynadığı senin saçın yok çelçuk amca diye kikirdediği.. Stephanie de Selçuk'un kız arkadaşı, çok tatlı canayakın, Deniz'e  de bayılan bir kız..

Çin'deki hastanelerde pediatri bölümleri 2' ye ayrılmış, hasta çocuklar ve sağlıklı çocukların muayene edildiği departmanlar farklı. Biz hasta çocukların polikliniğinde sıraya girdik girişe ufak sallanan oyuncaklardan kaydıraklardan bir oyun alanı kurmuşlar, ama sıra uzun deli gibi bir kalabalık var. Deniz daha da hasta olur diyerek gelen Stephanie bizi kurtardı, sağlam çocuklara bakılan 4. kata çıktık ve hemen muayene olduk. Doktorun söylediklerini Stephanie bize çevirdi, biraz suyunun suyu olması içime sinmedi ama yapacak bir şey yok. Bayan profesöre sorup ögrenmek istediğim bazı şeyler çok anlamsız geldi. Sistem herşeyde oldugu gibi burada da çok farklı konu Deniz olunca ben baya endişelendim stres oldum böyle nasıl olacak diye. İlaçlar bizdeki gibi eczaneden alınmayıp hastanede veriliyor. Western pharmacy denen bildiğimiz ilaçların ve de Chinese pharmacy denen, bitkisel ilaçların verildiği 2 ayrı bölüm var. Doktor ilaçları hastanın her gelişte kullanılmak üzere verilen kartına pc' de işliyor ve ilaçları bu departmanlara gidip alıyorsunuz. Doktordan Deniz'e bu dönemde kuvvetli olması adına vitamin ve balık yağı kompleksi istedim, ama ne gerek var ki diye yüzüme garip baktı. Vitaminler Çin'de çocuklara 2 yaşa kadar verilirmiş, durumu kötüye giderse düşünürüz dedi, kuvvetlenmesi gelişimi için dışarıda koşup oynamasını hareket etmesini tavsiye etti. Muayenede kulaklar önemlidir değil mi hele ki burun tıkanıklığı varsa küçük çocuklarda sinüsler ve kulak arası mesafe yakın diye ortakulak iltihabı endişesi duyulur mutlaka kulaklar kontrol edilir. Doktor sadece göğsüne ve boğazına baktı ben hayretle nasıl kulaklara bakmaz diye Ateş' e söylenirken. Kulaklarına bakmasını isteyince anlamsız baktı gene, ağrısı problemi mi var ki dedi? Kulaklara ayrı bölüm bakar sorun varsa KBB 'a gidebilirsiniz dedi. Ben isteyince kulaklarla biraz oynadı inceledi. Deniz bayan doktorlardan hiç hazzetmiyor İzmir' deki dokdok amcama gidicem ben diye ağlıyordu o sırada, kulakları çekiştirilince iyice yaygarayı bastı.

Bugün 2. günüydü hastalıgın, baya geriledi hafifledi, parklarda gezdik koşturdu oynadı. İnşallah ilerlemez bu zamanlarda yemek yiyemiyor, nefes alamıyor, öksürükle uykudan uyanıyor çokça. İstekle ilaçlarını içiyor, dokdok teyzeye gitmeyelim gene diye diye. Olgunlaştı sanki miniğim son zamanlarda. Daha geçen ay feryat figan 3 kişi zaptedip burnuna sprey sıkamazken şimdi tamam baba ama yavaç yavaç sık hıjlı olmasın diye uzanıp bekliyor kuzu kuzu. Her sprayden sonra da gülümsüyor tatlı tatlı.

Ama 2 yaş sendromları mıdır yoksa büyüme atakları mı her neyse inatlaşmalar son hızla devam ediyor. Burada "terrible two" denen, 2 yaş krizini bilmiyorlar gayet iyi ingilizce bilen Doris' e bahsettiğimde gene anlamsız bir bakış aldım. Ben Deniz her an yanında olmamı ve benden bir oyun beklerken, aynı zamanda ev işlerine yetişmeye çalışmaktan, Deniz sağlıklı besleniyor mu diye endişe edip ne yemek pişirsem de yese diye düşünmekten yoruldum. Bugün bir bardak portakal suyunu yere boca etti ve sonradan çok pişman olsam da o an engel olamadıgım için yerleri duvarları silerken yanında hüngür hüngür ağladım, sonra da sarılıp özür diledim. İç döküm satırları olacak biraz karamsar belki ama, çocukla hayat her zaman güllük gülistanlık değil çok güzel ama çok zor yanları da fazlasıyla var. Arada nefes almak biraz uzaklaşabilmek gerekiyor yoksa mutlu anne= mutlu çocuk tehlikeye girebiliyor. Evet iyi ki de işimden ayrılıp bebeğimle beraber oldum, her anını yaşadım diyorum ama 2 yılı aşkın süredir bu durumda olmak değildi istediğim. Hayat neler getirir bilemiyor insan planladıkların bir yana, kendini bir anda bambaşka bir hayatta buluveriyorsun. Her şeyin başı sağlık, en değerlisi benim için şu anda sevdiklerimin en çok da Deniz'in sağlığı diyorum ve dua ediyorum bu zor günleri atlatabilmek için..

1 Mayıs 2010

Gözüme takılanlar


Fotoğraflar 23 Nisan' dan.. Çocuk bayramı' nda onun yerine biraz eksik ve buruk hissettim ama ne gereği vardı ki? Farkında mı değil, o zaten dünya çocuklarıyla bir arada. Ben ona 23 Nisan kutlu olsun şarkısını söyleyerek güne başladım o ise Bay Mikrop beni  hasta edemezsin' i söyletti ve söyledi ısrarla onun deyişiyle bay mikkot bay mikkoot..

Çok kolay arkadaş ediniyor ve büyük küçük bütün çocuklarla oynamaya çalışıyor, saçlarını seviyor ellerinden tutup yönlendiriyor. Kafasını hafifçe yana eğip napıyoçun gelçene oynayalım deyişi var ki bayılıyorum.. Buradaki çocuklar anlamasa da söylediklerini sorun değil, çocukların dili bir, önyargılardan gururdan uzak hepsi.

neler geçiyor aklından

O minik sarı kafasından neler geçiyor acaba ..Onu nerelere getirdik tam da arkadaşlarını benimsemişken, herşey güzel yolunda giderken ne büyük bir değişimin içine soktuk bize eziyetlerini hakettik galiba diyorum bazen.



GuangZhou' da sıkça gittiğimiz bir avm' de cute baby isminde bir oyun parkı var, ilk gidişimiz tesadüfen oldu Deniz görünce içeri atladı biz de engel olmadık. Türk Lira' sıyla 11 TL verdik, 2 saat oyun hakkı, fotograf çekimi ve CD si, 2 adet basılı fotoğraf ve sonrasında herhangi bir gün 1 saat daha oyun hakkı. Başka neler var diyesimiz geldi. 2 adet küçük fotoğrafı basmaları 1 hafta sürdü ama neyse.



Bunlar da biraz çevre ve park manzarası..





2 gündür yağan sağnak ve eve hapsolmamızı saymazsak her gün öğleden sonra akşama dek dışarlardayız Deniz' le. Gündüz artık uyumak istemiyor ben de eve kapanmak istemediğimden kahvemi yanıma alıp turlara çıkıyoruz anne kız. Bezi de atınca rahatlayan pantolon eşofmanlarla daha bir hızlı koşuyor her yere tırmanıyor keçi. O oynarken ben insanları gözlemliyorum. Dedeler ve büyükanneler çoğunlukta parkta, çocukların yanından pek ayrılmayıp onlarla beraber park tepelerinde geziyorlar. Annelerin çoğunun aksine. Yanımıza gelip çince birşeyler soruyorlar , ben de artık ingilizce yanıt vermekten sıkıldım onlar Çince ben Türkçe karşılıklı sohbet ediyoruz.

Bebeklerin tulumları çok ilginç, bez bölgeleri açıkta bezleri meydanda ya da bezsizler. Çoğu erkenden bez atmış bizimki daha yeni atınca ve de buradakilere göre yaşından büyük durunca kendi tembelliğim adıma utanıyorum desem. Komik gelen bir şey, genelde erkek çocuklarda gördüm 5-6 yaştakilerde bile, çocukların sırtına biz Türkler de ufak bez peçete falan koyarız ama burada baya bildiğin kocaman havlu sarkıyor sırtlarından. Esaslı terliyorlar heralde.


Bize göre bazı konularda 10 yıl gerideler, bazılarında ise 20 yıl ileride. Yapılar binalar çok gelişmiş, üst üste 5 tane üst geçit köprü inşaa etmişler muhteşem, trafik yolunda işliyor. Ha trafikte çok kötü kullandıklarını da söylemek lazım, gece mece farketmiyor önündeki biraz şeridinden çıkmış diyelim deli gibi kornaya basıyorlar, yerinden zıplıyorsun. İzmir'de bizim üst kat komşusunun otomobil alarmından bana fenalık gelirdi, burada motorlarda bile alarm takılı.

Çoğu çalışan özellikle kadınlar mini etekleri, taytları, fırfırlı elbiseleriyle elektrikli motor üstünde işe gidip geliyorlar. Türkiye'de olsa trafikte nelere maruz kalırlardı..  Kimse kimseye bakmıyor rahatsız etmiyor kadınlar genç kızlar genelde mini et.ek ve elbis.eli,  fi.le çor.ap ve şortlarla.  Gelirken fazla kıyafet almamanın pişmanlıgını yaşıyorum sade birşeyler henüz bulup alamadım. Mango buldum diye sevinip içeri daldım ama burada Mango da onların tarzına göre düz beyaz bir tshirt bulunca atladım..  Gözlemlerim devam edecek..