31 Mart 2010

Küçük Denizkızım

Bu minik ayaklar uzuuun yollara düşecek, www.kucukdenizkizim.com 'da yine gorunecek.

Miracık' ın işi başından aşkın haldeyken bizi de ihmal etmeyen annesi sevgili Banu bu siteyi bize hediye etti. Banu'cum ne desem bilemiyorum bizi düşünüp sevdiğin, zaman ve emek harcadığın için çok teşekkür ederim. Bu ara fazlaca duygusallaşmış yerlerde sürünen haleti ruhiyem kaynaklı artık yazamam diyordum ama yaşanacak kaydedilecek anlar çok, ortamım şartlarım nasıl olacak emin değilim ama habersiz bırakmamaya çalışacağım.

Hoşçakalın :)

27 Mart 2010

Yolcudur Abbas

anne ben tepeye çıkağım beyabey atlayağım mı? nütfen geliy miçin çen de nütfen?

Bitiriyor beni bu "ç" li konuşmaları, bir de kibar kibar olmayacak şeyleri istiyor sıkıysa olmaz hayır de, dolaptan çikolatayı almış "napıyoçun anne çukuğata veyeyim mi çana? istey miçin ben de yerim annanne de yeçin açay mıçın?"

6.ay, 9, 15, 18, 20 derken hepsinin en güzel zamanları olduğunu düşünmüşüm. Şimdi de bu zamanları en güzel diyorum. Zorluklar hep var onlar bir yana hiçbir anını unutmak istemiyor insan. Bugün saçımdan tokamı çekip aldı çaçını toplama anne açık kalçın diye iyi dedim peki benim bir türlü beğenmediğim saçlarımı beğenen biri çıktı..

Deniz'in bu ara keyfi yerinde, babanın gidişini izleyen 2 hafta daha önce hiç olmadığı şekilde hırçınlaştı huysuz cüceye dönüştü. Nedensiz yere sebzeliğe gidip eline portakal geçirip fırlatıveriyordu ya da yemek vakti eline çatal kaşık verince hoop yere yemekle beraber. 2 yaş dönümünden çok babasının yokluğuna bağladık bu hareketlerini, sabırla atılmaz yere diye alıp portakalları yerine koydum kaç defa dişimi sıkıp. Ona kızıp bağıramayınca ağladığım isyan ettiğim de çok oldu.

Alıştı, ilk haftalar babaya gidicez mi ne zaman gidiyoruz nasıl? baba gelecek mi soruları bitti, yerini babasıyla yaptığı bazı oyunları hareketleri yapıp, kikirdeyip "baba böyle dapıyodu anne kommik" demeler aldı.
İzmir'de kaybolan gündüz uykuları burada 2,5-3 saatlik uzuun uykulara döndü.
Sabahlar aynı 6.30-7.00 de uyanış ayağa dikiliş anne kalk oynayalım!! ben de zıpkın gibi gözlerim pırıl pırıl kalkabilsem onun gibi nasıl bir enerjidir bu.
Küçücük şeylerden çok mutlu oluyor dede bana ne getirdin diye koşturuyor, elma getirdim deyince havalara uçuyor, ufacık bir komiklik yapayım katılıyor gülmekten.

İnatçı küçük keçi, çok başına buyruk umrunda değil kolunu sallaya sallaya ya da kaçıp gidiyor sokakta markette, ne istiyorsa o olacak. Parkta, yollarda çocuk görsün acayip seviniyor yanlarına gidip ismin ne senin napiyoçun diye konuşmaya çalışıyor. Gittiğimiz yerlerde hemen arkadaş ediniyor oynayalım mı, oynar mısın benimle diyor.


Annanne ve dedeye çok alıştı, o kadar seviyor ki onları, Çin'e gidince bu sefer de dede nerde annanne ne zaman gelecek demeye başlayacak eminim, o çevreye dalıp biraz alışsa da ben alışamam ki özlemlerine.


Her sabah erkenden ben kahvaltıyı hazırlarken annemle fırına gidip ekmek alıyorlar, bahçedeki çiçeklere, börtü böceğe günaydın diyerek güne başlıyor.
Sokak çocuğu oldu burada. Böcekler salyangozlar kankası, köpekleri hiç söylemiyorum bile. Bir gece uyku öncesi yarı uyanık yarı uykulu bana anlattıkları;
- ben koyktum attan anne
- nerede gördün ki atı annecim?
- bahçede göydüm çabah caddede (sanırım eskiden gördüklerini uyarlıyor ben hiç civarda at görmedim)
- atlar beni çevmiyor anne
- olur mu Deniz'cim bütün hayvanlar seni çok seviyor sen de onları
- ebet köpekley beni çok çeviyor anne ihi ihi
- at bana brrs dapıyor anne çevmiyor beni
:))

Şalyangojun kommik sümüğü vay anne bakçana!!


Uyku öncesi yatağına yatırıp dalmasını beklerken bana mutlaka "anne ceni çok çeviyoyum" diye fısıldıyor, Diego'yu da unutmuyor ardından "ben Diegomu da çok çeviyoyum".




3 Nisan' da uçuyoruz nihayet, Ateş hasretimize dayanamayıp biletleri çoktan aldı almasına da vizemiz hala çıkmadı. Bugün itibariyle konsolosluğun geri çevirdiği ilk sağlık raporum üzerine, Muğla devlet hastanesinde uğraşıp 2.sini aldım ve yolladım. 2-3 günde vizenin çıkması bizim de salimen uçağa binmemiz gerekiyor. Şansa ihtiyacımız var.

Raporu alırken sağlık personeliyle aramızda bolca Çin muhabbeti geçti , doktorların çoğu ne güzel gidin gelmeyin ülke ne hallere geldi biz de gitsek keşke derken, hemşirelerden bazıları ne işiniz var orada aaa minnacık çocuk böcek mi yiyecek diye kıymetli yorumlarını esirgemediler. Açıklama yapmak içimden gelmedi kızartması güzel oluyormuş dedim.

Çin'den haberlere gelince; A. gayet memnun beni ısındırıyor mu yoksa bilemem gidip göreceğiz nasılmış. İnsanlar canayakın güleryüzlü diyor, uzaylı değillermiş neyse ki!!
8 Mart Dünya Kadınlar günü'nde kadınlar işe gitmemiş, ofiste kendi isteğiyle gelen 1-2 bayan çalışan varmış onlar da ellerinde çikolata gezdirip ikram etmişler.
Barbunya zannedip aldığı konserveyi yerken yer fıstığı olduğunu anlamış, adamlar basbaya yer fıstığını alıp barbunya usulü pişirmişler. Ekmek makinası almış mis gibi ekmekler yapıyorum diyor, günlük sütle de yoğurt. Ptt kargo ile yüzeyden gönderdiğim ilk paket 15 günde ulaştı çaydanlık ve yoğurt makinamızda hasar olmadan.
2 kutu daha gönderdim. Pili hiç bitmeyen, beni hiç yalnız bırakmayan canım arkadaşım teyze Seren gene işbaşındaydı. Onu da sığdırırız bunu böyle koyalım bak nasıl sığdı milim yer kalmadı derken en son Deniz'in minik sandalyesini de söküp kutuya yerleştirdi. Ben Seren'i de kutulayacaktım az daha. Kan ter içinde hazırladığımız bu iki kutu da dün eline geçmiş Ateş'in 10 günde inanamadım.

Benim kafamda bin tane tilki. 2 yıllık çalış(a)mayan annelikten çalışan anneliğe geçiş yapma planlarım suya düştü, hoş zaten İzmir' de bir sürü işveren de kapılarını açmış beni beklemiyordu ama çabalayacaktım en azından. Deniz doğunca çalışmamak, işi bırakmak tamamen benim tercihimdi. Güvenebileceğim tanıdığım birileri olmayınca Deniz'i kimselere bırakamadım. Bebekle geçen zaman geri gelmez, her anını yaşayayım ilklerini hastalıklarını ne yedip içtiğini bileyim, oyunlar oynayayım mutlu büyüsün istedim. Daha basit yaşadık isteklerimizi kıstık, dengeledik. İş hayatının getirdiği sosyallik, ekonomik özgürlük vazgeçilmesi zor olan. Bebekle sosyalleşmeyi de öğrendik zamanla, kısıtlı da olsa.
Hep ben ilgilenince hatalarım da oldu fazla koruyucuydum bir ara, kimselere bırakamayıp anneme bile bırakırken on tane şey söylüyordum. Herşeyi tek başına üstlenmenin dezavantajı da bu. Annelik her haliyle çok güzel, çok zor.


Kısa bir ara yazmayınca insanın eli gitmiyor bir türlü, ama eline geçirince de böyle her telden çalıyor. Aşağıdaki fotoğraf Ateş'in ablası Seba ablanın sergisinden. Marmaris' te denk geldik harika oldu, hastaydı gelemeyince ona bilgi toplayıp fotoğraf çektik bolca. Deniz de halasının resimlerini inceledi galeride bolca koşturdu.
O gün sokaklarda olup hiç uyumayınca da akşam erkenden bayıldı. Ama önce resim defterinden resimlerini kopartıp duvara asalım istedi. Diego'ya sergisini gezdirdi.



benim çeygim'e bakın!

Aşağıda da süs hazırlıyor, makas yapıştırıcı kağıt tabaklar simler yayıldı masaya "babaya çüç hazırlayalım " diye. Makasla kesemiyor henüz iki eliyle açıp geçiriyor parmakları ama çabasını görmek lazım dili dudakların arasına kıstırmış kesmeye çalışıyor.


Haftasonu İzmir'e dönüyoruz bir post daha yazabilirim umarım. Internet bağlantım birkaç gün sonra olmayacak bana şimdiye kadar mail ve telefonla ulaşan, hiç görmediğim halde sevgilerini, önemsemelerini hissettiğim, internetin bana kazandırdığı dostluklar için çok teşekkür ederim.

24 Mart 2010

Pablo Neruda' dan

Bir kez daha okumak, burada bulunsun istedim ileride Deniz de okusun, iyi hissetsin..
resim alakasız babamın resimlerinde rastladım Deniz 6 aylık, annem bana fal bakıyor 3' ümüzün de gözü merakla kahve fincanında neler söylüyor acaba canım annem..


ağır ağır ölürler..

Ağır ağır ölür alışkanlığının kölesi olanlar,
her gün aynı yoldan yürüyenler,
yürüyüş biçimini hiç değiştirmeyenler,
giysilerinin rengini değiştirmeye yeltenmeyenler,
tanımadıklarıyla konuşmayanlar.

Ağır ağır ölür tutkudan ve duygulanımdan kaçanlar,
beyaz üzerinde siyahı tercih edenler,
gözleri ışıldatan ve esnemeyi gülümseyişe çeviren ve yanlışlıklarla duygulanımların karşısında onarılmış yüreği küt küt attıran bir demet duygu yerine “i” harflerinin üzerine nokta koymayı yeğleyenler.

Ağır ağır ölür işlerinde ve sevdalarında mutsuz olup da bu durumu tersine çevirmeyenler,
bir düşü gerçekleştirmek adına kesinlik yerine belirsizliğe kalkışmayanlar, hayatlarında bir kez bile mantıklı bir öğüde aldırış etmeyenler.

Ağır ağır ölür yolculuğa çıkmayanlar,
okumayanlar, müzik dinlemeyenler, gönlünde incelik barındırmayanlar.

Ağır ağır ölür özsaygılarını ağır ağır yok edenler,
kendilerine yardım edilmesine izin vermeyenler,
ne kadar şanssız oldukları ve sürekli yağan yağmur hakkında bütün hayatlarınca yakınanlar,
daha bir işe koyulmadan o işten el çekenler, bilmedikleri şeyler hakkında soru sormayanlar, bildikleri şeyler hakkındaki soruları yanıtlamayanlar.

Deneyelim ve kaçınalım küçük dozdaki ölümlerden,
anımsayalım her zaman, yaşıyor olmak yalnızca nefes alıp vermekten çok daha büyük bir çabayı gerektirir.

Yalnızca ateşli bir sabır ulaştırır bizi muhteşem bir mutluluğun kapısına.

14 Mart 2010

Foto-blog


Marmaris ..


hayaller ..


deniz ve taşlar..


cup..


bi daha bi daha..


herşeyin asıl sahibi..


deniz kokusu..


kumlu sarı saçların kokusu..


ciddi işler..


kuşlara ekmek..


arkadaşlık..


çikolata..


bi tane daa ayabiliy miyim?


bekleyiş..


babaya özlem ve asi 2..


mor havuç..


aaa anne baaak o ne?


aaa annannee bem de gelcem..

24 Şubat 2010

Güzel şeyler

Arkadaşlarımlayken benden mutlusu yok :)

Tamam işte poz verdik hem Eren gelmedi ki daha hadi çekin de oyunumuza dönelimm

Dağılabiliriz !!

Cumartesi bu tatlı minikler beraberdi yine. Havayı nefis bir 22 dereceyle beklerken rüzgar fırtına yağdı yagacak bir gökyüzü vardı, vapur seferleri bile iptaldi o gün ama bizim keyfimize engel olamadı.
Can hastaydı ama İdil bizimleydi. Deniz, Ekin, Sarp ve Ege İzmir Sanat 'ın çimlerinde top oynayıp koşturdular, köpek ve kedileri sevdiler, sıkılınca da bir masada toplanıp resim yaptılar. Helil ve Eren bizi sonrasında parkta yakaladılar.

Deniz ve benim bu güzel grupla gidişten önceki son görüşmemizdi büyük ihtimal.
Kızların bana sürprizi üzerleri hepimizin resimleriyle kaplı bir çikolata paketi.
Nasıl mutlu oldum anlatamam gerçekten duygulandırdınız beni sizleri nasıl unutabilirim ki zaten.. Her geldigimizde herşeyi bırakıp buluşacağız söz verdiniz unutmayın :)

Çayp nasıl yapıyosun hem ayran hem suyu beraber içmeyi ben de ögrencem :))

Rüzgara karşı sanat çalışmaları :)


Ekin ve Deniz Tenis Klüp'te habire oyun yarattılar en tatlısı da buydu Deniz hadi gey Ekin bi baa dapalım diye yağmur altında göbekleriyle kortun tellerinde sallandılar bu iki minik hatun yaş farkına rağmen o kadar güzel anlaşıyor ki.

23 Şubat 2010

Gözü alışsın

Çinli çocuk giydirmece oyunu.

Bütün kıyafetlerini Ateş kesti sağolsun makas eline yapıştı nerdeyse, o gık çıkarmadan keserken ben de durmadan çıktı aldım sonra da lamine ettim.
Çok şirin oldular :)
Ben çince isimler bulmaya çalışırken Deniz Buse ve Atakan koydu isimlerini, 5 yaşlarındaki kuzenleri "Buçe abla" ve "Akatan abi" si gibi.
Oynamak istediğinde "çinli çocuklaya bakağım mı anne?" diyor tıpkı "ben çin'e gitçem" dedigindeki gibi durumun farkinda mı acaba??


Kostum ve bebekler Activity Village 'ten ..

21 Şubat 2010

Geçen günler..

Yakında bloga hiç yazamıyor olacağım hatta girip bakamayacağım bile. Hiçbirine, eski arkadaşlarımın, blog sayesinde arkadaş oldugum blog dostlarımın.
Üzülüyorum. Çok bağlanmışım. Çin denen bilinmeyenimde bloglar ve diğer paylaşım siteleri yasak, hükümet çok katıymış bu konuda ülkelerini küçük düşürecek herhangi bir fotoğrafın bile dışarı çıkmasına tahammülleri yokmuş. Başka yollarla çıkamayacak mı sanki bu yasak kardeşim mantığını anlamıyorum. Keşfedilen bir yol ertesi gün devletin hackerları tarafından kapatılıyormuş paralı programlar bile.
Ateş denemiş blogspota girememiş ama gmail çalışıyormuş.

Çok tuhaf hissediyorum son yazılarımı yazayım yaşananların hepsini minicik de olsa kaydedeyim istiyorum vakit buldukça.
İnsan eşyalara bile nasıl bağlanıyor. Eşya götürmüyoruz oraya astarı yüzünden pahalıya gelecek diye onlardan bile ayrılmak zor. Ne saçma geliyor kulağa ama öyle.
Yoğurt makinası, birkaç olmazsa olmaz eşya, Deniz'in kitapları birkaç oyuncağı, biraz kıyafet gidecek Ateş ekmek makinesi bulamadım derse onu da alacağım. Beni motive edecek birkaç da özel eşya alabileyim istiyorum. Şimdilik PTT Kargo en uygunu sanırım. Ne gerek var göndermeyin diyor herkes.
Herkes birşeyler söylüyor ya Çin' de ne işiniz var diyen ya da keşke ben de sizinle gelebilsem diyen. Destek de var köstek de.

Belki de beni mutlu etmek içindir Ateş burası çok güzel diye mesajlar atıyor, evimizden kocaman göl manzaramız var demiş. Eve aldıklarını listeleyip gönderiyor ütü masası küçük istersen değiştiririz yazmış bir de. Çok özledim onu işin bu yanı zor. Adsl bağlanacakmış birkaç güne az kaldı. Otelde kaldığı ilk gece görüştük ama Deniz skype işini pek sevmedi babasını yanında istiyor her sabah uyanınca ilk babayı soruyor babayı ayıyorum diye evi dolaşıyor.
..


Birkaç diyalog Deniz'den..

İtirazlar çok bu ara
- hadi Denizcim sağ kolunu da geçir,
- ı ıh giymiycem iççemiyom,
- sağ kol Deniiiiz
- sağ kolmıycam annee

Uyku öncesi kitap okuyoruz, minik kulak bütün sesleri duyuyor pür dikkat,
- anne du!
- dinne dinne!
- cu şeşi geliyoy (su sesi geliyormuş)
- aa nerden geliyor ki Deniz?
- dinne dinne! (bunu çok söylüyor işaret parmağını kulağına koyup)
- cudan geyiyor anneee
sudan geliyormuş ah kafam su sesi sudan gelir tabii benim de soruya bak.

Muffin kalıpları bulmuş mutfak dolabından poşeti de söküp hepsini yaymış taburelerin üstüne, yanında da kap kaşıklar.
- napıyosun annecim?
- kek dapıyom
- al tadina bakçana anne? *kaşıkla bir kalıptan alıp bana uzatıyor
- mmh enfes olmuş nam nam nam
- duy cuyun aktı
*kaşıkla çenemi sıyırıyor

Babayla evdeyken madagascar ve ice age izledi ya tv açmayan anneden de medet umuyor şimdi,
- bakabiyiy miyim teyevijyona anne?
- açamıyorum denizcim ben
- öyemli diil anne ben açabiyiyim
*önemli değil diyor çok komik ne duysa kapıp pat diye yapıştırıyor yeri gelince

Ekin her gün ağzında,
- Ekin'e gitçem ben anne
- Napacaksınız peki
- oynuycaj beyabey onunla
- Ekin'in oduncakları var alcam onlayı
- ya sonra?
- eve getiycem menim odama koycam
- Ekin' in haberi var mı bundan?
- hmmm.. dok!

Kapı zili çaldı yanlışlıkla
-kim geydi anne?
-kimse yok tatlım
-aykadaşlar geymiştir belkii ekin geymiştir ege geymiştir?

Kafede çay içiyoruz garsona bagırıyor
- ben de çay iççiom bi tane amca!

çok kullandıkları,
- peki şimdi dapıcaz annee?
- onun içinde ne vay pekii?
- o naçıl açılıyo anne?
- dapiç dapiç *yapış yapış demek
- dabaş dabaş * yavaş yavaş

Uzun zamandır söylediği ve ısrarla düzeltmedikleri,
- kucağma gelcem, kuccağma gelcem anne! kucak istiyor
- iyi ki doğduuum deniiij diye doğumgünü şarkısını söylüyor aklına estikçe..

19 Şubat 2010

Sobeler ebeler..

Başlık yanıltmasın beni bekleyen 2 tane sobenin içeriğini özetledim sadece.

Önce sevgili Başak' tan gelen çantanızı boşaltın sobe'si.
Deniz'in eşyaları ve benimkiler aynı çantadayken.
Eğer dışarıda uzun bir gün geçireceksek Deniz' in daha fazla ıvır zıvırı giriyor işin içine ve siyah koca sırt çantasıyla değiştiriyorum.
Onsuz dışarı çıkacaksam da -ki nadir zamanlardandır- eşyaları dışarı çıkar. Neler varmış neler,

Deniz' inkiler ıslak mendil, bez, 1er tane body, tshirt ve eşofman altı.
Minik oyuncaklar, deniz gözlüğü kutumun içine tıkıştırdığım oyun hamuru ve oyuncakları, etiketler, boya kalemleri. Meyva ve bisküvi.

Benimkiler de;
- not aldığım, listeler hazırladığım defterim ve 1 kalem
- cüzdan
- cep telefonu
- anahtarlar 2 anahtarlıkla beraber. Ateş'in Yeni Zelanda' dan getirdiği üzerinde kiwi kuşu içinde onun fotografı olan anahtarlığım, diğeri de Dilo' mun hediyesi Dubai develi anahtarlık.
- i-pod
- deodorant ve el kremi, vazgeçilmezim Nivea çilekli dudak koruyucum
- mendil ve içine pürel doldurulmuş minik şişe
- güneş gözlüğü
- küçük fotoğraf makinam, büyük makinayı alırsam sırt çantasını alıyorum
- su
- benim ve Deniz'in tokaları, bunlar hep çantadadır Deniz takar çıkarır takmak ister gene çıkarır böyle devam eder,
- vapur tarifesi
- kargo makbuzları
- tostçudan kalan ıslak mendil.. ve bisküvi kırıntıları.
Fotoyu çekene dek zor tuttuğum minik elin uzandığı da çantada sürünen ipod kılıfı.

Berna'cım sen de dök bakalım çantanı :)

İkinci sobe de sevgili Seren' den. Hayatınızdaki adamı çıldırtacak şeyler, 3 tane sanırım.
Bunu Ateş' e sordum Çin' e gitmeden önce. Ne yaparsam çıldırma noktasına geliyorsun diye, yok öyle birşey dedi. Bence bunlar var ama,

1. Bilgisayarından izinsiz bir program silersem ya da kurarsam,

2. Yıllardır dolapta duran yırtık pırtık deri ceketlerinden ya da dağcı çantalarından birini farketmez diye atarsam ve nasılsa aklına gelip kullanmak ister ve bulamazsa,

3. Telefon açtığında acelem var ama çabuk söyle diye lafı ağzına tıkarsam,

Ben de Burcu' ya ve Kırmızı' ya sorayım nedir yöntemleriniz?

Piyale Madra aklıma geldi ademler ve havvalar :)

16 Şubat 2010

Yeni..


Şimdiye dek şaka gibiydi sanki gerçekleşmeyecek.
Ateş' in bu akşam gidişiyle resmen süreç başladı.
O, sonraki uçağı beklerken ilk skype görüşmemizi bile yaptık.
Bundan sonrası nasıl çözülür bilmiyorum çok iş var beni bekleyen kafamda omzumda bir sürü düşünceler yükler endişeler..
Karar verdik dönüşü yok Çin maceramız başladı..
Bir ya da birkaç ayımız daha var Denizkızımla, babası yeni evimizi toparlayana dek.
Bir yanım hiç istemiyor ailem arkadaşlarım bu sulugözlülükle nasıl ayrılığa dayanırım diye. Diğer yanım da güzel olacak, birkaç yıl, yepyeni bir kültür yeni insanlar, bambaşka bir hayat tecrübesi diyor.
.
.
Hayırlısı olur umarım Deniz ve bizim için en doğru kararı vermişizdir.
Allahım lütfen bu hazırlık, alışma sürecini kolay atlatabilmem için bana güç ver ve tüm sevdiklerime sağlık..

12 Şubat 2010

Sayfa böyle çevrilir

Bilmeyen öğrensin sağ elin işaret parmağı yalanıp ıslatılırken o sırada diğer elle de sayfa çevrilir. Kitap dediğin böyle okunur.


Sonuç sırılsıklam bir parmak olsa da..

11 Şubat 2010

Sevgililer Günü bahane


Denizkızı keyifsiz birkaç gündür. Bugün doktora gittik öncesinde konuştuk beraber, gidelim mi Deniz diye, " dokdok teyjeye gitmeyelim dokdok amcaya gidelim " dedi.
Doktorunu çok seviyor Denizcim bakabilir miyim? bana söyler misin? diye konuşunca doktora bir güzel sakin sakin cevap veriyor bak, oyası acıyor, oyası acımıyor diye. Birkaç gündür birşey de yemiyor portakal suyu, yumurta ve yoğurtla besleniyor.
O keyifsiz olunca hep neşeli ve cıvıl cıvıl görmeye alıştıgımız için bizim de keyfimiz kaçtı.

Dün ona kalpler hazırladım, boyalar tutkallar çıkardım çok sevindi.
Sevgililer günü sebep olsun. Ben buna aşk balığı dedim o beni düzeltti "bayık değil o bayina anne " diye. Totally Tots da ve birkaç yabancı blogda görmüştüm. Çok basit ve eğlenceli. Tutkal ıslakken çekmişim, fotodaki beyazlıklar tutkal kuruyunca gidiyor, Deniz fırçayla bolca sürdü tabii. İşte aşk balinamız.


Babam için diye diye hazırladı. Babanın bavuluna bu da atılacak. Ateş 16 sında gidiyor artık kesin, yeni evimizin ilk dekoratif objesi de bu balina oldu şimdiden.

Bu da sevgililer günü kartı. 2 tane hazırladık. Deniz kartların içini pastellerle boyadı simli tutkalla süsledi. Kapağa da kalpleri çiçek şeklinde yapıştırdık. Deniz kapağı da süsledi.


Biri gene babaya diğeri de sürpriz !