
Günler çok hızlı geçiyor. Anniina, ikizler ve yeni gelen Belçikalı anne Isabelle ve 2 ufaklığıyla erkenden buluşup suda minikler için bol oyuncaklar olan havuza gidiyoruz. Bundan en çok Deniz memnun. Erkenden 9 olmadan buluşmamızın nedeni henüz anlayamadığımız bir sebeple havuzun 11-12 arası kapanması. Burada "neden??" diye sormak anlamsız kaçıyor artık herkes Chinese!! diyor ve geçiyor kafa yormadan. İlginçlikler diyarı..
- Yaşadığımız şehir GuangZhou, güneyde GuangDong eyaletinde, yani "Kanton" bölgesindeyiz. Kanton eyaletinde yaşayanlar Çince yani Mandarin dilinden farklılıklar gösteren "Kantonca" konuşuyorlar. Genellikle Hong Kong, GuangZhou ve Macau adasında bu dil konuşuluyor. Şive farkı diyelim, ama kullandıkları kelimeler terimler bile bazen farklı ve Mandarinler Kantonca konuşanları anlayamayabiliyor, Mandarin diline göre daha kaba olduğunu söylüyorlar.

- Guangzhou "city of goats" keçilerin şehri olarak anılıyor. Her yerde şehri kurtardıklarına inanılan 5 keçiye ait heykeller var. İnanışa göre şehir kuraklıkla savaşırken gökyüzünden ağzında pirinç taneleri taşıyan keçilere binmiş ölümsüzler iniyor. Ölümsüzler göğe geri dönerken keçiler yeryüzünde kalıp her yere bu pirinç tanelerini ekerek kuraklığa sonsuza dek son veriyorlar.

11 milyon nüfuslu büyük bir şehir, her yer koca binalarla dolu, gökdelenler de az değil. 12 Kasım'da Guangzhou' da başlayacak 2010 Asian Games 'e dek şehirdeki yapılara ait ne eksik varsa tamamlanmaya çalışılıyor. Çok yerde inşaat kazı alanı var harıl harıl Asya Oyunları' na yetiştirmeye çalışıyorlar. Bunlardan biri de dünyanın en yüksek kulesi olacak 610 metre'lik Guangzhou TV ve gezi kulesi. Kule aşamalı olarak sürekli renk değiştiriyor henüz açılışı yapılmadı ama şimdiden uzaktan görünüşü bile çok ilginç.

- Bu bölgede her yer restorant dolu, her çeşit, Çin'in her bölgesine ya da her ülkeye özgü inanılmaz sayıda restorant var.
Pekin' de yaşayanlar "kim olduklarına" önem veriyorlar; Şangay' da yaşayanlar "nasıl göründüklerine". Guangzhou' dakiler için ise diğer şeylerden daha çok "ne yedikleri" önemli.
- Çinlilerin inandıkları bir Tanrı ya da din yok. Çok sayıda Budist tapınağı var ama insanların çoğu inançsız.
Burada "oh my God!!" yok, "wode tian a!" var. Yani "my sky!!" gökyüzü. Herşeyin ondan geleceğine, gökyüzünün karar vereceğine inanıyorlar.
Eğer gerçekleşmesini çok istedikleri bir şey varsa Budist tapınaklarına gidip, örneğin oğlum olursa şu kadar bağış yapacağım diyorlar. İstekleri gerçekleşirse tapınağa gidip para veriyorlar. Her istek, dilek için ayrı Buda'lar var, yani sınavı kazanmak istiyorsan eğitimle ilgili, evlenmek istiyorsan aile Buda' sını bulup dua ediyorlar.
- Kantonların inanışına göre "4" rakamı ölümü temsil ediyor, Çince' de farklı karakterlerle temsil edilmelerine, tonlama farkılıklarına rağmen okunuşları ve pinyin yazılışları aynı yani "sı"; bu nedenle 4 rakamını pek dillendirmiyorlar. Bir bina eğer Kanton birisine aitse asansörde 4.kat ve 4 rakamının yer aldığı katlar yok yani 3. kattan 5. ye, 13. kattan 15. ye geçiş yapılıyor. Bizim yaşadıgımız bölgede de bu geçerli.

- İnsanlar kaba. Bize çok kaba gelen davranışlar onlara göre kaba değil normal algılanıyor. Bu ilk zamanlar hep ve hala bazen canımı sıksa da burada böyle bir kültür var yani "normal" olan bu, kabullenmek sinirlerini fazla zorlamamak gerekiyor. Diyelim kucağında çocuk elinde alışveriş poşetleri ve sırtında puset otobüse yetişmek için koşturuyorsun, insanlara ya da otobüs bekleme sırasının başında dikilen güvenlik görevlisine kalkmak üzere olan otobüsü bekletmesi için el edip sesleniyorsun . Ama sana öylece bakıyor çünkü anlamıyor neden öyle koşturdugunu; belki zoraki bir bekle istersen hareketi yapıyor şöföre, ama otobüs kalkıp gidiyor, sen 2 adım gerideyken. Bu durumda adama ya da kadına sinirlenmen sadece seni yıpratıyor.
Otobüs gelince binmek için önce içindeki insanların inmesi kesinlikle beklenmiyor. Kim olursa olsun önce binmek için atlıyorlar. Bu nedenle ana duraklarda sıraya girilmesi için demirler yapılmış bu şekilde itiş kakış en azından buralarda engelleniyor.
Yine otobüste ihtiyacı olanlara yer vermek ya da yardım etmek gibi bir durum yok. Tabii ki istisnalar, yardımsever kibar insanlar da var. Ama bunlar genelde kadın, Çin'de "ladies first" yok "men first".
- Cep telefonuyla çok fazla ve inanılmaz yüksek sesle konuşuyorlar özellikle yine otobüslerde; akşam olması, çevrelerinde insanların, yaşlıların ya da uyuyan bebeklerin olması gürültü yapmamak için engel değil.
- Burada sokaklara tükürmek çok normal. Ama öyle böyle değil hak huk boğaz temizleyerek. Ben herşeye alıştım da buna alışamadım dehşetle kaçıyorum yakınımda olursa. Kadınlar yapmaz heralde diyordum ilk geldigim günler sonra genci yaşlısı kadınlarda da çok rastladım. Cahil, eğitimli pek farketmiyor.
- Bunlar ve benzeri davranışları hükümet azaltmaya, insanlara temel görgü kurallarını ögretmeye çalışıyor. Televizyon kanallarında sürekli alçak sesle konuşun, telefonla olmayacak yerlerde konuşmayın, ihtiyacı olanlara yardım edin, güleryüzlü olun, yer ve yol verin, asansörde sigara içmeyin, dışarıda satılan yiyeceklerden almayın, çöp atmayın, temizlik kurallarına uyun gibi kısa skeçler dönüyor. Reklam kuşagında 1-2 ürün reklamı anca var genelde bu tip yönlendirici görgü kurallarını ögreten programlar yayınlanıyor.
- Bildiğimizin aksine çok sayıda zengin Çinli var, arabaların geneli lüks ve iyi markalar. Televizyonda Mercedes reklamı sürekli dönüyor. Bizim el değemediğimiz çok ünlü yabancı markalara ait çok sayıda mağaza var ve müşterileri de oldukça fazla. Adım başı büyük AVM ler var, hafta içi bile kalabalık.
- Biz ülkemizde Çin malı der almaktan kaçınır kalitesinden hep şüphe duyarız. Burada herşey Çin malı ama aynı anlamda değil. Marketlerde kaliteli güzel ürünler fazlasıyla var. Çin markaları uygun fiyatlı ama yabancı markalar pahalı.
- Yemeye içmeye çok önem veriyorlar demiştim, ve çok da ucuz. Diyelim 4 kişi bir restorana gidip tıka basa yiyorsun ama 250 Yuan hesap geliyor, yani kişibaşı 13-15 Tl ortalama.
- Sabah 8 de işbaşı yapıp, 11-11.30 civarı öğle yemeği yiyorlar. Genelde 1,5 saat öğle arası verip akşam 6.30 ' da da mutlaka akşam yemeklerini yemiş oluyorlar. O saatlerde mağazalar, avmler, hastaneler, sosyal alanlar birden tenhalaşıyor .
- Erkekler tembel çalışmayı sevmiyor. Bu daha çok eğitimsiz kesim için geçerli. Kadınlar çalışma hayatının her alanında, ağır işlerde dahi çalışıyorlar. Birçok dar gelirli ailede erkeğin evde oturup kadınların uzun saatler çalıştığını söylüyorlar. Bir kazı alanında ya da inşaatta erkek işçiler yanında kürek sallayan, boya yapan, taş taşıyıp beton döken kadınlara çok sık rastlanıyor.
- Sürekli artan ve 1.4 milyar'a yaklaşan nüfus nedeniyle hükümet 1 aile 1 çocuk olması için uğraş veriyor ve 2. çocuk için para alıyor. Bu para eyaletlere göre farklılık gösteriyor, burada 100.000 rmb civarı yani 22.000 Tl 'na denk geliyor. Gördüğüm kadarıyla bunu fazla önemseyen yok, kafamı çevirsem hamile birine rastlıyorum. Köyden şehire göçün engellenmesi amacıyla uygulanan bir yöntem de eğer çocuklarını doğduğun yerden farklı bir şehirde okutuyorsan yine hükümete bunun için fazladan para ödüyorsun.
- Nüfus çok kalabalık bu nedenle yenebilecek herşey değerlendiriliyor, hiç bir şey çöpe gitmiyor. Türkiye'de yediğimiz tavukların ayıklanan ayaklarının buraya satışından ne çok gelir elde ettiğimizi burada öğrendim. En sevdikleri şeylerden biri de bu, tavuk ayağı yemek. Kıkırdakla ilgili herşeyi çok seviyorlar markette özellikle paketlenmiş satılan tavuk, ördek ayakları var. Masaya ısmarlanan bütün tavuk, ördek vesaire gelirse kafası ayağı da üzerinde. Pek hoş değil tabii. Çinlilerle yemeğe çıkmışsak bizim alışkanlıklarımıza göre sipariş vermeye dikkat ediyorlar. Çok fazla garipseyeceğimiz şeyler masaya gelmiyor.

- Karides, istiridye, çeşit çeşit deniz kabukları, irili ufaklı midyeler çok tükettikleri arasında, bunlar bize normal gelenler ve gerçekten lezzetliler. Kurbağa, kaplumbağa, deniz yılanları, yılan, her türlü deniz yumuşakçası mesela renk renk deniz hıyarları da çok tüketilenler arasında. Ben markette gördüm sadece.
Ve timsah. Markette timsahı kafası elleri ayaklarıyla buzlar arasında görünce kötü etkilenmemek bizim için mümkün değil. Metro' da gördüm ilk sonrasında bir büyük markette daha rastladık.
Shelley' nin bana aktardığı şey ise burada "sırtı göğe bakan her canlıyı yemek mubah".
- Çok hoş giyinenleri de gördüm ama kadınların kıyafetleri genelde süslü, yani fırfırlar, pullar, broşlar, danteller hepsinde var. Ya da çocuk kıyafetlerinde olan cicili bicili figürler hayvancıklar tavşanlar vesaire. Mini etek ve elbise tercih eden çok, rahatlar ne isterlerse onu giyip dışarı çıkıyorlar. Ayakkabılar değişik tasarımlarda ve yüksek topuklu. Giyim mağazası çok var ama satın alacak şey bulamamak kötü. Çinli erkeklerin çocuk görünümlü kadınları beğendikleri söyleniyor bu nedenle kadınlar bu tip kıyafetler ya da aksesuarlarla ve saçları çoğunlukla kahküllü. Biz yabancılar burada çok sade ve salaş kalıyoruz.
- Bilinenin aksine Çinlilerin hepsi kısa değil. Kısa olan da çok var uzun olan da.
- Bebeği için çocuk bezi kullanan o kadar az ki. Genelde bebeklerin ya da ufak çocukların giydiği tulum, şort, pantolonların orta kısımları açıkta, sokakta bu şekilde geziyorlar. Bu alışkın oldugumuz bir görüntü değil, yadırgıyoruz. Çinli bir anne çocugu havada tutmuş çişini yapmasını bekliyor bu arada arkadaşıyla sohbet ediyor, çok sık rastlanan bir manzara. Tuvalet eğitimi erkenden ediniliyor da minnacık bebeklerde bu işi nasıl kotarıyorlar anlamış değilim henüz.
- Pizzayı restorandan verilen özel bir eldivenle yiyorlar. Ve pizzada meyvaya rastlamak çok olası. Mesela ananas ya da şeftali. Domates de burada meyva olarak yeniyor. Yemekten değil ama aldığınız pasta üzerinde süs olarak bir cherry domates çıkabilir.
En sevdikleri içecekler arasında "red bean drink" yani kırmızı fasulye -meksika fasulyesi- içeceği var. Milk shake gibi kocaman bir bardakta içinden dipteki fasulyelerin geçebileceği irilikte bir pipetle içiyorlar. Ben denemedim.
- Hava çok sıcak özellikle de nemli. Aşırı nem sıcağı iyice hissettiriyor. Geçen aylarda habire bastıran sağnaklar bu aralar çok azaldı. Artık güneşi görüyoruz ama ultraviolet burada çok kuvvetli. Beyaz olmayı ve kalmayı seven Çinliler hep şemsiyelerle geziyorlar.
Sıcaktan bunalan Çinliler bluz ya da gömleklerini göbekleri açıkta kalacak şekilde yukarıya sıvıyorlar ve böyle geziyorlar. Ya da pantalonlarını dizlerine kadar sıyırıyorlar.

- Sosyal alanlarda genellikle akşam saatlerinde toplanıp kültürlerine özgü danslarını yapanlar oluyor, müzik ve dans çok geleneksel ve izlemesi dinlemesi çok hoş. İçsel Çin savaş sanatı Tai Chi yapan amca ve teyzelere de çok rastlanıyor.
Burada bize komik gelen bir spor anlayışı var. Spor yapmak adına sokakta hiç durmadan geri geri yürüyenler ya da kolları apaçık şekilde ellerini şiddetlice önlerinde şaklatarak yürüyenler, sabah sporu olarak durdukları yerde kol ya da bacaklarına yumruklarıyla vuranlar
- Çinliler herşeyi taze yemek istiyor. Yerlerin genelde ıslak tutulduğu bu nedenle "wet market" diye anılan marketlerde satılan herşey taze, ak ve kara tavuklar, balıklar deniz ürünleri canlı satışa sunuluyor, beğendigini seçiyorsun. Tüyleri bembeyaz eti siyah olan bir tavuk cinsi var çok ilginç. Meyvalar sebzeler bizim alışkın oldugumuzdan farklı. Ortak bize tanıdık olanlar da var neyse ki patlıcan, kabak, havuç, patates, biber, ıspanak gibi. Çoğunu hala bilmiyorum. Kuşkonmazı çok tüketiyorlar, tatlı patatesi ve marulu ama pişmiş olarak. Ve tabii ki mısır, her yerinden yararlanmışlar.

Pazarda 1 Tl ya satılan hindistan cevizleri ve bardakta satılan suyu. Seçip soyduruyorsun eve getirip önce suyunu içip afiyetle yiyorsun.

Çin'in simgesi meyva lichee.




Anlatacak şey çok. Her gün yeni bir ilginçlik, tuhaflık ya da güzellik karşına çıkabiliyor. Çok ayrı bir kültüre geldiğinin bilincinde olmak, "normal" bildiklerimizin burada anlamsız, buradaki normalin farklı bir anlam taşıdığını kabullenmek gerekiyor.









































