6 Mayıs 2010

İlk oje

Anne çok defa niyetlendi ama vazgeçti zararlı gereksiz diye , ilk ojeye kısmet Çin' deymiş.



Annenin onca zaman yapamadığını manikürcü Çinli kız yaparmış. Buradaki ilk haftasonumuzda yanımızdan kaçıp gitmek, dükkanları tek başına gezmek isteyen çığlık çığlığa ağlayan minik cadıyı anında sakinleştirip yanında ojesiyle bitiveren bu kız.

Yukarıdaki kolaj ilk fotoda biraz gözüküyor. Burada ayak ve el bakım merkezleri var sadece manikür ve pedikür, masaj için. Kadın ve erkek karışık, rahat koltuklarda ayaklarını uzatıp uyuyanını çok gördüm. Ohh keyfe bak dedirtiyor görünce.



"Annecimm sana da aynısından süysün mü abla" diyor burada. O ojeler 4-5 gün çıkarılmadı her sabah uyanınca ayyyyy diye tekrar tekrar sevildi uzun bir zaman için ilk ve son oldu, süslü kız olsun annesine çekmesin !!

küçük Nehir' in öyküsü

Yok.. herşey anlamını yitiriyor bütün "sorun" diye adlandırdıklarımız saçma ve gereksiz.. Minicik yaşında Nehir 'in mücadelesi bitmedi devam ediyor. Nöroblastom' la savaşını kazandı karın ve kemiğindeki tümör temizlendi derken beyninde tekrar bir kitle. Anne Zeynep çok cesur Nehir ondan da cesur . Her şeyin iyisi yanlarında olsun, bunu da atlatacaklar eminim dualar minik Nehir ile.

Açalya hatırlatmış Nehir' in beyinde nükseden hastalığına destek için detaylı bilgi burada;

Nehir'e Destek Olmak İçin Ne Yapabilirim?

5 Mayıs 2010

hastalıkta sağlıkta..



Deniz hasta, babasından ona da geçti, pazar akşamı hapşırıklarla başladı, sabahında burnundan akan sümükleri yalayarak anne ben salyangoz oldum diye diye yerlerde salyangoz gibi yürüme taklidi yapıyordu. Eve 5 dak. mesafede özel büyük bir hastane var neyse ki, burada çalışan yabancı hastalar ve yakınlarıyla ilgilenen Stephanie de arkadaşımız. Ateş buraya yalnız gelmedi, yanında eski arkadaşımız şimdiye dek çalıştığı şirketlerde hep beraberce olduğu Selçuk' la bu işe giriştiler. Deniz' in çelçuk amcası, kel kafasıyla oynadığı senin saçın yok çelçuk amca diye kikirdediği.. Stephanie de Selçuk'un kız arkadaşı, çok tatlı canayakın, Deniz'e  de bayılan bir kız..

Çin'deki hastanelerde pediatri bölümleri 2' ye ayrılmış, hasta çocuklar ve sağlıklı çocukların muayene edildiği departmanlar farklı. Biz hasta çocukların polikliniğinde sıraya girdik girişe ufak sallanan oyuncaklardan kaydıraklardan bir oyun alanı kurmuşlar, ama sıra uzun deli gibi bir kalabalık var. Deniz daha da hasta olur diyerek gelen Stephanie bizi kurtardı, sağlam çocuklara bakılan 4. kata çıktık ve hemen muayene olduk. Doktorun söylediklerini Stephanie bize çevirdi, biraz suyunun suyu olması içime sinmedi ama yapacak bir şey yok. Bayan profesöre sorup ögrenmek istediğim bazı şeyler çok anlamsız geldi. Sistem herşeyde oldugu gibi burada da çok farklı konu Deniz olunca ben baya endişelendim stres oldum böyle nasıl olacak diye. İlaçlar bizdeki gibi eczaneden alınmayıp hastanede veriliyor. Western pharmacy denen bildiğimiz ilaçların ve de Chinese pharmacy denen, bitkisel ilaçların verildiği 2 ayrı bölüm var. Doktor ilaçları hastanın her gelişte kullanılmak üzere verilen kartına pc' de işliyor ve ilaçları bu departmanlara gidip alıyorsunuz. Doktordan Deniz'e bu dönemde kuvvetli olması adına vitamin ve balık yağı kompleksi istedim, ama ne gerek var ki diye yüzüme garip baktı. Vitaminler Çin'de çocuklara 2 yaşa kadar verilirmiş, durumu kötüye giderse düşünürüz dedi, kuvvetlenmesi gelişimi için dışarıda koşup oynamasını hareket etmesini tavsiye etti. Muayenede kulaklar önemlidir değil mi hele ki burun tıkanıklığı varsa küçük çocuklarda sinüsler ve kulak arası mesafe yakın diye ortakulak iltihabı endişesi duyulur mutlaka kulaklar kontrol edilir. Doktor sadece göğsüne ve boğazına baktı ben hayretle nasıl kulaklara bakmaz diye Ateş' e söylenirken. Kulaklarına bakmasını isteyince anlamsız baktı gene, ağrısı problemi mi var ki dedi? Kulaklara ayrı bölüm bakar sorun varsa KBB 'a gidebilirsiniz dedi. Ben isteyince kulaklarla biraz oynadı inceledi. Deniz bayan doktorlardan hiç hazzetmiyor İzmir' deki dokdok amcama gidicem ben diye ağlıyordu o sırada, kulakları çekiştirilince iyice yaygarayı bastı.

Bugün 2. günüydü hastalıgın, baya geriledi hafifledi, parklarda gezdik koşturdu oynadı. İnşallah ilerlemez bu zamanlarda yemek yiyemiyor, nefes alamıyor, öksürükle uykudan uyanıyor çokça. İstekle ilaçlarını içiyor, dokdok teyzeye gitmeyelim gene diye diye. Olgunlaştı sanki miniğim son zamanlarda. Daha geçen ay feryat figan 3 kişi zaptedip burnuna sprey sıkamazken şimdi tamam baba ama yavaç yavaç sık hıjlı olmasın diye uzanıp bekliyor kuzu kuzu. Her sprayden sonra da gülümsüyor tatlı tatlı.

Ama 2 yaş sendromları mıdır yoksa büyüme atakları mı her neyse inatlaşmalar son hızla devam ediyor. Burada "terrible two" denen, 2 yaş krizini bilmiyorlar gayet iyi ingilizce bilen Doris' e bahsettiğimde gene anlamsız bir bakış aldım. Ben Deniz her an yanında olmamı ve benden bir oyun beklerken, aynı zamanda ev işlerine yetişmeye çalışmaktan, Deniz sağlıklı besleniyor mu diye endişe edip ne yemek pişirsem de yese diye düşünmekten yoruldum. Bugün bir bardak portakal suyunu yere boca etti ve sonradan çok pişman olsam da o an engel olamadıgım için yerleri duvarları silerken yanında hüngür hüngür ağladım, sonra da sarılıp özür diledim. İç döküm satırları olacak biraz karamsar belki ama, çocukla hayat her zaman güllük gülistanlık değil çok güzel ama çok zor yanları da fazlasıyla var. Arada nefes almak biraz uzaklaşabilmek gerekiyor yoksa mutlu anne= mutlu çocuk tehlikeye girebiliyor. Evet iyi ki de işimden ayrılıp bebeğimle beraber oldum, her anını yaşadım diyorum ama 2 yılı aşkın süredir bu durumda olmak değildi istediğim. Hayat neler getirir bilemiyor insan planladıkların bir yana, kendini bir anda bambaşka bir hayatta buluveriyorsun. Her şeyin başı sağlık, en değerlisi benim için şu anda sevdiklerimin en çok da Deniz'in sağlığı diyorum ve dua ediyorum bu zor günleri atlatabilmek için..

1 Mayıs 2010

Gözüme takılanlar


Fotoğraflar 23 Nisan' dan.. Çocuk bayramı' nda onun yerine biraz eksik ve buruk hissettim ama ne gereği vardı ki? Farkında mı değil, o zaten dünya çocuklarıyla bir arada. Ben ona 23 Nisan kutlu olsun şarkısını söyleyerek güne başladım o ise Bay Mikrop beni  hasta edemezsin' i söyletti ve söyledi ısrarla onun deyişiyle bay mikkot bay mikkoot..

Çok kolay arkadaş ediniyor ve büyük küçük bütün çocuklarla oynamaya çalışıyor, saçlarını seviyor ellerinden tutup yönlendiriyor. Kafasını hafifçe yana eğip napıyoçun gelçene oynayalım deyişi var ki bayılıyorum.. Buradaki çocuklar anlamasa da söylediklerini sorun değil, çocukların dili bir, önyargılardan gururdan uzak hepsi.

neler geçiyor aklından

O minik sarı kafasından neler geçiyor acaba ..Onu nerelere getirdik tam da arkadaşlarını benimsemişken, herşey güzel yolunda giderken ne büyük bir değişimin içine soktuk bize eziyetlerini hakettik galiba diyorum bazen.



GuangZhou' da sıkça gittiğimiz bir avm' de cute baby isminde bir oyun parkı var, ilk gidişimiz tesadüfen oldu Deniz görünce içeri atladı biz de engel olmadık. Türk Lira' sıyla 11 TL verdik, 2 saat oyun hakkı, fotograf çekimi ve CD si, 2 adet basılı fotoğraf ve sonrasında herhangi bir gün 1 saat daha oyun hakkı. Başka neler var diyesimiz geldi. 2 adet küçük fotoğrafı basmaları 1 hafta sürdü ama neyse.



Bunlar da biraz çevre ve park manzarası..





2 gündür yağan sağnak ve eve hapsolmamızı saymazsak her gün öğleden sonra akşama dek dışarlardayız Deniz' le. Gündüz artık uyumak istemiyor ben de eve kapanmak istemediğimden kahvemi yanıma alıp turlara çıkıyoruz anne kız. Bezi de atınca rahatlayan pantolon eşofmanlarla daha bir hızlı koşuyor her yere tırmanıyor keçi. O oynarken ben insanları gözlemliyorum. Dedeler ve büyükanneler çoğunlukta parkta, çocukların yanından pek ayrılmayıp onlarla beraber park tepelerinde geziyorlar. Annelerin çoğunun aksine. Yanımıza gelip çince birşeyler soruyorlar , ben de artık ingilizce yanıt vermekten sıkıldım onlar Çince ben Türkçe karşılıklı sohbet ediyoruz.

Bebeklerin tulumları çok ilginç, bez bölgeleri açıkta bezleri meydanda ya da bezsizler. Çoğu erkenden bez atmış bizimki daha yeni atınca ve de buradakilere göre yaşından büyük durunca kendi tembelliğim adıma utanıyorum desem. Komik gelen bir şey, genelde erkek çocuklarda gördüm 5-6 yaştakilerde bile, çocukların sırtına biz Türkler de ufak bez peçete falan koyarız ama burada baya bildiğin kocaman havlu sarkıyor sırtlarından. Esaslı terliyorlar heralde.


Bize göre bazı konularda 10 yıl gerideler, bazılarında ise 20 yıl ileride. Yapılar binalar çok gelişmiş, üst üste 5 tane üst geçit köprü inşaa etmişler muhteşem, trafik yolunda işliyor. Ha trafikte çok kötü kullandıklarını da söylemek lazım, gece mece farketmiyor önündeki biraz şeridinden çıkmış diyelim deli gibi kornaya basıyorlar, yerinden zıplıyorsun. İzmir'de bizim üst kat komşusunun otomobil alarmından bana fenalık gelirdi, burada motorlarda bile alarm takılı.

Çoğu çalışan özellikle kadınlar mini etekleri, taytları, fırfırlı elbiseleriyle elektrikli motor üstünde işe gidip geliyorlar. Türkiye'de olsa trafikte nelere maruz kalırlardı..  Kimse kimseye bakmıyor rahatsız etmiyor kadınlar genç kızlar genelde mini et.ek ve elbis.eli,  fi.le çor.ap ve şortlarla.  Gelirken fazla kıyafet almamanın pişmanlıgını yaşıyorum sade birşeyler henüz bulup alamadım. Mango buldum diye sevinip içeri daldım ama burada Mango da onların tarzına göre düz beyaz bir tshirt bulunca atladım..  Gözlemlerim devam edecek..

27 Nisan 2010

Küçük Deniz Kızı Çin' den bildiriyor...


Deniz diyor ki;

Banu teyzem benim için ilk başlığı atmış bana da yazmak düşüyor. Çin'e ayak basalı 21 gün olmuş, Nisan 7' den 28 'e,  dile kolay tam 3 hafta. Zor geçen 3 hafta.

İlk günler haftalar hiç alışamadım annemin deyişiyle beni Çin çarptı içime minik bir canavar kaçtı. Annemin sabrını çok defa sınadım, erdemini arttırdım. Hiç bir şey yemeyip, annanneme gidicem ben diye ağladım, arkadaşlarımı hatta oyuncaklarımı istedim, annemin kucağından inmeyip evin içinde anne- bebek şempanze hayatı yaşattım, huysuzluk ve hırçınlık dozunu yükseklere taşıyıp annelikten istifa ettirmeye çalıştım.

Bugünlerde daha iyiyim duruldum yeni odama alıştım, az ama öz oyuncaklarımla oynuyor artık duvarlara ikea çekicimle vurup boyalarını parmaklarımla kazımıyorum. Hatta birkaç gündür kendi odamda çocuk yatağında uyuyorum. Güzel bir haber de artık lazımlığı kullanmaya başladım.

Yukarıdaki resim ilk Çinli arkadaşım Kelly'nin 3. yaşgünü partisinden, babamın iş arkadaşı Doris'in kızı. Burada herkesin Çince isimlerin söylenişi zor oldugundan İngilizce bir ismi var, kendileri koyuyorlar. Kelly' nin esas adı Liao, bence daha güzel.

Kalem annemde;

" Deniz alıştı, ben alışamadım. İlk günler insanlar bize bakınca ben de bakıp gülümsüyordum artık kanıksadım, sokakta herkes bize bakıyor, kendimi " lost in translation" daki gibi hissediyorum çevremdeki her şey ağır çekim ilerliyor sanki. Deniz'e ilgi büyük Çince sevgi sözcükleri söylüyorlar saçlarına bayılıyorlar. Oyuncak bebek gibi diyorlar, ben ona karşı bu ilgiden rahatsız oluyorum bakmayın diyesim geliyor bazen. Burası tuhaflıklar diyarı her gün yeni bir gariplikle karşılaşabiliyorsun. Bize "garip" tabii. Yaşadığımız eve alışamadım hem Deniz' in emniyeti için sakıncalı tarafları var hem de benim yaşadığım bazı problemler var hiç bahsetmeyeyim. Kontratın bitişine dek bu evdeyiz mecburen. Neyse ki site ve çevresi çok güzel. Birçok farklı siteden oluşan kocaman bir yerleşim. Çiftlik diye adlandırıyorlar dışarıda. Çok güzel bir gölü, dans, spor ve bisiklet parkurları, çocuk parkları var. Her yer botanik bahçesi gibi bitkiler çok güzel, zaten böyle bir havadan da aksi beklenemezdi. Çok garip bir hava var güneş varken birden sağanak yağmaya başlıyor hava soğuyor, ardından hava ısınıyor ve acayip bir nem bastırıyor. "Nem"li günler Nisan- Mayıs'a özelmiş ve bu seneki gibi bir nem daha önce hiç yaşanmamış, bizim şansımıza. 2 gün kadar süren illallah getirten bir nem var ki, banyoya havlu asamıyorum sırılsıklam oluyor hiç kullanmadan. Mutfak ve banyo fayanslarından su damlacıkları akıyor, cahillik edip temizlik yapmaya kalkarsan yerler 2 gün kurumuyor. Alışamayacağım tek şey bu olur. Güzelim memleketimin havası gibi yok.

Yiyecek konusu dert olmadı. Alışkın oldugumuz yemekleri tam anlamıyla olmasa da yapabilecek kadar malzeme bulunuyor. Yani etli biber dolması yapabiliyorum ama maydanoz ve dereotsuz. En azından güzel İtalyan zeytinyağı ve peyniri var. Amerikan salçası, bazen mayalamak için aldığımız Avustralya'dan gelen yoğurt. Dışarda yemek çok hesaplı ama yabancı malzemeler biraz tuzlu olabiliyor. Evde ekmek ve yoğurt işi Ateş'in, çok lezzetli ekmekler yapıyor ben bolca yiyorum da taşfırın beyaz ekmek seven Deniz'e bir türlü beğendiremedik. Şu ara çok içime oturan Türkiye' den yanımda getirdiğim, her sabah Deniz'in de çokça büyük bir iştahla yediği dikkatle çekirdeklerini çıkarıp bana uzattığı güzelim zeytinlerimin tükenmiş olması. Markette görüp atladığım bir kavanoz siyah zeytin çekirdeksiz ve lezzetsiz bir hayalkırıklığı oldu. Keşke daha çok getirseymişim dedim herşeyden, ha bir de envayi çeşit pilavlık var da bulgur yok ne yazık. Meyva sebze çeşit çeşit, Deniz mangoya ve mango suyuna bayılıyor. Keşfetmediğimiz daha o kadar çok ki. Restoranlarda taze meyva suyu olarak karpuz suyu geliyor nefis. Çin yemekleri lezzetli özellikle deniz ürünleri, Deniz bile yediğine göre. Liao'nun doğumgününde ilk defa istiridye ve karides yedi sıpa arkadaşlarına baka baka.

Haftasonlarımız çok hızlı geçiyor otobüse atlayıp şehrin merkezine gidiyoruz yarım saatte tıngır mıngır, Deniz çok seviyor otobüse binmeyi ilk zamanlar dolaşmak istiyordu, şimdi koltugunda oturuyor öne yandakilere oyun yapıyor, bazen de uyukluyor. GuangZhou'dayız -okunuşu "guanco"-, gökdelenler, koca binalar ve alışveriş merkezleriyle dolu büyük bir şehir. Keşfedilecek çok yeri var. Şimdilik en çok Ikea' ya gittik. Ve Pizza Hut 'a, buradaki pizza hut'lar alıştığımız gibi değil çok hoş güzel restoranlar; pizza da var güzel Çin yemekleri de. Hiçbir yerde bahşiş diye birşey yok,  bırakırsan kabalık olarak algılanıyor. Başına fazlasıyla buyruk inatçı keçi Deniz tabii ki restoranlarda hiç oturmuyor kalkıp gezecek dışarılara çıkacak. Oturmaya alıştırmaya başladık.  Yan masadaki Çinli çocukları da ayartıp ayaklandırıyor. Nasıl yetiştiriyorlarsa minicik Çinli çocuklar bile masadan kalkmıyor  yemek bitene dek. Biz bir yerlerde yanlış mı yapıyoruz bu işin sırrı nedir?? Bahçede tanıştığım kocası Avustralyalı 20 aylık ikizleri olan Çinli bir anne burada çocukların genellikle büyükanne/babaları tarafından yetiştirildiğini ve kesinlikle söz dinlediklerinden bahsetti. Benimkiler de Deniz gibi ben bakıyorum diye de ekledi. Artık napıyorlarsa bu büyükler aklıma bir tek şey geliyor benim.

Yurtdışı tecrübesi olan arkadaşlarım söylemişti ilk günler aylar çok zor geçecek diye, yaşanmadan anlaşılmıyor, uzaklarda yaşanan özlem çok daha fazla hissediliyormuş.."

Kapıdan girdik ilk karşılaşmada yerlerde dans etmeye başladılar.

31 Mart 2010

Küçük Denizkızım

Bu minik ayaklar uzuuun yollara düşecek, www.kucukdenizkizim.com 'da yine gorunecek.

Miracık' ın işi başından aşkın haldeyken bizi de ihmal etmeyen annesi sevgili Banu bu siteyi bize hediye etti. Banu'cum ne desem bilemiyorum bizi düşünüp sevdiğin, zaman ve emek harcadığın için çok teşekkür ederim. Bu ara fazlaca duygusallaşmış yerlerde sürünen haleti ruhiyem kaynaklı artık yazamam diyordum ama yaşanacak kaydedilecek anlar çok, ortamım şartlarım nasıl olacak emin değilim ama habersiz bırakmamaya çalışacağım.

Hoşçakalın :)

27 Mart 2010

Yolcudur Abbas

anne ben tepeye çıkağım beyabey atlayağım mı? nütfen geliy miçin çen de nütfen?

Bitiriyor beni bu "ç" li konuşmaları, bir de kibar kibar olmayacak şeyleri istiyor sıkıysa olmaz hayır de, dolaptan çikolatayı almış "napıyoçun anne çukuğata veyeyim mi çana? istey miçin ben de yerim annanne de yeçin açay mıçın?"

6.ay, 9, 15, 18, 20 derken hepsinin en güzel zamanları olduğunu düşünmüşüm. Şimdi de bu zamanları en güzel diyorum. Zorluklar hep var onlar bir yana hiçbir anını unutmak istemiyor insan. Bugün saçımdan tokamı çekip aldı çaçını toplama anne açık kalçın diye iyi dedim peki benim bir türlü beğenmediğim saçlarımı beğenen biri çıktı..

Deniz'in bu ara keyfi yerinde, babanın gidişini izleyen 2 hafta daha önce hiç olmadığı şekilde hırçınlaştı huysuz cüceye dönüştü. Nedensiz yere sebzeliğe gidip eline portakal geçirip fırlatıveriyordu ya da yemek vakti eline çatal kaşık verince hoop yere yemekle beraber. 2 yaş dönümünden çok babasının yokluğuna bağladık bu hareketlerini, sabırla atılmaz yere diye alıp portakalları yerine koydum kaç defa dişimi sıkıp. Ona kızıp bağıramayınca ağladığım isyan ettiğim de çok oldu.

Alıştı, ilk haftalar babaya gidicez mi ne zaman gidiyoruz nasıl? baba gelecek mi soruları bitti, yerini babasıyla yaptığı bazı oyunları hareketleri yapıp, kikirdeyip "baba böyle dapıyodu anne kommik" demeler aldı.
İzmir'de kaybolan gündüz uykuları burada 2,5-3 saatlik uzuun uykulara döndü.
Sabahlar aynı 6.30-7.00 de uyanış ayağa dikiliş anne kalk oynayalım!! ben de zıpkın gibi gözlerim pırıl pırıl kalkabilsem onun gibi nasıl bir enerjidir bu.
Küçücük şeylerden çok mutlu oluyor dede bana ne getirdin diye koşturuyor, elma getirdim deyince havalara uçuyor, ufacık bir komiklik yapayım katılıyor gülmekten.

İnatçı küçük keçi, çok başına buyruk umrunda değil kolunu sallaya sallaya ya da kaçıp gidiyor sokakta markette, ne istiyorsa o olacak. Parkta, yollarda çocuk görsün acayip seviniyor yanlarına gidip ismin ne senin napiyoçun diye konuşmaya çalışıyor. Gittiğimiz yerlerde hemen arkadaş ediniyor oynayalım mı, oynar mısın benimle diyor.


Annanne ve dedeye çok alıştı, o kadar seviyor ki onları, Çin'e gidince bu sefer de dede nerde annanne ne zaman gelecek demeye başlayacak eminim, o çevreye dalıp biraz alışsa da ben alışamam ki özlemlerine.


Her sabah erkenden ben kahvaltıyı hazırlarken annemle fırına gidip ekmek alıyorlar, bahçedeki çiçeklere, börtü böceğe günaydın diyerek güne başlıyor.
Sokak çocuğu oldu burada. Böcekler salyangozlar kankası, köpekleri hiç söylemiyorum bile. Bir gece uyku öncesi yarı uyanık yarı uykulu bana anlattıkları;
- ben koyktum attan anne
- nerede gördün ki atı annecim?
- bahçede göydüm çabah caddede (sanırım eskiden gördüklerini uyarlıyor ben hiç civarda at görmedim)
- atlar beni çevmiyor anne
- olur mu Deniz'cim bütün hayvanlar seni çok seviyor sen de onları
- ebet köpekley beni çok çeviyor anne ihi ihi
- at bana brrs dapıyor anne çevmiyor beni
:))

Şalyangojun kommik sümüğü vay anne bakçana!!


Uyku öncesi yatağına yatırıp dalmasını beklerken bana mutlaka "anne ceni çok çeviyoyum" diye fısıldıyor, Diego'yu da unutmuyor ardından "ben Diegomu da çok çeviyoyum".




3 Nisan' da uçuyoruz nihayet, Ateş hasretimize dayanamayıp biletleri çoktan aldı almasına da vizemiz hala çıkmadı. Bugün itibariyle konsolosluğun geri çevirdiği ilk sağlık raporum üzerine, Muğla devlet hastanesinde uğraşıp 2.sini aldım ve yolladım. 2-3 günde vizenin çıkması bizim de salimen uçağa binmemiz gerekiyor. Şansa ihtiyacımız var.

Raporu alırken sağlık personeliyle aramızda bolca Çin muhabbeti geçti , doktorların çoğu ne güzel gidin gelmeyin ülke ne hallere geldi biz de gitsek keşke derken, hemşirelerden bazıları ne işiniz var orada aaa minnacık çocuk böcek mi yiyecek diye kıymetli yorumlarını esirgemediler. Açıklama yapmak içimden gelmedi kızartması güzel oluyormuş dedim.

Çin'den haberlere gelince; A. gayet memnun beni ısındırıyor mu yoksa bilemem gidip göreceğiz nasılmış. İnsanlar canayakın güleryüzlü diyor, uzaylı değillermiş neyse ki!!
8 Mart Dünya Kadınlar günü'nde kadınlar işe gitmemiş, ofiste kendi isteğiyle gelen 1-2 bayan çalışan varmış onlar da ellerinde çikolata gezdirip ikram etmişler.
Barbunya zannedip aldığı konserveyi yerken yer fıstığı olduğunu anlamış, adamlar basbaya yer fıstığını alıp barbunya usulü pişirmişler. Ekmek makinası almış mis gibi ekmekler yapıyorum diyor, günlük sütle de yoğurt. Ptt kargo ile yüzeyden gönderdiğim ilk paket 15 günde ulaştı çaydanlık ve yoğurt makinamızda hasar olmadan.
2 kutu daha gönderdim. Pili hiç bitmeyen, beni hiç yalnız bırakmayan canım arkadaşım teyze Seren gene işbaşındaydı. Onu da sığdırırız bunu böyle koyalım bak nasıl sığdı milim yer kalmadı derken en son Deniz'in minik sandalyesini de söküp kutuya yerleştirdi. Ben Seren'i de kutulayacaktım az daha. Kan ter içinde hazırladığımız bu iki kutu da dün eline geçmiş Ateş'in 10 günde inanamadım.

Benim kafamda bin tane tilki. 2 yıllık çalış(a)mayan annelikten çalışan anneliğe geçiş yapma planlarım suya düştü, hoş zaten İzmir' de bir sürü işveren de kapılarını açmış beni beklemiyordu ama çabalayacaktım en azından. Deniz doğunca çalışmamak, işi bırakmak tamamen benim tercihimdi. Güvenebileceğim tanıdığım birileri olmayınca Deniz'i kimselere bırakamadım. Bebekle geçen zaman geri gelmez, her anını yaşayayım ilklerini hastalıklarını ne yedip içtiğini bileyim, oyunlar oynayayım mutlu büyüsün istedim. Daha basit yaşadık isteklerimizi kıstık, dengeledik. İş hayatının getirdiği sosyallik, ekonomik özgürlük vazgeçilmesi zor olan. Bebekle sosyalleşmeyi de öğrendik zamanla, kısıtlı da olsa.
Hep ben ilgilenince hatalarım da oldu fazla koruyucuydum bir ara, kimselere bırakamayıp anneme bile bırakırken on tane şey söylüyordum. Herşeyi tek başına üstlenmenin dezavantajı da bu. Annelik her haliyle çok güzel, çok zor.


Kısa bir ara yazmayınca insanın eli gitmiyor bir türlü, ama eline geçirince de böyle her telden çalıyor. Aşağıdaki fotoğraf Ateş'in ablası Seba ablanın sergisinden. Marmaris' te denk geldik harika oldu, hastaydı gelemeyince ona bilgi toplayıp fotoğraf çektik bolca. Deniz de halasının resimlerini inceledi galeride bolca koşturdu.
O gün sokaklarda olup hiç uyumayınca da akşam erkenden bayıldı. Ama önce resim defterinden resimlerini kopartıp duvara asalım istedi. Diego'ya sergisini gezdirdi.



benim çeygim'e bakın!

Aşağıda da süs hazırlıyor, makas yapıştırıcı kağıt tabaklar simler yayıldı masaya "babaya çüç hazırlayalım " diye. Makasla kesemiyor henüz iki eliyle açıp geçiriyor parmakları ama çabasını görmek lazım dili dudakların arasına kıstırmış kesmeye çalışıyor.


Haftasonu İzmir'e dönüyoruz bir post daha yazabilirim umarım. Internet bağlantım birkaç gün sonra olmayacak bana şimdiye kadar mail ve telefonla ulaşan, hiç görmediğim halde sevgilerini, önemsemelerini hissettiğim, internetin bana kazandırdığı dostluklar için çok teşekkür ederim.

24 Mart 2010

Pablo Neruda' dan

Bir kez daha okumak, burada bulunsun istedim ileride Deniz de okusun, iyi hissetsin..
resim alakasız babamın resimlerinde rastladım Deniz 6 aylık, annem bana fal bakıyor 3' ümüzün de gözü merakla kahve fincanında neler söylüyor acaba canım annem..


ağır ağır ölürler..

Ağır ağır ölür alışkanlığının kölesi olanlar,
her gün aynı yoldan yürüyenler,
yürüyüş biçimini hiç değiştirmeyenler,
giysilerinin rengini değiştirmeye yeltenmeyenler,
tanımadıklarıyla konuşmayanlar.

Ağır ağır ölür tutkudan ve duygulanımdan kaçanlar,
beyaz üzerinde siyahı tercih edenler,
gözleri ışıldatan ve esnemeyi gülümseyişe çeviren ve yanlışlıklarla duygulanımların karşısında onarılmış yüreği küt küt attıran bir demet duygu yerine “i” harflerinin üzerine nokta koymayı yeğleyenler.

Ağır ağır ölür işlerinde ve sevdalarında mutsuz olup da bu durumu tersine çevirmeyenler,
bir düşü gerçekleştirmek adına kesinlik yerine belirsizliğe kalkışmayanlar, hayatlarında bir kez bile mantıklı bir öğüde aldırış etmeyenler.

Ağır ağır ölür yolculuğa çıkmayanlar,
okumayanlar, müzik dinlemeyenler, gönlünde incelik barındırmayanlar.

Ağır ağır ölür özsaygılarını ağır ağır yok edenler,
kendilerine yardım edilmesine izin vermeyenler,
ne kadar şanssız oldukları ve sürekli yağan yağmur hakkında bütün hayatlarınca yakınanlar,
daha bir işe koyulmadan o işten el çekenler, bilmedikleri şeyler hakkında soru sormayanlar, bildikleri şeyler hakkındaki soruları yanıtlamayanlar.

Deneyelim ve kaçınalım küçük dozdaki ölümlerden,
anımsayalım her zaman, yaşıyor olmak yalnızca nefes alıp vermekten çok daha büyük bir çabayı gerektirir.

Yalnızca ateşli bir sabır ulaştırır bizi muhteşem bir mutluluğun kapısına.

14 Mart 2010

Foto-blog


Marmaris ..


hayaller ..


deniz ve taşlar..


cup..


bi daha bi daha..


herşeyin asıl sahibi..


deniz kokusu..


kumlu sarı saçların kokusu..


ciddi işler..


kuşlara ekmek..


arkadaşlık..


çikolata..


bi tane daa ayabiliy miyim?


bekleyiş..


babaya özlem ve asi 2..


mor havuç..


aaa anne baaak o ne?


aaa annannee bem de gelcem..